benden geçen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benden geçen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2025 Salı

serazad* yazıları


1. Zamanın geçiş hızına çocukken hükmettiğimi düşünürdüm. Zaman benimmiş ve salt bana ait bir kavrammış gibi. Yaş aldıkça, yaşama uğraşıları, telaşları arttıkça zamanın her daim, her koşulda bana ait olmadığını gördüm. Ben kendi zamanımı, kendi alanımı, bakış açılarımı zenginleştirdikçe "benim zamanlarım" kavramına ancak gücümün yettiğine vardım. Onu şekillendirmek, onu yoğurmak sonsuz ihtimallerin geçidinde ondan sana ait bir şeyler yaratmak işte bahsettiğim yer orası. Bu başlıkta kendi zamanımdan geçen görüntüleri, anları, yansımaları ve yansıttıklarımı anlatacağım. 

2. Geçen sabah gün ağarmamışken uyandığımda Nina'nın öldüğünü gördüm. Nina, küçük kızıma aldığım gözleri pörtlek bir Japon balığı. Okulumuzda yapılan akvaryumunu oluştur atölyesinden alıp sürpriz yapmıştım ona. Canlılar doğar, büyür, gelişir ve ölür. Japon balıkları çok uzun süre yaşamazlar. Öyle söyleyerek bu gerçeğe onu hazırlamıştım. Nina'ya iyi bakıyordu. Yemini saatli veriyordu. Parmağını suya daldırıyor aklınca parmak ucunu ona öptürüyordu. Halı dokuma setinden yaptığı ufak kilimi onun akvaryumunun altına sermişti. Onunla suyunu değiştirirken konuşurdum. Hareketlerini izlemek hoşuma gidiyordu. Çocukken uzun yaşayan bir balığım vardı. Tecrübeliydim. Ama artık Nina yok. Tecrübelerim de, özenli bakımım da onu hayatta tutamadı. Arkadaşıma anlattığımda, Japon balıkları uzun süre yaşamaz, dedi. Biliyordum ama yine de bizimle biraz daha kalmasını istiyordum. Bazen istediğinle yaşadığın arasında bir boşluk kalabiliyordu. Kızıma onun öldüğünü söylemek beni epey zorladı. Onu sitenin bahçesine gömdük. Kızım ona su verecek ve onun için dua edecek. Bu gerçeği değiştiremeyiz, dedim. Çünkü o değiştiremediğim gerçekliklerle yaşıyordum. Mezarına ismini de yazdı. Aşağıya indiğinde mezarına su döküyor. 

3. Bu ara, hızlı okumalara ağırlık veriyorum. Yazı egzersizlerimi biraz daha disipline etmem gerekiyor. Öğretmenler için ustalarla tiyatro eğitimi vardı. Seçmelere katılamadım. Çünkü eğitimin saatleri çok geç saatlerde ve eve dönmem zor olacaktı. Üstelik eğitim, hafta içi oluyordu. Ona katılmayı düşündüm çünkü üniversite yıllarımdan kalan bir tiyatro geçmişim vardı. Mesela Deli Dumrul'un karısını oynamıştım sonra bir öğretmeni oynamıştım. Tiyatro heyecanı çok başkaydı, ekibimiz çok şekerdi. O zamanları hep sevgiyle anımsıyorum.

*

*serazad: Başıboş, hür, serbest, kafasına göre anlamında.

**
Sevgiler.

14 Ekim 2023 Cumartesi

çember


Fon/ Zemin: Laciverte çalan bir mavi, turkuaz. Mavinin her tonundan bir tutam.

Şekil: Hayatın seni içine attığı çemberler. Çember içinde başka başka çemberler. Onların içinde nefes alan kendimi görüyorum. O masum kızı çok seviyorum. Öyle güzel, öyle güçlü ve inançlı ki....

Oraya gülümseyerek, karanlığın içindeyken bile görebildiğim ışık huzmelerini kuşanarak bakıyorum. Feri sönen gözlerime aldırmadan bakıyorum. Hayatta hiç bir şeye şaşırmıyorum. Her an her şey olabilir, herkes her şeyi yapabilir. Başıma gelenleri tekamül yolculuğuma ekleyerek duruyorum. Orada. Cumhuriyet Senfoni Orkestrası'nın yeni binasında geziyorum. Kızımla, yol arkadaşımla, sevdiceğimle, ışığımla... 

Güç seninle olsun, Yodaaa kalp kalp💓




3 Ağustos 2023 Perşembe

kabuğuna


 sadece bir düşsün sen

düşler arası yolculuktasın

kendim dediğin 

yalnızca bir düşten ibaret

20 Ağustos 2022 Cumartesi

anti lirik





zifiri gecede göklerde uçardı
bir yaşanmamışlık hayaleti
kendini bozuk bir zamana kurardı
akrep ve yelkovanın durmadığı
eskimiş bir abanoz saatte yürürdü
tik-tak, tik-tak

geçilemeyen bir tren istasyonu
uğranılmayan bir durak
sürgitleşen yalnızlığıyla öylece beklerdi
bedenine kurumuş güneşten dökülen
cılız bir ışık huzmesi vururdu 
aynı yerde kalanların serzenişlerinde
gidip gelirdi
bir- iki, bir- iki

hayali bir haritada
görünmeyen bir nokta olurdu
rüya tanrılarının ağır cezalarına
çarptırılmış
bir yaşanmamışlık hayaleti
her sabah çarkları döndürüp 
kendini yeniden kurardı
sol-fa-mi, sol-fa-mi





20 Haziran 2022 Pazartesi

babama


"üstünü örtmezdi yaşadıklarının,

gün gibi açık, onurlu yaşardı,

karıncaları incitmezdi.

her sabah ekmeğinin,

peşine düşerdi.

ellerinde nasır tutardı emeğin izi,

gözlerinde büyürdü umudun feri.

babam...

merhametli kalbim,

daima güzel günlere...    "





23 Ocak 2022 Pazar

oui

 Kış

çiy damlaları

yok olmuş bir kırlangıcın şarkısını

söylüyor

masum kar kristalleri valste


Elmalı Turta

radyoda eski bir Fransız şarkısı çalarken

buğusu tütüyor fincandaki kış çayının

tabaktaki bir dilim elmalı turta

anıların ellerini tutuyor

çocukluk arkadaşınla bölüştüğün bir dilim elmalı 

turtayı hatırlatıyor


Ay

geceleyin gözü yaşlı bakmıyorum ona

bana gülümsüyor

ışığından bir bade sunuyor


Kitaplarım

-Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?

-Yaşamı daha iyi okuyabilmek için. Dünyayı daha anlaşılır ve dayanılır kılmak için. Bir de..

-Bir de ne?

-Mutluluğu görünür kılmak için.






24 Eylül 2021 Cuma

enerji patlaması:)


Çocuklar, sesler, yüzler. 
Karanlık bir tünelde oturmuş da beklemişler zamanın geçişini.

Zaman mı geçmiş onlardan, onlar mı zamanı ezmiş geçmiş? Belli değil.

Eskitmişler her şeyi. Eskitmişiz kendimizi. 
Tıpalanmış enerji. Bekletilmiş, yönünü kaybetmiş, savruk enerji. 
Belirsiz bekleme salonu karmaşasından kopmuş devasa bir devinim. 
O tünelde beklerken, akıtılmayan enerji artık duramıyor hiç bir yerde. 
Çocuklar, onlar, anlar, yüzler, sesler.
Okulda her gün çocuklarımın yaşadığı büyük enerji patlamasından sonra bir enkaz gibi eve dönüyorum.

Benim için ağlama günlük:)) Çünkü bu da geçecek, öyle diye diye somuruyoruz yavanlaşan bir ömrü..

Keyifli bir hafta sonu olsunnnn💙



30 Ocak 2021 Cumartesi

kar ve haiku


kar melekleri ısrarcıdır

içerideki karanlığı siler

kuyuların dipsiz karanlığını 

masumiyete bırakır


kar melekleri buğuludur

kalbinle bakabildiğin her göz

bakar sana saflıkla

görebilirsen bu yeter benliğine


kar melekleri uçucudur

durmayan zaman gibi

tutamazsın onları

yalnızca hissedersin


hisset




4 Aralık 2020 Cuma

uçmak

Otel odalarını çoğu kişi sevmez ama o seviyor. Dünya ile arasındaki bütün aitlik hissini o küçücük odanın dışında bırakıyor. Bıraktığını zannediyor. Öyle zamanlarda Shakespeare'in sonelerini okuyor. Bağımlı olduğu kitapları da kapı dışında bırakıyor. İş için uğradığı böyle yerlerde, lobideki adamda Zebercet'ten izler arıyor. Ama Zebercet, bir kitabın eskimiş sayfaları arasında, yaşadığı zamanda unutulan, silik bir kahraman olarak küflendi. Biliyor. Zebercet yok ama onun hayata dair arayışı taze, burada, sıcacık, hiç eskimiyor. Lobideki adamın yüzüne tuhaf tuhaf bakıyor. Onun yüzünde arayış, onun yüzünde terkediliş, onun yüzünde bu dünyada bulamadığı hayali sabit bir noktanın gölgesi. Görüyor. 

Dışardaki sis dağılmış, amaçsızca arşınlıyor kaldırımları, uzun paltosuna sarınıyor. Soğuk içine işliyor. Başka alemlerin seyrindeyken, başka bir yüz düşüyor aklına. Çok tanıdık bir yüz ama uzak. Burada değil. Öldü. Halbuki dün, güneş ışığının vurduğu o yalnız odaya girdiğinde bütün bağlılıklarını bir yerlerde bırakmıştı. Öylece, doğdukları yerde. Siyah beyaz bir fotoğrafı bile yok o yüzün. Kaybolmuş boşluklarda. Hayal gücü, yorgun. Özlemek, yanında olma isteğinden daha güçlü bir duygu. Kaçmak istiyor o duygudan, kaçmak. Kuleye çıkıyor. Yukarılardan baktığında ufacık kalan her şeye bakıyor. Hayatında ufalan her şey dökülüyor üstüne. Yaraları, özlemleri, çok istediği halde olmayan her şey, bambaşka bir kimlik olmuş kendine, fark etmiyor. Şu vapur nereye gidiyor? Ya martılar? Bir martı olmak istiyor. Yüreğinde geçmeyen bir kanat ağrısı. 

Bir. 

Martı.

Uçmak.





25 Kasım 2019 Pazartesi

h a y a l


sarı ufkun sahibi söyle bana
gizler ülkesinde tebessüm eden
uzun yıllar karşılaşamadığım 
hayallerim sıcak mı hala?
yoksa onlar da benim gibi üşüyorlar mı?

turuncu çiçekler ölürken
toprağın üzerinden kokuları çekilirken
acı işaretler bırakan kayıp insanlara
sırtını dönerken dünya

söyle bana 
onlara kaç hayal uzaklıktayım şimdi?





17 Kasım 2019 Pazar

tükenmez kalem


Bitmiş bir tükenmez kalemin ucunu düşün. Kalem yazmıyor ısrarla yarım kalan bir sayfadaki yazıyı tamamlamaya çalışıyorsun. Ucu bitmiş bir kalemle sayfaya yazıyorsun ve yazılar okunmuyor. Okunsun istiyorsun, çırpındığın nice bedbin halin bilinsin istiyorsun. Ama nafile... Kalem bitmiş, yazı yarım kalmak zorunda, anlamıyorsun... Tükenmez kalem diye satılan bütün kalemlerin tükendiğini görmüyorsun...


24 Ekim 2019 Perşembe

yaprakların romantizmi



Yollarda öbeklenmiş büyük yığın yaprakların içinden
Süzülüyor bilinmezliğe bir ıssız yaprak
Sessizliğe gömülmüş sesini duyurmak ister gibi 
Yapay bir göletin içinde sürüklenen kurumuş yapraklara bakıyor
Rüzgar ileriye doğru savuruyor onu
Başka bir aylak yaprağa ilişiyor kendiliğinden
Rüzgarın amansız gücüyle 
Bu kızıl yaprağın romansı dansına gözlerini çeviriyor 
Dalganıyor içinde bütün doğru bildikleri
Rüzgar durmadan yeni şarkılar yüklüyor zamana  
Sakince kıpırdıyor kızıl, sarı, yeşil evsiz yapraklar
Bir sonbaharın açtığı bilinmez bir yolda kayboluyor hepsi







19 Ekim 2019 Cumartesi

yağmura



yağmura kapat gözlerini 
dinmesini bekle
geçip gitsin
uçarı rüzgar
dokunsun efsunlu suretine

her yağmur 
birbirinin aynı gibi durur
aldanma
kuraklığa deva olan 
her damla
ötekinden bir başkadır
unutma

zaman yaraya
kabuk bağlar
bir an gelir söker atar
izi de kalmaz
sabret
ateş böceklerinin
küçük ışığında
yanlış bir deyiş
olma

yağmura kapat gözlerini 
geçip gitsin bekle

Baharca 

20 Eylül 2019 Cuma

işaretler



Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde. Orada. Dünyanın uzak bir noktasını nasıl unutuyorsan hayatında, kafanda yorumladığın her düşünce noktasının da aslında senden çok uzakta olduğunu bilmelisin...

Gün ağarırken, ağır ağır ışımaya başlarken bir sabah, içli bir ezan sesi duyarsın. O sesin seni çağırdığı bir beyaz duada olmalısın belki. Dünya'nın çok uzak bir noktasında acı çeken, inleyen hiç tanımadığın biri için dua etmenin işaretidir gözlerinde büyüyen. Hayat, işaretler toplamı... Bak ve gör! Okumayı bil, farklı kalemler kullan yazmak için, farklı duyuşlar süzülsün ruhunun ince göğünden... Işığı yokla. 

Herkes uyurken, kuşlar için verdiğin buğday tanelerinin bir karşılığı bu netleşen işaretler. Uyandıran, silkeleyen, kalbinden geçenlerle bütünleşmek isteyen garip işaretler... Bahçesinde çam ağaçları yükselen, pansiyonlu lisenin yemekhanesinden yayılan baharatlı koku hayat devam ediyor, işte burada diyor. Sende devam et ve hep yeniden başla. Katıl bu sesler ve işaretler cümbüşüne. 

Gün yürüyor, yokuşlu yoldan aşağıya inen eski bir otobüsle birlikte. 
Yürü sende. Geç, geç, geç geçmişten...


18 Eylül 2019 Çarşamba

ışık


Bin ışık hüzmesine çağıran sözcükler denizindeyim şimdi. Sessiz bir ışığı bile ürkütebilir karanlığım...


7 Aralık 2017 Perşembe

Öykü zamanı



Merhabalar sevgili blog dostlarım,

Kil-tablet öykü fanzini aylık çıkan bir fanzin.
Fanzinde çıkan öyküler Kil-tablet'in sitesinde de yayımlanıyor.
Kadrosu edebiyata gönül vermiş değerli yazarlardan oluşuyor.
Her ayın bir teması ve farklı bir editörü var.
Aralık ayının teması: yolculuk, gitmek istediğim yer.
Ben de bu ayın temasına uygun bir öykü yazdım ve öyküm yayımlandı.
Fanzin henüz elime geçmedi.
Sizler de belki bu yolculuk temasına uygun öykümü okumak istersiniz ☺

http://kiltabletoyku.com/yolculuk-gitmek-istedigim-yer/kirpik-ruya/

Yorumlarınızı ve desteklerinizi beklerim,
Sevgim üzerinize olsun 💓


1 Kasım 2016 Salı

baştan

Soğuk içine işlemeye başlamıştır, değişik şekilli dökülen yapraklar birbirine karışmıştır. Asit yağmurları yağmaya başlamıştır toprağına, üstüne, çatına. Kışlık elbiseler, kışlık ayakkabılar yerini almıştır. Atılacaklar atılacak, eksik olanlar ihtiyaç kisvesi altında yeniden alınacak. Bir oluş, bir tükeniş, evrenin kanunu yine sonbaharın içinde olacak.

Her zamanki sonbahardır görünürde herhangi bir mevsimden daha fazlasıdır. Ama sanki huzursuz bir yanı vardır. Bütüne erişemeyen eksik kalan bir tarafı. Gelecek kaygısı, savaş sathı. Yakınsındır en yakın, orada, kuşların kafile kafile kaçtığı bir göğün altındasındır, hani o ilk tehlike arz eden bir yerde. Herkesin kaçmak istediği, kaçmak için yollar aradığı bir yerde. Hatlar kesik, yarının hesabı, resmi  yok. İnsanın bu çorak yerde, bir zamanlar sahibi gibi hissettiği her şeyin kocaman bir hiç olduğunu görmesi, sahiplik diye bir şeyin olmadığını görmesi aslında iyi. Buralarda tadamadığı farklı bir özgürlük duygusu gibi.

Dünyanın sakin kent diye seçtiği bir yerde leopar desenli şalını boynuna daha sıkı dolarsın. Yürürsün yol boyu. Fırat’ın kenarında bir nehrin altında kalan medeniyetin kalıntılarını sorgularsın. Daha önce yaşayanları, daha önceki dünyaları, daha önce geçip gidenleri merak edersin.  Sen karanlık bir çağda kaybolurken. Kimliğin yok olurken. Bölünürken her şey, bölünmezken feryatların, dinmezken acıların ve hala canlı rengini yitirmemişken.

Salaş bir dükkanın  eskitme bir masasında sıcak bir  çay söylersin, korkak bir yağmurun kararsızlığında. Henüz kapanmamışken gözlerin istem dışında. Kapanmamışken gün ve baştan yeniden yazılacak umudu ölmemişken.


21 Temmuz 2016 Perşembe

yelken



usul usul ilerliyor yelkenin
pamuk gibi bir buluttan gülümseyen güneş
yakıyor tenini
kırılmış bir kalbin şarkılarından kaçıyor
martılar
göz yaşların karışıyor maviye
ufkun en uzağında kalıyor özlediklerin
bir yok oluşa sürükleniyor geçmiş

dünyanın her yerinde
tek ve gerçek olan yalnızlığın
biliyor yelkenin

23 Mart 2016 Çarşamba

yağmura


ne kaldı yağmurdan?
avurtlarıma düşen bir yorgunluk,
içinde kederi kalmış bir yalnızlık.
duraklar hep bir sonrakine varır,
hayat hep tadılmamış acılara döner.
dün geçmiştim,
bugün geleceğim olur.

6 Şubat 2016 Cumartesi

balıklarım


Dünyanın bu cam fanus kadar olduğunu sanan balıklarım... Sahi o cam fanusun içinde, bir ileri bir geri giderken dünyanın o kadar olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? Oysa ırmaklar var, denizler var, okyanuslar var.. Sizi bir fanusa hapsetmemeli belki de koca bir akvaryum almalı. Belki de bir nehrin sularına bırakmalı... Öğrenmelisiniz gerçek yaşamı... 

Anne babalıkta böyle değil mi? Ebeveynlerin oluşturdukları dünya kadar tanırlardı yaşamı çocuklar... O zaman onların dünyalarını daha çok zenginleştirmeli ve onları bağımsız büyütmeye çalışmalı... Yarın öbür gün ayrıldıklarında yuvadan kendi benliklerini her durumda taşımayı öğrenecekleri yaşantı zenginliği sağlamalı... Yürümeye yeni başladıklarında düşe düşe düşmeyi öğreniyorlar ya, düşmemek için kendini kollamayı tıpkı onun gibi hayatın zorlu duraklarından da kalkmayı öğretmeye çalışmalı... Öyle değil mi?

Küçük Kara Balık'ın öyküsü geldi aklıma, küçük siyah teleskopun şişik gözlerine bakarken... Konuştum onlarla, yumuşak bir müzik açtım, oyuncaklarını konuşturarak oyunlar oynayan küçük kızımı izledim. Soğuk, basık bir havada pencerenin camını açıp yağmurun sesini dinledim. Kapattım pencereyi sonra oturup içimden geçirdiklerimi yazdım...