29 Ekim 2021 Cuma

Atları Çalarken, 2019



Out Stealing Horses, Per Petterson'un ilk romanından uyarlanmış bir kuzey filmi.
Norveç'te ormanda bir gölün kıyısındaki küçük evinde yaşamını sürdüren altmış yedi yaşındaki Tront'un hikayesine yoğunlaşıyor.
Tront, ikinci karısını trafik kazasında yitirmiştir, köpeği Lyra ve kendisiyle beraber sürüklenen anıları, o küçücük evi doldurur.
O anılar, babasıyla geçirdiği yılları, arkadaşı Jon ile kurduğu arkadaşlığı, onunla oynadıkları at çalma oyununu ve bunlara eşlik eden muazzam doğa kesitlerini kapsar. 
Çocukluk sıkıntıları, baba-oğul ilişkisi ve oradaki yaşanmamışlıklar, söylenemeyenler, mutsuzluklar, 'kendi olamayışın' sancıları bir bir dökülür şimdiye.
Geriye dönüşler yani zamandaki o kırılmayla belirginleşen sert yüzleşmeler, şimdiyi ne kadar şekillendirebilir?
Tront, yitiklerle hayatının son deminde rutin hayatının gereklerini yerine getirir. Dickens okur,
Dickens okumak, yok olmaya yüz tutmuş dünyada uzun bir şarkıyı söylemek gibidir, her şey günün sonunda bütünleşecek başka bir parçadır. O parçaların anlamına yalnızca sen karar verirsin. Birilerinden medet umma. 

"Ne zaman acıtacağına sen kendin karar verirsin." 

Bana kalırsa filmin kilit cümlesi buydu. Kadercilik kolaydır, kontrolcülük zordur. Hayatını sen şekillendirirsin, birilerinin ya da olayların ne zaman, ne kadar canını acıtacağına sen izin verirsin. Bunu kendine yaşatmak ya da yaşatmamak senin elinde. Aldım kabul ettim:)




27 Ekim 2021 Çarşamba

Boşversene sen- Edip Cansever




 "Yürek yalnız bir kez görür sonra gözler görür."

"Boşversene sen niye beklemeli

Sıktı artık bu kent beni
Çekip gitmeliyim hiç düşünmeden
Bulmalıyım aradığım o yeri
Şiirmiş, bilgelikmiş her neyse
Ne varsa benden kalsın geride
Kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de
Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu
Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde
Nerdesin ey benim hergün yeniden doğan oğlum
Sevginin çoğul oğlu
Senin ülkende yalnız bütün özlemler
Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, coşku
Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla
Orda uçsuz bucaksız
Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu.

Öğrendim öğrenmesine, mutsuzluk da bir gelişmedir
Tanımadığım kentler, yüzler, hiç mi hiç tanımadığım
Oteller, genelevler, nar ağaçları
Dar sokaklar, eğri büğrü kaldırımlar
Satın alamadığım bir örtüye çeviren yalnızlığı
Ve bir yağmur öncesinde belli belirsiz
Üç beş çocuğun birbirini çağırdığı
Sopasını düşürdüğü bir dilencinin
Unutup gittiği sonra ses çıkarmadan
Anlaşılmaz mırıltılarla yokuş aşağı
İner gibi ben de
Örgüsünden başını kaldıran bir kadının
Gözlerinde
Nasıl binlerce rengin içinden sıyrılırsa dünya
Bulacağım elbette aradığım o yeri
Yıllar yılı tuttuğum aklımda
Hani salkımlar içinde bir ev vardı
Eski bir gemici feneri asılıydı kapısında
Duvarlarında uçan balıkların kurutulduğu
Yıkılmışsa ne yaparım bilmem ki
Eksilmiş gibi ağzımda bir dişim
Yerini dilimle oynaya oynaya
Dalar çıkarım elbet bambaşka sokaklara.

Geçerim kurduğum hayallerin altından
Bir gökkuşağının altından geçermiş gibi
Budakları kalın ellerimi andıran
Asmaların yanıbaşından
Yüzümde bir garajın tutulmaz akşamıyla
O geçimsiz akşamla
Ve mutlaka kayalardan doğmuş olan
Göğün mavi yapamadığı bir şahin
Başımın üstünde tek başına.

Kırmızı dallar, göğe uzanır çitler
Yıldızları birbirinden ayıran
Bilmez olur muyum hiç, mutluluk da bir gelişmedir
Yaşarken olsun, ölümle olsun, sonu ayrılığa varan
Ey gün batımı! benden duymuş olma bu yakınmayı
Bir gül bana kendini kopardı verdi
Daha dün akşam, daha dün akşam.

Yürek bir kez görür, sonra hep gözler görür
Ben onu yüreğimle görmüşüm anlaşılan
Çözüldü artık o büyü, yanımda
Sıcaklığı parmaklarımı acıtan bir haziran
Üstelik çoktan buldum aradığım o yeri

Tam yedi kez doğan güneşlerin altında
Bir yitip bir yükselen sıradağların ardından.

Yıkansam, yıkansam, hep o güneşlerle yıkansam
Dişleri tenime geçse yaz rüzgarlarının
İzine pek rastlamasam
Ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye
Bunu bir daha sorsam
Ne çıkar bir daha sorsam
Sonra hiç konuşmasam, sonra hiç konuşmasam
Ve bu yorgun, bu üzünçlü yüreği
Benim değilmiş gibi, benim değilmiş gibi
Kimse görmeden şöyle bir yol kenarına bıraksam."

-Edip Cansever

22 Ekim 2021 Cuma

Zorba- Nikos Kazancakis


İnsanlar türlü türlüdür der Zorba’da. Hayatlarını yaşamayı amaç sayanlar ve bütün evrenin hayatını yaşamayı amaç edinenler. Bu iki türün yaşama şeklinin tek savaşı, maddeyi ruha dönüştürme savaşıdır. Yaşadıklarımızın simyasından bir ruh oluşturabilme kaygısı. 

Zorba, hayatın içine dalan dünyaya sığmayan bir ruh, kendi içsel özgürlüğünü ilan etmiş, içindeki kötülüklerin farkında ve onlarla mücadele etmeyi bilen, santur çalan, rakseden hayat dolu biri. Anlatıcı, yazarın kendisi, hayatında çok okuyan, kafasındaki soru işaretlerine Buda’dan yanıtlar aramaktadır. Ancak o, bütün evrenin hayatını yaşamak isteyenler grubunda daha pasif ve cesareti kuşanmak için çok kontrolcü davranır. Zorba ile linyit çıkarma hikayesiyle yolları kesişir. Yazar, bu hikayeyle Zorba’nın yaşama başkaldıran asi yanıyla kendi hayatının temel sorunlarını yeniden gözden geçirir. 


Nihayetinde nasıl yaşarsak yaşayalım, hepimiz ölüm denilen kara çukura yaklaşıyoruz. Kutsal korku evrensel ve her geçen saniye sonsuzluk sandığımız zamandan yiyoruz. İçimizdeki şeytanları bertaraf ettikçe belki de bir illüzyon olan hayatın gizli anlamlarına ulaşıyoruz. Maddeyi ne kadar ruha dönüştürürsek o kadar mutlu olduğumuzu sanıyoruz...


Yazarla tanışma kitabımdı, iyi bir izlenim bıraktığını söylemeliyim:)

Kitaplarla kalın..


***

“Sanat, gerçekte bir büyü oyunudur. İçimizde pusuya yatmış karanlık güçler oturmaktadır; öldürmek, yıkmak, öç almak, saldırmak için her zalimce davranışımızda, sanat tatlı flütüyle gelip bizi kurtarıyor”(s.162)


“Senin anlayacağın, insan işine gelmeyeni unutur.”(s.208)







18 Ekim 2021 Pazartesi

Kin, 2021

 


Kin, yönetmenliğini Türkan Derya'nın yaptığı, Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı Güney Kore uyarlama filmi.
Dürüstlüğüyle tanınan Başkomiser Harun, mesleğinin en parlak dönemini yaşamaktadır. 
Bir ödülün ardından alacağı terfiyi kutlamak üzere iş arkadaşlarıyla buluşur.
Bu buluşma sonrası, bindiği taksideki şoförün saldırısına uğrar ve kendini savunmak için adamı öldürür.
Terfisini gölgeleyecek bu durumu herkesten gizler ve cinayetin failini aramaya başlar.
Ardı ardına yaşanan ölümlerin altında; geçmişte yaşanan, yarım kalan bir davanın büyük bir kin hikayesi gizlidir.
Bu filmi Yılmaz Erdoğan için izledim, beğendim mi:) Tamamen nötrüm...

Bu arada hafta sonu, Filmekimi Ankara filmlerinden birine gitmeyi çok istiyordum. Cumartesi günü gittim, gişede sonraki günlere ait, bir tane bile bilet bulamadım, tükenmiş... 


15 Ekim 2021 Cuma

incir uyutması

 

Malzemeler:
- 2 buçuk su bardağı süt
- 8 adet kuru incir

Yapılışı:

Sütü küçük bir tencerede kaynat.
Kaynadıktan sonra altını kapatarak ılımasını bekle.
Kuru incirleri beş dakika sıcak suda beklet.
Daha sonra incirleri küp küp kes.
Blender yardımıyla tüm incirleri tane kalmayacak şekilde sütle çırp.
Kaseye ya da kuplara karışımı paylaştır.
Kupların üstünü bardak altıyla kapat.
Üzerine bir sofra bezi örtüp 2 saat uyut.
2 saatin ardından sofra bezini açıp tatlıyı buzdolabına koy, 1 saat daha uyut sonra üzerine ceviz ekleyerek afiyetle ye:)

Bu ölçüden 3 kişilik çıkıyor. 

Mutlu bir hafta sonu olsunnnn💙





12 Ekim 2021 Salı

Eylembilim- Oğuz Atay




Oğuzcum Atay’ın külliyatının son ve yarım kalan kitabını okudum. Kitabın konusu, 12 Mart öncesi, ülkede yaşanan öğrenci çatışmaları, üniversitedeki işgaller ve forumlar… Bilhassa bu olaylar karşısında öğretim üyelerinin, bilim adamlarının tutum ve davranışları.

Gidişatın gerçeklerini eyleme dökerek dillendiren öğrenciler ve eyleme girişip girişmeme konusunda ikircikli davranan öğretim üyeleri… Eylem mi bilim mi? Hayatın seyrini değiştirecek bilim ve bilgi üretme alanları olan üniversiteler ne kadar bunu gerçekleştirebiliyor? Yaşadığı zamanın ruhunu ironik bir dille yansıtmaya başlayan bu hikayenin bunu sorguladığını düşündüm. Onu okurken oluşturduğu atmosfere hemen dahil olabiliyorum. Doğum günün kutlu olsun, ışıklar içinde uyu🙏🏻
Külliyatı tamamlamaya az kaldı:)

***

“Bize, bizden başka kimse acımaz.”


“Çünkü hangi toplum katından gelirlerse gelsinler, aydın yani düşünen, yani kafasında yeni bir dünya kurmaya çalışan kimse kendi sınıfını kendi belirler.”


“Neden bazı insanlar, bazı şeyleri hiç bilmiyorlar?
Duysalar, dinleseler, hatta karşılarında görseler bile bilmiyorlar...”

10 Ekim 2021 Pazar

Parasite, 2019



Samsatlı  Lukianos  şöyle der:

"Müşteri:
- Bana ne öğreteceksin?
Pythagoras:
- Sana bir şey öğretmeyeceğim; hatırlatacağım."

Birçok sanat yapıtının birincil amacı göstermek, farkındalık oluşturmak ya da hatırlatmaktır. 
Oscar ödüllü Parazit filmi de iyi bir hatırlatma örneği sunarak, izleyeni fazlaca derin düşündüren bir film olmuş. 
Farklı sosyal sınıflara mensup iki ailenin bir araya gelen ilginç hikayesi, sınıf eşitsizliğini, kapitalizmin gücünü anlatıyor. 
Telefonların, sosyal medyanın üzerimizdeki hakimiyeti işlenen öteki temalardı. 
Üst sınıf tabakada yer alan ailenin yaşadığı devasa ev, tamamen bu film için tasarlanmış. 
Yönetmenin yer yer şaşırtan ama belli bir doğru üzerinde seyreden hikayesi, zekice geldi bana.
Filmin sonu çok kanlı, vahşet dolu olmasaydı daha iyiydi:) 

6 Ekim 2021 Çarşamba

Beni Onlara Verme- Tarık Tufan




“Belki de dinlediğimiz müziklerin, izlediğimiz filmlerin, okuduğumuz romanların acısı aramızdaki duygusal kırılmayı giderecektir.”
.
“Güldüren şeyleri de seviyoruz fakat ‘gerçek olan acıklı olan’ diye düşünüyoruz.”
.
“Maharet sihirbazlıkta değil, birine hiç karşılık beklemeden kalbini verebilmektir. En büyük, en görkemli sihir, birini sevebilmektir.”
.
“Yoku bilmeyene ne söylesen boş.”
.
“Herkesin hicreti niyet ettiğinedir.”
.
“Hayal ettiğimiz her şey, hava kararıp da mahalleye döndüğümüz anda düzensiz bir mezarlık gibi üst üste yığılıyordu.”



3 Ekim 2021 Pazar

Copie Conforme, 2010

 


Kitabının tanıtımı için İtalya’ya giden İngiliz James Miller adlı yazarla, Floransa’da sanat galerisi olan Fransız bir kadın, Elle’in İtalya Toskana’daki bir günü… Bu günde, sanattaki orijinal ve kopya arasındaki ilişkiden, kadın erkek ilişkisine uzanan bir sorgulama eşlik ediyor izleyene. Aslı Gibidir, sanat eserleri üzerindeki gerçek ve kopya konusu yaşantılarımızda nasıl olur? Sorusuna cevap arar nitelikte. İkili arasındaki sohbetin kaydığı tuhaf nokta, kurmaca mı ikisinin gerçekliği mi?
Toskana’da geçen filmler oranın tarihi manzaralarından dolayı çok ilgimi çekiyor ve genelde hoşuma gidiyor. Juliette Binoche oyunculuğuna zaten hayranım:)

İranlı yönetmen Abbas Kiarostami , “Her kopyanın içinde orijinalinden daha doğru ve daha güzel olan bir şey her zaman vardır. Adem ve Havva’nın oğulları ve kızları, Adem ve Havva’dan daha özgürdür. İşte bizde orijinaline eşit kopyalarız.” Demiş. Asıllarımızdan izler taşıyoruz, o izlerin üzerine kendimize özgü neler katabiliriz? Evrende aslı bulunan çok az şey var. Sanatta her şey birbirinin devamıdır, misal edebiyatta işlenecek temel konular işlenmiştir; sanatçıyı sanatçı yapan onun üzerine kendince eklediği üsluptur. Eğer bu üslup çağının insanları tarafından içselleştirilirse o kişinin eserleri kendine bir yer buluyor. İlişkilerde ise, probleme mahal veren, kadın-erkek algılayışının farklı olduğu gerçeğini unutmayan, sorunun kaynağını bu şekilde düşünüp kişiselleştirmeden, kendilerine ortak bir dil oluşturan ilişkiler uzun süreli oluyor. Kiarostami, hız çağında aşkın mümkünatını sorguluyor, sanat içerikli filmleri sevenlerin gözdesi olacak bu film, son zamanlarda izlediğim en iyi yapımdı.

"...insanoğlu varoluşun yegane amacının eğlenmek ve zevk almak olduğunu unutan tek canlı.
Eğer böyle yaşamanın yolunu bulmuş birileri varsa mutlularsa ve hayatın tadını çıkarıyorlarsa onları kutlamalıyız, eleştirmemeliyiz."


“Eğer birbirimizin hatalarına biraz daha toleranslı olabilseydik daha az yalnız olabilirdik.”



1 Ekim 2021 Cuma

Kil-Tablet Öykü, Ekim


 Kil-Tablet Öykü'nün Ekim sayısının teması: "Herkesin Bir Türküsü Vardır." 

Bende memleketim Adıyaman'ın türkülerinden birini öyküledim...

https://kiltabletoyku.com/oyku/duz-dara-yar-duz-dara/

Sevgiler..