4 Aralık 2025 Perşembe

öykü yazarına emir


" 1. Bir üstada -Poe, Maupassant, Kipling, Çehov-  gibi, inan.


2. Sanatını ulaşılmaz bir doruk olarak kabullen. Onu aşabileceğine dair hayaller besleme. Aşabilecek duruma geldiğinde, bunu zaten farkında olmadan başaracaksın.

3. Öykünmeye mümkün olduğunca diren, üzerindeki etki yeterince güçlüyse ancak o zaman öykün. Kişilik geliştirmek, her şeyden çok sabır isteyen bir iştir.

4. Körü körüne inan. Başarıya ulaşacak kadar yetenekli olduğuna değil, ama arzuladığın şey karşısında göstereceğin şevke. Sanatını yavuklun gibi sev, tüm kalbini ver ona.

5. İlk sözün nereye gideceğini bilmeden yazmaya başlama. İyi kotarılmış bir öyküde ilk üç satır, hemen hemen son üç satır kadar önemlidir.

6. Bu şartı kesinkes ifade etmek istiyorsun: "Nehirden doğru soğuk bir yel esiyordu." İnsanoğlunun konuştuğu dilde ifadeyi vermek için belirlenmiş sözcüklerden başka sözcük yoktur. Sözlerine sen hükmet, sesli harf gelmiş sessiz harf gelmiş, bunları kafana takma.

7. Gerekmedikçe sıfat kullanma. Zayıf bir ada tutturulmuş renk tayfı kadar faydasızdır bunlar. Değerli birine rast gelirsen, karşılaştırılamaz bir rengi olur. Ama önce onu bulmak gerekir.

8. Kahramanlarını elinde tut ve öykünün sonuna kadar tutarlı bir şekilde taşı. Kurguladığın yolda onları başka şekilde görmeye kalkma. Başkalarının göremediği ya da görse bile aldırmayacağı şeylerle yolunu saptırma. Okuru aldatma. Öykü, laf kalabalığından arınmış bir romandır. Öyle olmasa bile, bunu mutlak bir hakikat olarak kabullen.

9. Duyguların akışına kapılarak yazma. Bırak silinsinler, ama sonra hepsini aklına getir. Bundan sonra duyguları yeniden canlandırabilecek gücün kalmışsa, zaten yolu yarılamışsın demektir.

10. Yazarken ne arkadaşlarını düşün, ne de öykünün yaratacağı etkiyi. Bir araya getireceğin kahramanlarının içinde yaşadığı o küçücük ortamdan başka ilgini çeken hiçbir şey yokmuş gibi anlat öykünü. Öyküdeki yaşantıdan başka bir şey çıkmasın ortaya."

Horacio Quiroga




2 Aralık 2025 Salı

serazad* yazıları


1. Zamanın geçiş hızına çocukken hükmettiğimi düşünürdüm. Zaman benimmiş ve salt bana ait bir kavrammış gibi. Yaş aldıkça, yaşama uğraşıları, telaşları arttıkça zamanın her daim, her koşulda bana ait olmadığını gördüm. Ben kendi zamanımı, kendi alanımı, bakış açılarımı zenginleştirdikçe "benim zamanlarım" kavramına ancak gücümün yettiğine vardım. Onu şekillendirmek, onu yoğurmak sonsuz ihtimallerin geçidinde ondan sana ait bir şeyler yaratmak işte bahsettiğim yer orası. Bu başlıkta kendi zamanımdan geçen görüntüleri, anları, yansımaları ve yansıttıklarımı anlatacağım. 

2. Geçen sabah gün ağarmamışken uyandığımda Nina'nın öldüğünü gördüm. Nina, küçük kızıma aldığım gözleri pörtlek bir Japon balığı. Okulumuzda yapılan akvaryumunu oluştur atölyesinden alıp sürpriz yapmıştım ona. Canlılar doğar, büyür, gelişir ve ölür. Japon balıkları çok uzun süre yaşamazlar. Öyle söyleyerek bu gerçeğe onu hazırlamıştım. Nina'ya iyi bakıyordu. Yemini saatli veriyordu. Parmağını suya daldırıyor aklınca parmak ucunu ona öptürüyordu. Halı dokuma setinden yaptığı ufak kilimi onun akvaryumunun altına sermişti. Onunla suyunu değiştirirken konuşurdum. Hareketlerini izlemek hoşuma gidiyordu. Çocukken uzun yaşayan bir balığım vardı. Tecrübeliydim. Ama artık Nina yok. Tecrübelerim de, özenli bakımım da onu hayatta tutamadı. Arkadaşıma anlattığımda, Japon balıkları uzun süre yaşamaz, dedi. Biliyordum ama yine de bizimle biraz daha kalmasını istiyordum. Bazen istediğinle yaşadığın arasında bir boşluk kalabiliyordu. Kızıma onun öldüğünü söylemek beni epey zorladı. Onu sitenin bahçesine gömdük. Kızım ona su verecek ve onun için dua edecek. Bu gerçeği değiştiremeyiz, dedim. Çünkü o değiştiremediğim gerçekliklerle yaşıyordum. Mezarına ismini de yazdı. Aşağıya indiğinde mezarına su döküyor. 

3. Bu ara, hızlı okumalara ağırlık veriyorum. Yazı egzersizlerimi biraz daha disipline etmem gerekiyor. Öğretmenler için ustalarla tiyatro eğitimi vardı. Seçmelere katılamadım. Çünkü eğitimin saatleri çok geç saatlerde ve eve dönmem zor olacaktı. Üstelik eğitim, hafta içi oluyordu. Ona katılmayı düşündüm çünkü üniversite yıllarımdan kalan bir tiyatro geçmişim vardı. Mesela Deli Dumrul'un karısını oynamıştım sonra bir öğretmeni oynamıştım. Tiyatro heyecanı çok başkaydı, ekibimiz çok şekerdi. O zamanları hep sevgiyle anımsıyorum.

*

*serazad: Başıboş, hür, serbest, kafasına göre anlamında.

**
Sevgiler.

28 Kasım 2025 Cuma

Röportaj

 


Blogforum ailesinden Ece Gamze ile güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.


*
Sevgiler.

17 Kasım 2025 Pazartesi

Hikaye/Anlatı/Yorum- Şaban Sağlık


Prof. Dr. Şaban Sağlık'ın farklı mecralarda yayımlanan yazılarından oluşur. Bu kitap, anlatıdan öyküye, öykünmece, öykünme efektleri, öyküden anlatıya, söyleşi şeklinde büyük beş başlık altında sıralanır. Her bölüm kendi içinde küçük başlıklar altında derinlemesine işlenmiş. Hikaye sanatının kuramsal-felsefi-estetik boyutu, hikaye sanatının kurgu estetik unsurları, hikaye ve diğer sanatlar ilişkisi, hikaye sanatını ilgilendiren unsurlar gibi pek çok konu irdelenmektedir. 

Okuduğum diğer kitaplar:

-Toza Sor, John Fante,  160 sayfa

-Ben yokmuşum gibi, Burcu Ünlü, 72 sayfa

-İrade Terbiyesi, Jules Payot, 272 sayfa

-Cyrano de Bergerac, Edmond Rostand, 97 sayfa

*

Sevgiler.


12 Kasım 2025 Çarşamba

The Turin Horse, 2011


Geçtiğimiz günlerde sinema günceme yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın 21. yüzyılın en iyi film listesindeki filmleri ekledim. Onun önerdiği filmlere öncelik verdim. Torino Atı, Nietzsche'nin hayatından bir kesite odaklanıyor. Nietzsche bir gün, Torino'da dolaşırken bir atın kırbaçlandığını görür. Yeter diye bağırır, ata sarılır, hüngür hüngür ağlar. Sonra yere düşer. Bu olayın sonrasında akli dengesini yitirir. On bir yıl boyunca, ölene kadar hiç konuşmaz ve yatalak yaşar. Yönetmen Bela Tarr bu filminde, atın sahibinin peşine düşer ve onun hikayesini anlatır. Hikayenin başlangıç noktası ve düşünme şekli beni etkiledi, yalan yok. Ancak minimal diyaloglar ve ağır ilerleyen sekanslar izlerken yer yer beni zorlamış olabilir. Böyle durumlarda tek oturuşta değil de iki oturuşta filmi bitirmeyi yeğliyorum. Böylelikle sanat sanat için midir diyerek söylenmiyor, sanat bizim içindir de kısmını atlamıyorum. Listedeki diğer filmlerden İhtiyarlara Yer Yok'u da bitirdikten sonra bu listedeki öteki filmler sır oldu sayın okur. Hiçbir yerde bulamadım diğer filmleri. Gören, bilen varsa haber verebilir. Müjdelere açığım. Kasım ayında o filmlerin çoğunu bitirme hayallerimde suya düştü. Her yönden ağır bu filmlerden sonra yumuşak kitap uyarlaması filmlerini listeme ekledim. Kendimi hoşnut ettim. Ama şöyle bir şey oluyor, öyle her yönden zorlamaya alışıyorsunuz ya, izlemesi rahat filmlerde eee şimdi ne oldu? diye soramadan da geçemiyorsunuz.


İzlediğim diğer filmler:

- No country for old men( İhtiyarlara Yer Yok) 2007

- A man called ove (Ove Adında Bir Adam) 2015 

- The storied life of  A.J. Fikry(Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikayesi) 2022

- Cici, 2022

*

Sevgiler.

4 Kasım 2025 Salı

Dalmışsam Uyandırma'ya Dair I

 


Dalmışsam Uyandırma adlı yeni öykü kitabımla ilgili değerli yorumlar gelmeye başladı. 
İlk yorum sevgili Elsa'dan.