20 Mart 2023 Pazartesi

beş kısa fasılda otobiyografi

I
Sokakta yürüyorum.

Kaldırımda derin bir çukur var.
İçine düşüyorum.
Kayboldum… Çaresizim.
Benim hatam değil.
Bir çıkış yolu bulmak çok zaman alıyor.


II
Aynı sokakta yürüyorum.
Kaldırımda derin bir çukur var.
Onu görmemiş gibi yapıyorum.
Tekrardan düşüyorum içine.
Aynı yerde olduğuma inanamıyorum.
Ama bu benim hatam değil.
Yine uzun zamanımı alıyor buradan çıkmak.

III

Aynı sokakta yürüyorum.
Kaldırımda derin bir çukur var.
Orada olduğunu görüyorum.
Yine de düşüyorum içine… 

Bu bir alışkanlık.
Gözlerim açık.
Neredeyim biliyorum.
Bu benim hatam.
Hemen çıkıyorum.

IV
Aynı sokakta yürüyorum.
Derin bir çukur var kaldırımda.
Etrafından dolanıyorum.

V
Başka bir sokakta yürüyorum.

Portia NELSON
There’s a Hole in My Sidewalk: The Romance of Self-Discovery


1 Mart 2023 Çarşamba

Çocuk, köstebek, tilki ve at


"Bazen" dedi at. 

"Bazen ne?" diye sordu çocuk. 

"Bazen kalkıp devam etmek bile cesurca ve muhteşem"

......

"Yüreğimiz acıdığında ne yapıyoruz?" diye sordu çocuk.

"Arkadaşlıkla, ortak göz yaşlarıyla ve zamanla sarıp sarmalıyoruz, mutlu ve umutlu uyanana kadar da bekliyoruz."

....

"Büyük şeyleri kontrol edemediğini hissettiğinde burnunun dibinde sevdiğin şeylere odaklan."

-Charlie Mackesy (The boy, the mole, the fox and the horse)


23 Şubat 2023 Perşembe

sizin hiç babanız öldü mü?

"Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"
CEMAL SÜREYA

Bu şiirde bahsedilen ölüm, temiz bir ölümmüş. Sonradan bildim. Depremin yedinci günü enkazdan cansız bedeni çıkarıldı babacığımın. Büyük felaketten ayağı kırık bir şekilde çıkan anneciğimle, kardeşlerimle günlerce bir mucize olur, sağ çıkarsın diye bekledik. Enkazın başına ilk vardığımda demirlere saplanmış bir ceset vardı. Soğuk karanlıkta, düzgün çıkarılmak için ertesi günü bekleyen cansız bir beden. Böyle başladım beklemeye, alıştım cansız bedenleri görmeye... O enkazın çevresinde dualar okuyarak dönüp durduk. Göçük altından evimizin kullanılamayacak durumdaki eşyaları teker teker çıkarken sen de çıkarsın, diye bekledik. Bu kabustan bizi uyandıracağını ümit ettik. Sonra yabancı ekiplerin köpekleri gezindi, bizim köpeklerimiz kolay kolay yanılmaz ve burada canlı yok, diyerek terk ettiler o yaslı yeri. Ertesi gün bir çocuk sağ kurtuldu, bir umut ışığı oldu bize. Dirayetliydin, sen ne acılar görmüştün, bunun üstesinden de gelirsin, sandık. Arama çalışmalarının yedinci günü, öğleden sonra bir el gözüktü, sonra çelik kapının ardında bedenine kolon düşen cansız birinin olduğunu fark ettiler. Teşhis etmek için kuzenlerim ve ablam gitti. Son halini görmeme izin vermediler baba. Üç gün önce yanınızdan ayrılmıştım, seni o zamanki güzel halinle hatırlamamı söylediler. Ara tatilde, meğer seninle vedalaşmaya gelmişim can babam, emekçi babam, iyi niyetli, mert babam… Son halini görenler, vücut bütünlüğünün bozulmadığını, kokmadığını ve yüzünün tertemiz olduğunu anlattılar. Cesetlerin kaybolduğu, teşhis bile edilemediği bu mahşer yerinde sana öyle ulaştık. Son kez elini bile tutamadan aile mezarlığına defnettik. Hayallerin vardı, yorulmuştun, martta küçük dükkanını bırakacaktın artık dinlenecektin, bizleri ziyaret edecektin... Olmadı baba. Seni bu şekilde yitirmenin sızısı çok büyük. Her gününde senin yanında olabilecek, koşulsuz sevgi kaynağını kaybetmenin derin acısını tarif edecek sözcüklerim yok. Bu zamana kadar sözcükler büyücüsü meğer beni hep aldatmış.  Sözcükler bazı anlamlara gelmiyor, bazı anlamları ifade etmeye yetmiyor… Mekanın cennet olsun, ışıklar içinde uyu babam...



4 Şubat 2023 Cumartesi

Sahilde Kafka- Haruki Murakami

Sophokles'in Kral Oidipus adlı tragedyasının bir benzerine Murakami'nin çok okunan postmodernist romanı Sahildeki Kafka'da da bir izlek olarak rastladım. Blogda sinema güncem etiketinde bu tragedya ile ilgili bilgi vermiştim. Burada yeniden tekrarlamadan kitaptan bahsedeyim...

Ana karakter Kafka Tamura, on beş yaşında evden kaçar. Babasının yıllar önce paylaştığı kehanetinden sıyrılmak, kendine yeni bir kabuk oluşturmak için benliğini farklı bir yolculuğa atmaktan çekinmez. İnsan farklı bir kabuk oluşturmaya ne kadar çalışırsa çalışsın kendi yumurta kabuklarını var oluşlarında taşır. Kafka, annesinin onu kardeşiyle terk edişini, ondan bir sevgi, şefkat göremeyişini, babasının kehanetini, yalnızlığını gittiği her yere sürükler. Bu cesur delikanlının büyülü yolculuğuna, Murakami'nin okurunu şaşırtmayan medyum özellikli, gökten istavrit, sülük yağdıran, kedilerle konuşan, farklı yetenekleri olan kahramanları; klas müzik zevki, kadınları çok iyi tanıyan tespitleri, aşk, tutku da eşlik ediyor. Bana göre, romanlarında realist ve sürrealist iki dünyayı zeki bir şekilde bağlama yeteneği onun özgünlüğünü ortaya koyuyor... Beni çağırdığında, doğru zamanda başka bir yolculukta yine görüşeceğiz Murakami. Önce bir kahve. 

***

“Zamanın göreceli ağırlığı, çok anlamlı kadim bir rüya gibi üzerine çöküyor. O zamandan kurtulabilmek için hareket etmeye devam ediyorsun. Dünyanın öteki ucuna gitsen bile, o zamandan kaçamayabilirsin. Fakat öyle bile olsa, dünyanın öteki ucuna gitmek zorundasın. Dünyanın öteki ucuna gitmedikçe yapamayacağın şeyler de var çünkü.” 

"Biz, hepimiz sürekli değerli bir şeylerimizi kaybediyoruz; önemli fırsatları, olasılıkları, bir daha yerini asla dolduramayacağımız duyguları. Hayatta olmanın bir anlamı da bu işte. Fakat kafamızın içinde öyle şeyleri bellek haline getirebilmemiz için küçük bir oda var. Herhalde, kütüphanenin depo kısmı gibi. Dahası, bizler kendi yüreğimizin ne durumda olduğunu doğru şekilde takip edebilmek için, sürekli arama kartları yapmak zorundayız. O odayı temizlememiz, havalandırmamız, çiçeklerine su vermemiz de gerekiyor. Başka bir deyişle, sen sonsuza kadar kendi kütüphanende yaşayacaksın.”

"Herkesin hayatında artık geri dönülemez bir noktaya geldiği olur. Nadiren de artık daha ileri gidemeyebiliriz. O noktaya geldiğimizde, bu iyi bir şey de olsa kötü bir şey de olsa, sessizce kabullenmekten başka çaremiz olmaz. İşte bu şekilde hayatta kalmayı başarırız."

"Dün akşam çok iyi anladım, anlamı olmayan şeylerde anlam aramaya kalkmanın zamanımı boşa harcamak olacağını.."

"Sen fazlasıyla yaralandın, kayıplara uğradın. Üstelik büyük olasılıkla o yaraları bundan sonra da taşıyacaksın. O yüzden sana acıyorum. Fakat buna rağmen bu yaraları iyileştireceğine inanmalısın. Gençsin ve güçlüsün ayrıca uyum gösterme yeteneğin de var. Yaralarını kapatıp başını dik tutarak ilerleyebilirsin."

24 Ocak 2023 Salı

Hüyükteki Nar Ağacı- Yaşar Kemal



Buraya, güneşin bir köz yığını gibi dört yanına yalım saçarak kıpkızıl çıktığı verimli bir Çukurova çizelim. Geniş tarlaları yeni yeni sürmeye başlayan traktörleri, yolun tozlarına serilen uzunlu kısalı gölgeleri, ırgat işçilerinin yoksulluğunu, yaşam kavgasını, veremle, sıtmayla mücadelesini de ekleyelim. Kurban edilen sarı öküzü, satılan keçiyi, hüyükteki nar ağacının akla hayale sığmaz hünerlerini de çizmeyi unutmayalım. Doğa insan ilişkilerini, Anadolu kültürünü romanlarında çok iyi aktaran dil ustası Yaşar Kemal'in güçlü üslubunu, duyarlılığını, yaşadığı zamandaki mevsimlik işçilerin hikayelerini gökyüzünün rengiyle karıştıralım. Kendi tragedyalarını mutlak gerçeklik sanmaktan başka çıkış yolları olmayan çaresiz insanların, tükenmeyen umudu olan hüyükteki nar ağacını gerçekçi olana kadar boyayalım...

***
" Olacak olan olur" diyordu. Önüne geçilmez olacağın..."

   "Aba altında er yatar demişler ya, doğru söylemişler. İnsanoğlu anlaşılmaz bir yaratık..."

23 Ocak 2023 Pazartesi

The Banshees of Inisherin, 2022

İrlandalı çağdaş oyun yazarı Martin Mcdonagh'in yönettiği filmde, 1920'lerde İrlanda'nın batı sahilinde bir adada yaşayan Padriac, uzun zamandır arkadaşı olan Colm'un onunla hiçbir şey yapmak istemediğini, ondan hoşlanmadığını günden güne öğrenir. Padriac arkadaşlıklarının sonlanmasını istemediği için pes etmez ve bu ilişkinin çöküş nedenlerini bulmaya çalışır. Ancak ne kadar baskı yaparsa yapsın sonuç o kadar kötü olur...

Ana karadan, durmadan iç savaşın sesleri gelmektedir. Savaşın korkusuyla, ölüm anksiyetesinin esir aldığı ada insanlarının tuhaf hikayesinin vardığı nokta, bana yok artık dedirtti. Birine duyduğun soğukluğu, isteksizliği, hülasa nefreti, kendine zarar vererek göstermek de bir hastalık değil mi? Olay örgüsünün bu denli drama bağlanması cidden rahatsız etti beni. 

Dostluk denilen kavramı bazen çok abartıyoruz, biriyle görüşmeye başlamak, onunla hayatı paylaşmak aslında her ihtimale de açık olmayı gerektirir. "Artık seninle görüşmek istemiyorum" özgürlüğü iki taraf için de geçerlidir. Karşımızdakini ne kadar seversek sevelim, bir insan sizinle ilgili bir şey duymaya tahammül edemiyorsa, kararına saygı duymak ve onu kabullenmek en doğrusu. Çünkü kabullenmek, erdemdir. Zorlamak ise, kendi açımızdan değersizliği tekrar tekrar hissetmekten ve karşı tarafı rahatsız etmekten başka bir işe yaramaz. Bir arkadaşlığın bitişini kabullenme süreci, insanların kültürü, bağlanma tarzı, tecrübelerle, yaşadığı şartların zorluğuyla da alakalı. Ne olursa olsun, gitmek isteyene izin vermeli. Geçinmeye gönlü olan, seven, geri dönme ihtimali olacak biri zaten sizi hayatından çıkarmaz.