5 Kasım 2026 Perşembe
Maviye İz Süren'e Dair XXV
25 Eylül 2026 Cuma
Mahcubiyet ve Haysiyet - Dag Solstad
Kitap modern dramanın kurucusu sayılan oyun yazarı Henrik Ibsen'in Yaban Ördeği adlı eserindeki şu pasajla başlar:
"Bir insanın elinden hayatı boyunca kendisini kandırdığı şeyi aldığınız anda mutluluğunu da bitirirsiniz."
Bu pasaj kitabın ana izleğini oluşturur. Kitabın ilk otuz sayfasına değin bu eserden bahsedilir. Bir lisede yıllardır edebiyat öğretmenliği yapan, sıradan bir hayat süren Elias Rukla okulda tatsız bir olay yaşar. Olayın sonrasında onun geçmişinde yaşadığı olaylar uzun cümleler ve yoğun betimlemeler halinde aktarılır. Yazar burada bireysel bir kesit üzerinden, toplumsal sorunları da ele alır. Sistem eleştirisi, evlilik kurumu, kimlik arayışı, yabancılaşma. Hızla değişen bir toplumda kaybedilen itibar, kendi aleminde yitirilen anlam. Kitabı bu yaz okuduğum en iyi kitap olarak belirledim. Çünkü Elias'ın entelektüel yalnızlığı bana çok tanıdık geldi. Norveç edebiyatının kıymetli ismi Dag Solstad başka eserlerini de merak ettiğim bir yazar oldu.
*
"Açlıktan mideleri kazınsa da televizyonda gösterilenlerle aynı çağda yaşıyor olmak insanlara bunu unutturuyor. Hayaller susuzluğu gideriyor. Hayaller tatmin ediyor!"
"Yoksa hayata karşı en çok iştah duyanlar mı seçiyor felsefeyi?"
"Söyleşmeye teşebbüs bile etmiyordu insanlar. Karşılıklı konuşmayı, kişisel ya da toplumsal bir konu üzerine yoğunlaşarak tartışmayı, hiç değilse bir şeyin iç yüzünü kavramanın getireceği anlık parıltıyı yaşamayı istemiyorlardı. "
"Hiç fark ettin mi, bazen insan kendini o kadar uzun süre kandırır ki, bir gün gerçeği gördüğünde sadece hayal kırıklığını değil, mutluluğunu da kaybeder."
**
Okuduğum diğer kitaplar:
- İnce Memed 2, Yaşar Kemal
- Derdini Anlatamayanlar için Ansiklopedi: Paradoks Diyalektika, Haydar Ergülen (Kitabın ismi epey uzun:)
- Çaylak Kesiği, Eren Buğdaycı
- Mark Zuckerberg, Ahmet Seyrek
Dinlediğim tiyatro eseri, Nora, Bir Bebek Evi, Henrik Ibsen (Radyo Tiyatrosu)
***
Kitaplarla kalın.
28 Ağustos 2026 Cuma
Bir Ömür Nasıl Yaşanır? İlber Ortaylı
Hayatı bilinçli ve anlamlı yaşamayı amaçlayan bir söyleşi kitabı. Eser, gazeteci Yenal Bilgici'nin soruları üzerinden ilerliyor. Bu kitabında kıymetli akademisyen, tarihçi ve yazar İlber Ortaylı okurlara kültür, eğitim, seyahat, ilişkiler, çalışma, kitaplar ve kişisel gelişim konusunda tavsiyeler veriyor.
İlber Hoca'nın temel yaklaşımı şunlar: İyi yaşamak, uzun yaşamak değildir. Zamanımızı ve imkanlarımızı doğru kullanarak, kendimizi geliştirerek dünyayı tanımalıyız. Ona göre, sanat ve kültürle ilgilen, iyi eserleri oku ve asla merakını kaybetme. Kitaptan çıkarılacak ana fikirlere bakacak olursak, dünyayı gez ve tanı. Yabancı dil öğren. Bir meslek edinmekle kalma, kendini geliştirmek için farklı disiplinlerden faydalan. 'Ben artık öğrenemem, benden geçti' deme. Ömrünü gezerek, okuyarak, keşfederek anlamlandır. Bu doğrultuda hocamızın tavsiye ettiği müzeler, yabancı filmler, klasik müzik albümleri, kitaplar, görülmesi gereken eserler bölüm sonlarında listeler halinde sunulmuş. Dil, tarih ve kültür konusunda oldukça birikimli kıymetli hocamızı minnet ve rahmetle anıyorum.
*
"Bir şehrin nasıl bir yer olduğunu öğrenmek için küçük insanın nelerle mutlu olduğuna bakın. Onlar şehirden istifade edebiliyorsa orası iyi bir şehirdir. Burjuvazi yolunu her yerde bulur ama küçük insan bulamaz."
"Çocuklarınızı hayatın zorluklarına realist bir şekilde hazırlayın. Türkiye'de dayanıksız, hayata hazırlıksız, en küçük güçlükte tökezlemeye meyilli çocuklar yetiştiriliyor."
"Öğretmenler artık rol modeli, kanaat önderi olarak aramızda değil. Acilen ve de bir lider olarak geri dönmeleri gerekiyor."
"Kabiliyetleri tespit eden, çocukları ona göre yetiştiren bir sistem kurmamız gerekiyor. Hiçbir toplum yetenekli çocuklarını harcayacak lükse sahip değildir."
"Görmeden ölmemek gereken çok şehir var. Semerkand, Buhara, Kudüs, İsfahan, Kahire, Şam, Roma, Floransa, Londra.."
**
Okuduğum diğer kitaplar:
- İnce Memed 1, Yaşar Kemal
- Kaçırdıklarımız/ Yaşanmamış Hayata Övgü, Adam Phillips
- Deniz Olsun Adı, Adil İzci
- Otel Paranoya, Hakan Bıçakçı
***
Kitaplarla kalın.
14 Ağustos 2026 Cuma
Düş Bahçelerinde Gezinti- Gamze Ece
"Düş Bahçelerinde Gezinti" sevgili blog arkadaşım Gamze Ece'nin yayımladığı ilk kitabı. Bu kitapta içindeki çocuğu yitirmemiş hassas bir kalbin, dünyayı, insanları, ilişkileri, yaşamı, ölümü anlamlandırırken karşılaştığı duygusal güçlükleri kısa öyküler halinde okudum.
İnsan, içindeki masum çocuğu büyütmek istemez çünkü hayat zorlayıcıdır. Yetişkin yanımız bu yanı kabul etmeyi çoğunlukla reddeder. Ama içimizdeki çocuk farklı duyguları tanımak ister. Er ya da geç duygular, tecrübeyi de yanına alarak düşünsel yollarla birleşir. O nedenle duyguların renkli dünyasından kimse kaçamaz. Yalın bir dille aktarılmış öyküler de o duygu deryasının her tonunu içtenlikle yansıtmış. Okurunun kendi dünyasından başka izlerle karşılaşabileceği akıcı bir yolculuk.
*
" Lotus çiçekleri her zaman tertemiz kalır, asla kirlenmezler." (s.18)
"Her şey güzel olacak. Bu cümle tamamen yalan. İnsanların kendini kandırması. Bir şeylerin güzel olması ve yolunda gitmesi için çaba harcaman gerekiyor. İşte o zaman her şey güzel olur. Hiçbir şey yapmadan şu cümleyi kurup hayatın sana sürprizler sunmasını beklemek büyük saçmalık." (s. 36)
"Demek ki bu kadar çabuk kırıldığıma göre hala bir yerlerde ufak parçalar var, gözle görülmeyen parçalar. O parçalar içinde kaldıkça canın daha çok yanıyor." (s.69)
**
Tatilde okuyup bitirdiğim diğer kitaplar:
- Aklından Neler Geçiyor? Şefik Karakoç
- Tren Hikayeleri, Oya Özgür
- Çalınan Dikkat, Neden Odaklanamıyoruz? Johann Hari
- Bir Dilek Tut, Miyase Sertbarut
***
Sevgiler.
24 Temmuz 2026 Cuma
Güven- Vedat Türkali
Okuma rotamı yine okuduklarım oluşturur. Edebiyat Nöbeti dergisinin eski sayılarından birinde dosya konusu Vedat Türkali seçilmişti. Onu yakından inceleme fırsatına erişmişken elim kitaplığımda yer alan Güven adlı romana uzandı. Bu kitabın ikinci cildini okumamıştım. Kitabı okumaya yeniden başladım
Güven, Vedat Türkali'nin tarihi romanlarından biri. Bin küsur sayfalık kitabın hacmi geniş, yazıların puntosu küçük ve sık. İki büyük ciltlik roman, kendi içinde farklı isimlendirilen kitaplardan oluşur. Birinci kitap, savaş yılları. İkinci kitap, kara duvarın gölgesinde. Üçüncü kitap, daldaki kiraz. Dördüncü kitap, savaş bitiyor. Beşinci kitap, savaş başladı. 1940'lı yılların Türkiye'si. II. Dünya Savaşı'nın yarattığı ortam ve o dönemde faaliyet gösteren Türkiye Komünist Partisi'nin iç yapısı yer alır. İstanbul Üniversitesi'nde okuyan gençlerin, aydınların, devlet görevlilerinin, işçilerin ve farklı toplumsal sınıflardan insan yaşamları aktarılır. Siyasi mücadele kadar dostluk, aşk, korku, ihanet ve hep yinelenen, aranan güven duygusunun bu insanlar arasındaki etkileşimi yansıtılır.
Yoğun karakter kadrosu, tarihi olaylarla kurmacanın harmanlanması artı siyasi gelişmelerin aktarılması yönlerinden dikkat isteyen bir okuma bekliyor bu roman. Yazarın anlatım gücündeki ustalığı kullandığı teknikler, özellikle iç monologlar beğendiğim kısımlar oldu. Uzun soluklu tarihi yolculukları sevenlere...
"Biz yazmazsak, başkaları yazar bizim yazgımızı." (s.290 2.cilt)
"Ben kurtuldum! Yaşamak niye bu kadar kötü? Yılgınlıkla bir yere varılmaz. Yeniden başlayacağız! Sinir bozan bin bir bela içerisinde hem de!"
"Nedret'e duyduğu tutku da, o arayıp da bulamadığını onda düşlemesindendi belki. Yaşam kökenli değil, salt edebiyat kaynaklı bir düştü belki de." (s.482 2. cilt)
*
Okuduğum diğer kitaplar:
- Şu Bizim Hortlak, Oscar Wilde
- Shakespeare'in Seçilmiş Sonelerine Farklı Bir Yaklaşım, Merih Tangün
- Denizağaçları, Kemikyüzleri, Feyza Ay
-Yuan Huan'ın Kulübesi, Miyase Sertbarut
**
Kitaplarla kalın.
18 Haziran 2026 Perşembe
Kurmaca Kimden Yana- Abdullah Harmancı
- Dört Mevsim Gazozu, Segah Gümüş
- Ne Acayip, Ceyhun Balcı
- Senin Hikayen, Fatma Barabarosoğlu
- Kristal Sapan, Merve Büyükçapar
- Kurmaca Kimden Yana, Abdullah Harmancı
- Hayatı Keşfetmek İsteyen Penguen, Jill Tomlinson
*
Sevgiler.
6 Nisan 2026 Pazartesi
Yüksek Gerilim- Adalet Ağaoğlu
Dokuz ayrı öykü çoğunlukla birey toplum çatışması yaşayan kahramanların yaşadığı olaylar üzerine kurulmuş. Zengin anlatımda yer yer bilinç akışı tekniğine başvurulmuş. O kısımda bir dakika biz neredeydik, ne yapıyorduk diyerek zaman zaman geri dönüşler yapmış olduğumu ifade etmeliyim. Merkezini, olaydan çok iç dünya, bireyin var olma çabası, toplumun bireyi kabullenmeme direnci olarak nitelendirebilirim.
*
"Sokağa çıkıyoruz. Ağır aksak yürüyoruz. Adımlarımızda bir yanlışlık. Hızlanıyoruz. Hızlı yürüyüşümüzdeki uçarılığa yakışmıyoruz. Bir tanıdığa rastlamak istemiyoruz. Rastlanan her tanıdığın yanlış bir tanıdık olacağını sanıyoruz. Kimseleri sevmiyoruz. Kimselersiz edemiyoruz."
"Attığım her adımın, söylediğim her sözün hesabını vermek zorunda kalıyorum. Özgürlük mü bu?"
"Durmadan azalan her şeyin yerini durmadan artarak alan bir şey var: Her gün biraz daha suçlu olmak."
"İnsan şurasında sürekli büyüyen bir ağrıyla baş başa kalınca o ağrıyı büsbütün taşıyamaz olur, bilirsin."
**
Geçip giden zaman içerisinde okuduğum diğer kitaplar:
- Çılgın Babam, Zeynep Cemali
- Hikayeler, Anton Çehov
- Tilki Tili'nin Yolculuğu, Hanzade Servi
-Rüzgara Bırakılan Dilekler, Lois Sepahban
***
Sevgiler.
8 Mart 2026 Pazar
Dalmışsam Uyandırma'ya Dair III
Yeni öykü kitabımla ilgili kıymetli arkadaşlarımın yorumlarını güncemde paylaşmaya devam ediyorum. Her insan farklı bir dünyadır. O dünyalarda farklı yansımalar bulmanın sevincini en çok böylesi anlamlı paylaşımlarda hissediyorum.
İlk güzel yorum kıymetli arkadaşım Buraneros'tan.
https://laparagas.blogspot.com/2025/11/dalmssam-uyandr.html
Kıymetli öğretmenim Makbule Abalı'nın yorumu:
https://ucunkuslar.blogspot.com/2025/12/bir-kitap-dalmissam-uyandirma.html
Kıymetli arkadaşım Duygu'nun yorumu:
https://duyguemanet.blogspot.com/2026/02/dalmssam-uyandrma-uyu-ay-orman-tanrs.html
Yürekten teşekkürlerimle...
*
Sevgiler.
16 Şubat 2026 Pazartesi
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu- Peyami Safa
Türk edebiyatı psikolojik romanlarının güçlü örneklerinden biri kabul edilir. Lisede edebiyat dersi kitaplarında karşımıza çıkmışlığı vardır.
1930'lu yıllarda bacağındaki kemik hastalığından ötürü tedavi gören bir gencin hastanede çektiği sıkıntılar, hayal kırıklıkları, aşk acısı işlenen ana temalardan. Peyami Safa'nın çocukluğundan izler taşır. Derin psikolojik çözümlemeler mevcuttur.
*
"Müthiş ağırlığı altında ruhumu deviren korkudan kurtulmak için felaketin üstüne yürümek istiyorum. Istıraptan korkamamanın tek ilacı, ıstıraptır. Bu ateşi o söndürür."
"Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir. "Buradayım" der."
"İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye nefes alamazdım."
**
Okuduğum ve dinlediğim diğer kitaplar:
- Eyvah Annem Matematik Öğretmeni, Aysen Eser, Oğuz Saraçoğlu
-Nohut Adam, Anıl Basılı
-Amak-ı Hayal, Filibeli Ahmet Hilmi (Sesli Kitap)
- Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sesli Kitap)
***
Sevgiler.
12 Ocak 2026 Pazartesi
Hayalet Melodi- Eren Özeren
2 Ocak 2026 Cuma
Dalmışsam Uyandırma'ya Dair II
24 Aralık 2025 Çarşamba
Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan- Agota Kristof
Bir üçleme. Zaman yok. Herhangi bir zaman. Yer adı yok. Herhangi bir yer. Burada ademiyetin izleri bile yok. Savaşın, yoksulluğun, felaketin içinde anormal bir hayat süren anneanneye bırakılan ikizler. Bırakıldıkları yerde kötülük, kıyım adına ne ararsan var. Böyle bir ortamda insan çabuk büyür, büyümek zorunda kalır. Büyürler. Hayata, kötülüğün bin bir haline birlikte karşı koyarken, ikizlerin yolları ayrılır. Sınırların sertliğini, savaşın geçmeyen kalıntılarını, kimlikleri üzerine düşen gölgeleri aşabilirler mi? Yeniden bir arada hayatın olağan akışında yürüyebilirler mi?
"İyi edebiyat, okurun bel kemiğindeki ürpertidir." demiş Nabokov. O ürpertiyi hissettim. Taş oldum, duvar oldum dayandım onca olumsuzluğa. Dayanırım diyorsan, okuyabilirsin:)
*
" Şimdi neredeler? Ölüler hiçbir yerde ve her yerdedir." (s. 192)
"Var olmayan biri geri dönemez." (s. 220)
"Ona gerçek hikayeler yazmak istediğimi söylüyorum ama bir an geliyor, hikaye gerçekliği yüzünden katlanılmaz oluyor, bunun üzerine hikayeyi değiştirmek zorunda kalıyorum. Kendi hikayemi anlatmak istediğimi söylüyorum, cesaretim yok, hikayem çok canımı acıtıyor. Bunun üzerine her şeyi güzelleştiriyorum, olayları oldukları gibi değil, olmasını istediğim gibi anlatıyorum. Kadın: Evet. En hüzünlü kitaplardan bile daha hüzünlü hayatlar vardır. Evet öyle. Bir kitap ne kadar hüzünlü olursa olsun bir hayat kadar hüzünlü olamaz." (s.267)
**
Okuma yolculuğuma eklediğim diğer kitaplar:
- Köpek Kalbi, Mihail Bulgakov, 108 sayfa
- Harizmi ve Uçmaktan Korkan Tırtıl, Didem Demirel, 49 sayfa
- Hayatımın Rolü, Maite Carranza, 196 sayfa
-Kış Masalları, Şermin Yaşar, 128 sayfa
***
Sevgiler.
17 Kasım 2025 Pazartesi
Hikaye/Anlatı/Yorum- Şaban Sağlık
Prof. Dr. Şaban Sağlık'ın farklı mecralarda yayımlanan yazılarından oluşur. Bu kitap, anlatıdan öyküye, öykünmece, öykünme efektleri, öyküden anlatıya, söyleşi şeklinde büyük beş başlık altında sıralanır. Her bölüm kendi içinde küçük başlıklar altında derinlemesine işlenmiş. Hikaye sanatının kuramsal-felsefi-estetik boyutu, hikaye sanatının kurgu estetik unsurları, hikaye ve diğer sanatlar ilişkisi, hikaye sanatını ilgilendiren unsurlar gibi pek çok konu irdelenmektedir.
Okuduğum diğer kitaplar:
-Toza Sor, John Fante, 160 sayfa
-Ben yokmuşum gibi, Burcu Ünlü, 72 sayfa
-İrade Terbiyesi, Jules Payot, 272 sayfa
-Cyrano de Bergerac, Edmond Rostand, 97 sayfa
*
Sevgiler.
4 Kasım 2025 Salı
Dalmışsam Uyandırma'ya Dair I
İkinci yorum Blogforum ailesinden sevgili Ece Gamze'den.
https://www.blogforum.net/2025/10/dalmissam-uyandirma-kitap-hediyesi.html
Teşekkür ediyorum.
Sevgiler.
25 Ekim 2025 Cumartesi
Maviye İz Süren'e Dair XXIV
İlk öykü kitabım Maviye İz Süren'i Blogforumnet ailesinden sevgili Ece Gamze okudu ve çok iyi bir şekilde yorumladı.
Kendisine ve Blogforumnet ailesine yürekten teşekkür ederim.
https://www.blogforum.net/2025/09/maviye-iz-suren.html
*
Sevgiler.
10 Eylül 2025 Çarşamba
Dalmışsam Uyandırma- Bahar Uysal Karakuş
Yeni öykü kitabım, Dalmışsam Uyandırma çıktııııı:)
Öykü dosyamı yayımlanmaya değer gören Yol Akademi'ye, kitabın iç düzenlenmesiyle ilgilenen Derviş Bey'e, kapak tasarımıyla ilgilenen Aslıhan Hanım'a, kapak fotoğrafını paylaşan kardeşim Mustafa Ünal'a, her koşulda sevgiyle yanımda olan kıymetli aileme ve yoluma sevecenlikleriyle ışık olan tüm iyi arkadaşlarıma teşekkür ederim.
*
Arka kapaktan:
İnsanoğlu yaşarken, iç dünyasıyla değişen dış dünya arasında sürekli bir bağ ve denge kurmaya çalışır. Peki ya bu denge bir anda sarsılırsa?
Bahar Uysal Karakuş, bu öykü kitabında, okuyucuyu hem tanıdık hem de fantastik dünyalara davet ediyor. Kimi zaman bir labirentte kaybolmuş bir kadının, kimi zaman savaşın gölgesinde köklerini bırakmış bir adamın, kimi zaman da depremin enkazında yitip gitmiş bir ruhun hikâyesini anlatıyor. Her öykü, varoluşsal yolculukların izleri, yokluğun gerçekçi yüzü, hayal kırıklığı ve her şeye rağmen yeniden başlama temaları etrafında dönüyor. Yazar, insanın en zorlu anlarında bile içindeki gücü keşfetme çabasına odaklanıyor.
Sayfaları çevirirken, dünya günlüğüne eklenen pandemi ve geçim sıkıntısı gibi güncel sorunlarla yüzleşecek, bir kedinin ağaca çıkışından yaşam dersleri çıkaracak ve doğaya duyarlı, onu insanın eşsiz bir parçası olarak gören, incelikli bir ruha eşlik edeceksiniz. “Dalmışsam Uyandırma” sadece bir öykü kitabı değil, aynı zamanda insanın kırılganlığını, dayanıklılığını ve umut etme gücünü sorgulayan edebi bir yolculuk. Bu yolculuğa hazır mısınız?
**
Sevgiler.
5 Eylül 2025 Cuma
Artık Bensiz Asla- Maud Ankaoua
Kurmaca içine yedirilmiş kişisel gelişim kitaplarını seviyorum. Bu konuda öyle keskin sınırlarım, klişe ön yargılarım yoktur. Bu tarz kitapların yaşadığım olaylara, geçtiğim duraklara ve karmaşık durumlara karşı bir yanıt olduğunu düşünüyorum. Tabii bu tamamen kişisel bir yaklaşım. Kendimce geliştirdiğim kitap bağlantıları. Bu yazarın, okuduğum üçüncü kitabı. Kendine dönmeye, öz benlik sevgisi geliştirmeye dair uzanan tatlı bir yolculuk.
*
"İlahi plan bir deneyim yaşamak değil mi? Karşımızdakinin aynasında gerçekte olduğumuz kişiyi keşfederiz. En çok bu alanın içinde olduğumuz kişiyle tanışma, kendimize kim olduğumuzu hatırlatma ve kendimizi sevme fırsatı buluruz. Bu zor bir yol ve birbirinizin elini bıraktığınız her seferinde ya tek başına ya da birlikte acı çekersiniz. Bizler vücut bulmuş varlıklarız, ulvi özlemlerimiz var; ancak bunun yanında insani ihtiyaçlarımız da var. Aradığınız şeyin kendiniz olduğunu keşfetmediğiniz müddetçe bütün ilişkileriniz trajediye dönüşecektir." (s. 128)
"Hayatta her şey olması gerektiği gibidir ve evren 'bizim için' mükemmel bir biçimde işbirliği yapmaktadır. Şayet güçlüklerle karşılaşmasaydık, hiçbir şey yapmak istemez ve son derece konforlu bir alanda kalmaya devam ederdik. Bu nedenle hayat onunla rezonansa girinceye kadar bizi dürtüyor, ilk yaramızı kaşıyor ki artık dayanamaz hale gelip gerçekten anlamlı olana doğru yola koyulalım. Başka bir deyişle, bizi bu dünya üzerinde yapmaya geldiğimiz şeyi yapmaya götüren şey çocukluk acılarımız sonucu doğan yetenekler ve çok güçlü motivasyonlardır. Duygularımız ve öfkelerimiz bize gerçekleştirmemiz gereken dönüşüm çalışmasını gösterirler. Bir çocukluk yarasını bir anlam arayışına dönüştürmediğimiz sürece o yara içimizde büyümeye devam ediyor. Ve ne yayıyorsak onu geri aldığımız için de hayatımız boyunca o yarayla ilgili bilgiler almaya devam ediyoruz. Biz o yarayı kabul edip, temizleyip tıpkı simyacı gibi altına dönüştürene kadar da bu bilgiler bize ayna olarak gönderilmeye devam ediyor." (s.227-228)
"Bütün dikkatimi yaramın acısına verdiğimde ondan kaçıyorumdur ama ondaki ışığı görmeye başladığımda önüme beni heyecanlandıran sayısız fırsatlar çıkıyor ve ancak o zaman yeteneklerimin farkına varıyorum. Bize düşen bu iki kutbu uzlaştırmaktır. Sır bu." (s.231)
**
Sevgiler.
25 Ağustos 2025 Pazartesi
Narziss ve Goldmund- Hermann Hesse
"Ben tam bir uyanıklık içindeyim oysa sen yarı uyanıksın, hatta bazen uyuyorsun bayağı. Bana göre uyanık kişi, usunun ve bilincinin yardımıyla kendini, kendi öz varlığının en derin köşelerinde saklı us dışı güçleri, iç güdüleri ve güçsüzlükleri tanır, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilir." (s. 44-45)
"Bizim düşünmemiz sürekli bir soyutlama, duyusal'a gözlerimizi kapama, salt ussal bir dünyanın kurulup çatılmasına yönelik bir girişimdir. Oysa sen özellikle kalıcı olmayanı, ölümlü'yü bağrına basıyor, dünyanın anlamını Ölümlü'de arıyorsun. Ölümlü'ye gözlerini kapamayarak kendini ona adıyorsun ve senin bu davranışınla ölümlü yüce bir değere kavuşarak Ezeli ve Ebedi'nin simgesine dönüşüyor. Biz düşünürler, dünyayı kendisinden soyutlayıp alarak Tanrı'ya ulaşmaya çalışıyoruz. Sen ise onun yarattığı dünyayı severek ve yeniden yaratarak Tanrı'ya yaklaşmak istiyorsun. Bunların ikisi de insanca, dolayısıyla yetersiz girişimlerdir; ama sanat daha çok bir masumiyeti ve saflığı içerir." (s.271)
"Senin kastettiğin gibi bir huzur arama bu dünyada. Bir huzur var, evet; ama içimizde sürekli yaşayıp bizden hiç ayrılmayan bir huzur değil bu. Ancak tek bir huzur var ki, onun da boyuna yeni savaşımlarla ele geçirilmesi, her gün yeniden savaşılarak kazanılması gerekiyor. Sen benim verdiğim savaşları görmüyorsun, ne bilimsel inceleme ve araştırmalarım sırasındaki savaşları biliyorsun, ne Tanrı'ya ibadet sırasındaki savaşlarımdan haberin var. Bunlardan haberin olmayışı da iyi bir şey. Bende gördüğün tek şey, senden daha az kaprislere kapılmam; buna da huzur gözüyle bakıyorsun. Ama gerçekte bir savaş bu, seninki de içinde olmak üzere doğru yolda sürdürülen her yaşam gibi savaş ve özveri." (s. 271-272)
*
Bu yaz okuduğum en iyi kitaptı!
Yaz okumaları kapsamında okuduğum diğer kitaplar:
- En Eski Yüz, Pelin Buzluk, 84 sayfa
- Bütün Öyküleri, Yusuf Atılgan, 121 sayfa
- Anaların Hakkı, Selçuk Baran, 95 sayfa
- Deliliğe Zarif Bir Giriş, Burçe Bahadır, 112 sayfa
- Fernando Pessoa'nın Son Üç Günü, Antonio Tabucchi, 55 sayfa
* *
Sevgiler.
6 Ağustos 2025 Çarşamba
Vahşi Kadınlar- Aoko Matsuda
21 Temmuz 2025 Pazartesi
Saye-i Nar-ı Cüda- İnci Öztürk
Bazı aşklar ne kadar köklü olursa olsun, kaderin bitmek bilmeyen oyunları o aşkın içine nar-ı cüda düşürür. Nar-ı cüda, ayrılık ateşi. O ayrılıklar mı böylesi aşkları unutulmaz kılar? Bu doğrusu, derin bir muammadır.
*
"İnsanların doyumsuz olduklarını, ellerindekiyle yetinmediklerini gördüğümde anladım. İnsanlara neler yaşattıklarını, kendi çıkarları uğruna karşılarındaki insanları nasıl harcadıklarını... İşte o anda sen geliyorsun aklıma. Karşımda olsan sana anlatırdım olanları mesela. Yahut anlatmaz yanında susardım saatlerce ve sen, konuşmasam bile anlardın beni. Ya da anlamazdın bilmiyorum. Acaba senelerce ben mi anladığını düşünmüştüm? İçimde alazlanan yangınlarımın hiçbirinin senle alakalı olmamasını dilerdim. Benim nezdimde yaşanacak bir sevda değildin elbette bundan sonra. Bizim sevdamızın bir masumiyeti vardı. Ya da ben mi öyle sanmıştım? İçinde yalan barındıran şeyler gerçek olabilir mi? Şimdi çalakalem yazdığım cümleler, satırlar, paragraflar var. Yeter mi anlatmaya olanları? Hani, diyorum, çıksan bir köşeden, otursan usulca yamacıma. Öylece sussak sonsuza kadar. Yeter mi içine düştüğüm yangınları söndürmeme? Ya da en iyisi mi sen hiç karşıma çıkma, böylesi daha iyi..." (s.103)
**
Sevgiler.























