29 Aralık 2021 Çarşamba

İşte Deniz Maria- Ferit Edgü

 
"Ben minimal öykülerimde her şeyden önce “olay”ı önemsiyorum. Ama benim “olay” larım, gözümün gördüğü olaylar değil. Çünkü ben, kendimi bir tanık yazar görenlerden değilim. Olayları, gözlerimi kapadığımda daha iyi görüyorum. Yıllar önce söylediğim gibi, düş ile gerçek koşut gidiyor yazdıklarımda.
Peki, niçin minimal, diye sorulacak olursa, yalınlığa, daha çok yalınlığa, artık hiçbir fazlalığı içinde barındırmayan yapıya ulaşmak için diyebilirim. Ayıklamak, arıtmak… Tıpkı, mermerin içindeki gizli biçimi bulmak için, durmaksızın yontan o koca sert kütleyi küçülte küçülte kendi öz yapıtına varmaya çalışan emekçi-yontuç gibi. Yontuç, mermerin içinde saklı biçime(yoksa cevhere mi demeliydim?) ulaşmaya çalışıyor, bense “dil”in içindeki cevhere. Hiçbir zaman varamayacağımı bile bile. Ama gene de-"
Kitabın önsözünde böyle söylüyor Ferit Edgü. Bu minimal yalın öykülerin anlamı oldukça yoğun ve anlatımı oldukça şiirsel... Öykünün birinde Ecco il  mare, Maria diye geçen İtalyanca deyiş, yani İşte Deniz Maria kitabın ismi olmuştur. Onun öykü atmosferine kendimi çok yakın hissediyorum...
***
Hayalhane
"-Niçin kaybolmuş fotoğrafları arıyorsun. Elinde bir makinen var. Görüyorum. Yeni fotoğraflar çeksene. Hattâ o kaybolan fotoğrafları. -Ama onlar hayallerimdi."


“Ne zaman girsen düşüme, bahçen yok, diyorum.”













26 Aralık 2021 Pazar

Nikolas, 2021

Aralık ayında kızlarımla noel temalı filmler izleme geleneğimize, Nikolas filmiyle başlangıç yaptık. Nikolas, ormanda babasıyla yaşayan on bir yaşında bir çocuk. Babası ve arkadaşları elflerin efsanevi köyü Elfem'i bulmak için yollara düşerler. Çünkü yaşadıkları yerde umuda, mucizeye ihtiyaçları vardır. Zavallı Nikolas cadı halasıyla beraber kalır. Küçük fare arkadaşı, yoluna çıkan ren geyiğiyle o da babasının peşine düşer ve umut dolu macera başlar...

İzlediğim en iyi noel filmiydi, çok tatlıııı:)

 

24 Aralık 2021 Cuma

Bahar Noktası- William Shakespeare




Shakespeare'in ünlü tiyatro metnini kimi yayın evleri Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası olarak yayımlamış. Can Yücel, Bahar Noktası adıyla çevirmiş. Genellikle tiyatro metinlerini okumak zor gelir okura. İzlemek varken niye okuyayım kafası fazlacadır. O nedenle yayınevleri imtina ederler tiyatro metinlerini basmaktan. Bir tiyatro olmasına rağmen konu bağlayıcılığı yüksek bir metindi. Eeee büyük yazar Shakespear'den bahsediyoruz. O yüzden şaşırmıyorum.

Eser, İngiliz gelenekleri ve mitolojik desenler içinde beliren karmaşık ilişkileri yansıtıyor. Aşk sanrısı altında beliren cinsel bağımlılıklardan kaçmak mümkün müdür? Ey Eros! O sivri okunu çeşit çeşit insanların kalplerine atarken insanı ne hallere dönüştürüyorsun? Hıı? Duyamadım.
Gerçek, hayal, rüya, gerçek döngüsünde ilerleyen ince nükteler içeren bu eseri sahnede izlemek istiyorum. Evrene böyle güzel bir enerji bıraktım ve uygun zamanı bekliyorum:) 
 
"Hastalık kapar gibi güzellik de kapsaydık keşke."



Spotify aralık ayında bu yılın genel müzik özetini yapmış. Bu yıl dinlediğim şarkılarımın temasını zen ve hasret şarkıları oluşturuyormuş. Bir arkadaşım, Spotify'a sohbet bölümü de eklense, onun içinde yaşayabilirim, demişti. Ben onun kadar bağlı olmasam da dinliyorum işte. Dinleyenine sevdiği şarkılar, dinlediği tarzda iyi önerileri var, oradaki edebiyat podcastlerini çok faydalı buluyorum. Bu yıl en çok dinlediğim şarkıyı bırakıyorum, farkında olmadan on üç kez dinlemişim, şarkı bilinçaltımı yansıtıyor olabilir. Dans etmek ve saçma sapan takılmak istiyorum falan falan diyor:)





23 Aralık 2021 Perşembe

Bazen Bahar- Melisa Kesmez

 

Nohut Oda kitabını okumuştum, o ilk okumada hikaye anlatıcılığı beni cezbetmişti.
Baharlı kitaplar seçiyorum bu ara. Adımla gizli bir aşk yaşarcasına:) Bu öyküleri de özgün. Melisa Kesmez'in farklı kadınların dünyalarından işlediği hayat motifleri dikkat çekici...

***

"Bir yarayı iyileştiren, her şeyden önce orada bir yara olduğunu kabullenmekti."

"Yaşanmış hikayelerden açılan boşluğa, yaşanacak hikayeler oturacaktı birazdan."

"Düşmek de var sonra kalkmak da, yorulmak da, kırılmak da, ben artık yokum demek de. Hepsi dahil oyuna."

15 Aralık 2021 Çarşamba

Yaşamadan Ölmeyeceğim- Maud Ankaoua

 


Günaydınnn 🌻

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt basamağına çakıldığımız, hastalıkla boğuştuğumuz, alışveriş fişlerini dikkatli ve ayrıntılı okuduğumuz bu zor dönemlerde; canlandırmamız gereken yaşam gücünü hatırlatan bir kitabı paylaşıyorum sizlerle😍
Umut edebilme umudunu bırakmamak adına, sevgiyle 🙏🏻💙


İyioluş(wellbeing)

Oscar Wilde’in “Yaşamak, nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.” sözünü kendisine izlek olarak seçmiş bir kitap. Bu yolculukta yaşama gücünü canlandırmak adına dikkate alınması gerekenler şu şekilde: geçmişin yıkıcı, kıyıcı pişmanlık veren hallerinin negatif enerjisinde karanlığa gömülmektense, geçmişini güce dönüştürmelisin. Hücrelerin bile hafızası var ve bu tür sendromlar genetik olarak nesilden nesile aktarılabiliyor. Farz-ı misal, terk edilmişlik etkisi bile aktarılabiliyor. Adanmışlık ve kurban rolünden çık. Kendinin en iyi versiyonu olmak için sevginin ve bilincinin ışığına güven. Sen değiştikçe çevrende değişir. Yaşama sevinci bulaşıcıdır unutma. Kendi değerlerinle hizalanman, kendini sevdiğinin kanıtıdır. Bazen bırakmak, asılmaktan ve kendini savunmaktan çok daha güçlü bir davranıştır. Geleceği açık kalplilikle kabul et. Hayatta trajik olaylar yaşayan bir tek sen değilsin, senden önce yaşayanlar olduğu gibi senden sonra da yaşayanlar olacak. Yaşadıklarımız sayesinde diğerlerine yardım etme kabiliyetimizi geliştiriyoruz. Yaşadığın deneyim en büyük mirasın, başkalarına ilham ol. Ufak tefek dertlerin hayatını kemirmesine izin verme, bütün dikkatini önceliklerine ver. Bugün dert ettiğin şey, beş yıl sonra senin için önemli olacak mı?

14 Aralık 2021 Salı

Maviye İz Süren'e Dair XVIII

 


Selammmm:)

Blogger aleminin bana kazandırdığı çok kıymetli dostlarım var. Onların varlığı her zaman beni mutlu etmiştir. O değerli isimlerden biri, şüphesiz Okuma Günlüğüm  Erencim, güzel arkadaşım kitabımı okuyup yorumlamış.
Onun gibi nitelikli, birikimli bir okurdan iyi bir değerlendirme okumak çok özel ve anlamlı, çok teşekkür ederim🙏🏻


Güzel bir gün diliyorum💙

10 Aralık 2021 Cuma

The Summit of the Gods, 2021




Tanrıların Zirvesi, Taniguchi Jiro'nun ödüllü mangasından uyarlanan Fransız animasyon filmi.
Japon foto muhabiri, doğa fotoğrafları çekmektedir.
Yıllar önce, Everest'e çıkan ilk insanların kamera kayıtlarına ulaşmak ister. 
Kayıp bir tarihten adeta bir parça koparmak istercesine bu işin peşine düşer.
İlk keşif gezisine çıkanlarla yolları kesişen muhabir, zirveye ulaşmak isteyen dağcıların tutkusuna ortak olur.

Doğaya meydan okuyarak, sınırlı insan potansiyelini zorlayarak varlığın sınırlarının ötesinde bir yansımaya kendini bırakmak...
Mistik macera sevenlere tavsiyemdir:)



7 Aralık 2021 Salı

Teklifinizle İlgilenmiyorum- Başar Başarır

 


Öyküde dili çok kuvvetli, çok yönlü kullanarak onun işlevselliğini kanıtlamak, hikayeleme biçiminin akıcılığını sağlamak, güldürürken düşündürmek, kıvrak bir zekayla kara mizahı parıldatmak ve kendine has tarzıyla buradayım, görüyorum ve anlatıyorum demek!

Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorumm:)

Kitapların ışığıyla kalın💙

***

“Zamanın hızı kendinde değil, asıl bizim içimizde saklanır. Eğlenirken hızlı, sıkılırken yavaş giden şey zaman değil biziz, kendimiziz. Bunu hepimiz gayet iyi biliriz, öğreniriz. Yine de zaman konusunda daima yanılırız, yanılmak isteriz. Daha var, deriz. Daha çok var. Ya da bitti, çok az kaldı, kurtuldum işte. Gönlümüzce gafil avlanırız. Elimizden başka bir şey gelmez çünkü.”(s.27)

“Sığınılacak bir kucak, tutulacak bir el, naz yapılacak o büyük sıcaklık eksik. Yanında, onun tarafında kimse yok. Endişe var sadece. Büyümek böyle bir şeyse, büyümek istemiyor.”(s.30)

“Sahiden kim kazanır, kim yer, hiç belli olmaz bu dünyada. Anlayamadın mı geçeceksin. Hiç kafayı takmayacaksın.”(s. 98)

3 Aralık 2021 Cuma

Yansıma- Alparslan Demirbilek

 


Gerçeğin yansıması başka olur yüreklerde. 
Her yansıma, farklı duyguların dönüşüme uğramış halidir.
Sevgi, umut, dostluk, hayaller, acılar ve bitmeyen özlemler; Yansıma kitabındaki şiir deryasında büyülü bir aks-i sedaya dönüşüyor...

***

“Harfler kaygan zemindeki cam kırıkları gibi,
Yazmayınca üstüne üstüne düşüyorum.”

“Kuru yaprakları düşün
Baharla gelen yağmurları
Hiçleri, hepleri,
Erken gelen kışları,
Zamansız bakışları,
Geceyi, gündüzü,
Geçip giden ömrümüzü…
Kim bilir kaç günümüz kaldı?
Hangimiz, hangimizin avuç içlerini çaldı?”

“Bırak batsın gemiler avunacak yol ara
Batık hayallerinle düş dikenli yollara
Uzun gelirse hayat rüyasız uykulara
Uzandığın boşluktan gülümse masallara…”



2 Aralık 2021 Perşembe

KE Dergisi, sayı 12




İstanbul Kartal Belediyesi'nin, iki ayda bir çıkardığı Edebiyat Kültür ve Sanat Dergisi'nin Kasım-Aralık on ikinci sayısında bir öyküm yer aldı...

Dergi editörü, kıymetli yazar arkadaşım Ercan Y Yılmaz'a nam-ı diğer İsahag Uygar Eskiciyan'a teşekkür ederim🙏🏻


28 Kasım 2021 Pazar

Shutter Island, 2010



Zindan Adası; tehlikeli, ağır akıl hastalarının tedavi edildiği bir hastaneye Teddy Daniels ve Chuck Aule adlı iki polis memurunun soruşturma amacıyla gitmesiyle başlar. 
Bu hastanede bir akıl hastası kaybolmuştur. 
Bu tuhaf kaybolma hikayesi, herkesten kopuk, tehlike çanlarının durmadan çaldığı bu adada bambaşka olaylara evrilir. 
Film başlangıç noktasından uzakta hayretler içinde bırakan bir yere vardı. 
Leo'nun oyunculuğuna diyecek yok. (Kaçık halinde mi bu kadar çekici olur? Allasen yapma böyle şeyler)
Travmalara Almanca'da yara da denirmiş. 
Yaralısın sen, saklanma. (Yaralıyım, yaralıyım. Ben bir bahtı karalıyım. Doksanlara giderek Ferda Anıl'la mendil çıkarıp ağlayacaktım)
Ağır travmalar insanı canavarlaştırır. Her yerde gerçek yüzünü iyi saklayan canavarlar. İşte bu filmin arka fonunda yükselen ses buydu. 

Savunma mekanizmalarının varacağı en uç noktayı, gözler önüne seren iyi bir filmdi:)

Sağlıcakla kalın...


25 Kasım 2021 Perşembe

Kendine Ait Bir Hayat- Marion Milner

 


Psikanalist Marion Milner, yirmi altı yaşındayken şahsi ve ilginç bir deneye girişir. Kendisini nelerin mutlu ettiğini günlüğüne kaydeder. Amacı, hayatında  tesadüfen karşısına çıkan mutluluk anlarını arttırmaktır. İç dünyasını keşfederken, Piaget'nin çocuk zihniyle ve algı tarzıyla ilgili görüşlerine varır. Otomatik benliğin, otomatik zihnin tepkilerini analiz eder. 

Zihin gözünün, geveze yankıların, ben merkezli yaygaracı dırıltıların  nedenini arar. Bu minvalde kör düşünce kavramının bencilce olduğunu saptar. Bu düşünme tarzından sonra gözlemlerinin iki tür dikkatte yoğunlaştığını ayrımsar:
1-Dar dikkat: Bu ilk algı şekli otomatik. Bu tür ilginin dar bir odağı var, anlık çıkarlara hizmet eder ve geri kalanları görmezden gelen dikkat.
2- Geniş dikkat: Geniş bir odakta atalardan yüklenen olumsuz kodlarla, aileden gelen genetik yatkınlıklarla verilen tepkilerden uzakta kalan dikkat. Ben'i ilgilendiren şahsi gaile ve kaygının ötesinde büyük bir tatmin hissi veren dikkat. Çünkü bu dikkatte birey, dar dikkatte görmezden geldiği durumların da farkında oluyor dolayısıyla kendini olumsuz, öğretilmiş tepkilerle sınırlandırmıyor. 

Bu noktadan hareketle kendine iki kural belirliyor:

1-İnsanın içini karartan herhangi bir kaygı ya da dargınlık yükü asla göründüğü şey değildir. Ne zaman üzerimde bir bulut gibi asılı dursa ve dağılmayı reddetse bilmeliyim ki, kör düşünce alanından geliyor ve beni asıl kaygılandıran şey benden gizleniyordur.

2- Hem kendinde hem başkalarında bu tür duygular üzerine akıl yürütmek boşunadır. Saplantılı korkular ya da kaygılar karşısında fikir yürütmenin neden işe yaramadığını anlamaya başlamıştım çünkü kaynakları aklın ve sağduyunun kapsama alanı dışındaydı. Zihnin ıssızlıklarında, bir şeyin hem kendisi hem de başka bir şey olabildiği yerlerde gelişiyorlardı ve onlarla başa çıkmanın tek yolu; makul olmaya dair bütün teşebbüsleri bırakıp düşüncelere hürriyet tanımaktı. 

Özetle; zihnimizi tesiri altına alan, kendi dileklerimizden bağımsız bir dünya olduğunu bilen, çoğunlukla kendimizde farkında olduğumuz sağduyulu bir düşüncede misin?
Yoksa çoğumuzun farkında olmadığı, çocukluğumuzdan miras kalma, gayet akıldışı, hem kendine hem dünyaya dair çarpık fikirler taşıyan düşüncede misin?
En önemlisi bunların farkında mısın? 

Yazarın kendi hayatından bir deneyle yola çıkarak gözlemlerini içten bir üslupla anlatması hoşuma gitti. İyi ki okudum dediğim özel kitaplardan:)

***

"Bence çağımız insanının en büyük ruhsal bunalım nedeni, gerçekten sevdiği ve sevmediği şeyleri keşfedememesi , seri üretim bir idealden ödünç almadığı, gerçekten kendisine ait olan değerleri keşfedememesidir ..."



21 Kasım 2021 Pazar

Eve Giderken- Mihail Zoşçenko


 Sovyet döneminde mizah edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Rus yazar Mihail Zoşçenko'nun Eve Giderken adlı öykü kitabını okudum. Bu kitapta yalın bir anlatımla genellikle dönemin sorunları, gündelik hayatta farklı problemler yaşayan insan portreleri kısa olay öyküleri şeklinde aktarılmış. Okurunu yormayan yer yer gülümseten bir kitaptı.

Bu arada yıllardır listemde olan "Niteliksiz Adam" kitabının ikinci cildini kütüphanede buldum. Yazarın tarzını keşfetmek adına kitabı yarıladım. İlk cildi es geçilmeden okunmaması gereken bir eser olduğuna kani olunca kitabı yarım bıraktım. Aynı şekilde Demir Özlü'nün beş yüz küsur sayfalık "Sürgün Küçük Bulutlar" adı altında Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanan toplu öyküler kitabını da yarım bıraktım. Daha önce yazarın iki kitabını okumuştum oradaki öykülerden çok da bağımsız değildi okuduklarım o yüzden pişman değilim. Zaten çok kalın kitapları özellikle öykü türündeyse okuyabildiğim kadarını okuduktan sonra iade ediyorum.

Yeni kitaplarla yola devam... İyi, farkındalıklı okumalarımız olsunnn :)




18 Kasım 2021 Perşembe

İklimler- Andre Maurois

 


“Canımın içi böyle şeyler romanlarda olur.” meşhur Türk filmi repliğindeki roman işte bu:)

İklimler, ekseni aşk ve sevgi olan büyülü bir anlatıma sahip psikolojik tahlillerin ağır bastığı bir roman. Kitap iki ana bölümden oluşuyor: İlk bölüm Odile, Philipe’in dünyasından aktarılıyor. Bu bölümde Philipe’in Odile’e olan aşkını okuyoruz. İkinci bölüm Isabelle, Philipe’in ikinci eşi Isabelle’in dünyasından aktarılmış. Philipe Odile’de gençliği ve güzelliği; Isabelle’de ise vicdan ve sadakati bulur. Sevmek ve sevilmek üzerine  iyi bir edebiyat, ıskalanmamalı👍🏻

***

“İnsan gerçekten seviyorsa, sevdiği varlıkların yaptıklarına fazla önem vermemeli. Onlara gereksinimimiz vardır; yalnız onlar bizi vazgeçemeyeceğimiz bir ‘havada’ yaşatabilirler(dostunuz Helene ‘bir iklim’ der, çok doğrudur) Öyleyse, onları tutabildikten, alıkoyabildikten sonra gerisinin ne önemi var? Bu yaşam öylesine güç ki…”(s.200)
.
“Her şeyden önce içinde bulunduğu anda yaşadığını söylemiştim. Gereksinim duydu mu geçmişi ve geleceği yaratıyor, sonra da yarattığını unutuyordu.”(s.45)
.
“İnsan kişiliğini biçimlendirebilir, onu yeniden kurabilir.”(s.51)

16 Kasım 2021 Salı

Lacci, 2020



İtalyan film yönetmeni Daniele Luchetti'nin izlediğim ilk filmi.
Napoli'de yaşayan, Aldo ve Vanda.
Çocukları, Sandro ve Anna.
Problemli bir evlilik.
Aldatılan bir kadın, aşkın ayak seslerini takip eden bir adam ve iki çocuk.
Domenico Starnone'un romanından uyarlanan Bağlar/Bağcıklar filmi; sorunlu bir evliliği, annenin, babanın ve çocukların penceresinden yansıtıyor. 
Bir zaman sonra birbirlerine eziyet etme bağımlılığına dönüşen bir ilişkinin farklı bir noktada konumlanışı...

Bu yönetmenin diğer filmlerini de merak ettim:)


11 Kasım 2021 Perşembe

Öykü Gazetesi, Kasım 2021

 
   Gerçekleri yazmayan Öykü Gazetesi'nin kasım sayısında bir öyküm yer aldı...


Hatırla...

Sevgiyle ve ışıkla kalın 💙



7 Kasım 2021 Pazar

Baştan Sona Yalnızlık- Özcan Karabulut

 


Yazmak, bir hatırlamadır, diyor bir yerde. Zamanın geçişimsel bütünlüğünden yani geçmişten, şimdiden ve kırık hayallere abanan gelecekten ödünç aldığımız yaşam oyunlarına bir serzeniş. Üçüncü tekil ağızdan anlatılan, başka kahramanlara giydirilen öyküler. Çatallanmış farklı yolların bir ana caddede birbirine bağlanması gibi, hem ayrı olabilen hem bütünleşen hayatlar. Soğuk otel odalarındaki yalnızlıklar, çabuk tüketilen kısa süreli ilişkiler, dönüşmeye müsait arayışlar ve bu tematik düzlemde beliren siyasi olaylar, çatışmalar. Gelinen ve buluşulan o noktada yüzler birbirine karışıyor. Hüzünlü ruhlar, yalnızlıklar, kaybolanlar ve yağmalanan düşler... 

***

"Kitapçılar bir tür kurtarılmış bölgelerdir benim için. Katlanılmaz bir ilkelliğin sürdüğü kaldırımlardan  kaçıp sığındığım, soluk alabildiğim tek mekan..."

"Birazdan uç uca sıralanan bu tümceler de bitecek, ben de bu şekilde yenileniyorum, bu da benim hayata tutunma tarzım. Sonrası; sonra yeniden barlar, sanatçılar arasında kahkahalar, hüzünler, sokaklar, pubların dumanlı havasında heyecanlı konuşmalar, dedikodular, bodrum katlarında tek kişilik sevişmeler, kalabalık bir kentin kaldırımlarında yine o uzun yürüyüşler ve kendine dönüşler. Baştan sona yalnızlık."

6 Kasım 2021 Cumartesi

Maviye İz Süren'e Dair XVII


 Sevgili Kitaplara_meftun_muallime teşekkür ederim...

"Taşıdığın kalp, evrenin dönüşüme uğramış bir taşı gibidir; milyarlarca yıl öncesinin dönüşümünü temsil ediyor. Kıymetlidir. Bu kadar büyük bir anlamı olan, yaşamı simgeleyen kalbini insanların acılarıyla ördüğün o kafesten çıkarmadığın sürece özgür olamazsın ve kendin için yaşayamazsın."


Annişim arkadaşıyla kitabıma sunum hazırlamış, teşekkür ederim gül kokulum...


Sevgili öğrencilerimden Muhammed Emin kitabımın kapağını çizmiş... Çocuklarla her cuma günü yaratıcı yazarlık dersi yapıyorum, onların yazıya olan meraklarını heyecanlarını görmek beni mutlu ediyor. Çok güzel yazmaya başladılar... Youtube'da okuduğum öyküme tatlı yorumlar yazan canım çocuklarım sizi çok seviyorum, teşekkür ederim💙




.


4 Kasım 2021 Perşembe

bir konser güncesi

 

30.10.2021 Cumartesi

O sabah hafta sonu tatiliydi, okul telaşımız yoktu. Annem: "Oğuzhan hikayesinde günaydın Ankara yazmış" dedi. Ankara'daymış, sonra internetten bakınca konser için buraya geldiğini anladık. Belediyenin açık hava konseriydi, çok kalabalık olacağı gün gibi açıktı. Ama annem: "Sakin bir köşede uzaktan da olsa canlı canlı dinleriz," dedi. Geçenlerde Evgeny Grinko'nun konserine bilet bulamayışı içine oturmuştu, Ankara'da giderek azalmaya başlayan güneşli gün sayısını hesaba katarsak, pandemi dönemindeki bu açık hava konseri onun için kaçırılmaz bir fırsattı. Babam da buranın yoğun trafik çilesinde iyi bir çilekeş olarak yetişmişti, o hengameye kendini atmayı kabul etti. Ablam, annem ve benim kadar Oğuzhan'a düşkün değildi ama o da konser sözünü duyunca çok sevindi.  Heyecanla hazırlanmaya koyulduk. O gün için yaptığımız dışarı planını değiştirdik. Oğuzhan'ın Kendime Sardım şarkısını çok seviyordum, klipte bebek havuzuna girdiği bölümü, onun hareketlerini komik buluyordum. 


Yollara düştük, Akm'ye yaklaşınca olağan trafiğe takıldık. Durmadan arabanın saatine bakıyordum, geç kalmak istemiyordum. Kapalı otoparkın uzun, labirent yollarında arabamıza uygun bir yer bulmak için epey döndük. En sonunda bahçeye açılan merdivenin yakınında bir yer bulduk. Bahçeden "Gel birazcık sola doğru, seviyorsan bana doğru." şarkısını gümbür gümbür söyleyen o muydu?  Babamın kucağında onu gördüm, gözlerim koca koca açılmış, şaşkınlıkla bakıyordum o tarafa. İlk kez bir konserde hem de sevdiğim bir sanatçıyı görüyordum. Annem ve ablam ortamın havasına çoktan girmişti, ablam telefondan kayıt alıyor, annem şarkısına dans ederek eşlik ediyordu. Kendime Sardım'ı söylemeye başlayınca annemin kucağında zıplayıp durdum. Üzerimdeki şaşkınlık geçmemişti. O şarkısındaki gibi çimlerde uzansak dedikçe, annemle babamın çimlere attıkları montlarının üzerinde uzanmaya başladım. Konserin geri kalan kısmını çimlerde uzanarak dinledim. Açık hava mı, o kalabalık mı, o şaşkınlık mı beni çarpmıştı? Anlayamadım. Hüzünlü şarkılarını, Hepsi Geçiyor şarkısıyla çok güzel bağladı. Sonra bir türkü söyledi. Konserde biri bayıldı, biri tişörtünü imzalaması için sahneye attı. O da tüm kliplerindeki kahve içen adam imajını aratmadı, beyaz kupasından durmadan bir şeyler içerek söyledi şarkılarını. Ekibiyle çok uyumluydu. Konserin kapanış şarkısı çok tanıdıktı...



1 Kasım 2021 Pazartesi

Kil-Tablet Öykü, kasım

 



Bu ayın öykü teması: "Yazarlar ve intiharlar"
Virgina Woolf'un devingen ruhunu yazdım, "Ruh-u Sal" adlı öyküm yeni sayıda...


Kasım ayı güzellikler getirsin 💙









29 Ekim 2021 Cuma

Atları Çalarken, 2019



Out Stealing Horses, Per Petterson'un ilk romanından uyarlanmış bir kuzey filmi.
Norveç'te ormanda bir gölün kıyısındaki küçük evinde yaşamını sürdüren altmış yedi yaşındaki Tront'un hikayesine yoğunlaşıyor.
Tront, ikinci karısını trafik kazasında yitirmiştir, köpeği Lyra ve kendisiyle beraber sürüklenen anıları, o küçücük evi doldurur.
O anılar, babasıyla geçirdiği yılları, arkadaşı Jon ile kurduğu arkadaşlığı, onunla oynadıkları at çalma oyununu ve bunlara eşlik eden muazzam doğa kesitlerini kapsar. 
Çocukluk sıkıntıları, baba-oğul ilişkisi ve oradaki yaşanmamışlıklar, söylenemeyenler, mutsuzluklar, 'kendi olamayışın' sancıları bir bir dökülür şimdiye.
Geriye dönüşler yani zamandaki o kırılmayla belirginleşen sert yüzleşmeler, şimdiyi ne kadar şekillendirebilir?
Tront, yitiklerle hayatının son deminde rutin hayatının gereklerini yerine getirir. Dickens okur,
Dickens okumak, yok olmaya yüz tutmuş dünyada uzun bir şarkıyı söylemek gibidir, her şey günün sonunda bütünleşecek başka bir parçadır. O parçaların anlamına yalnızca sen karar verirsin. Birilerinden medet umma. 

"Ne zaman acıtacağına sen kendin karar verirsin." 

Bana kalırsa filmin kilit cümlesi buydu. Kadercilik kolaydır, kontrolcülük zordur. Hayatını sen şekillendirirsin, birilerinin ya da olayların ne zaman, ne kadar canını acıtacağına sen izin verirsin. Bunu kendine yaşatmak ya da yaşatmamak senin elinde. Aldım kabul ettim:)




27 Ekim 2021 Çarşamba

Boşversene sen- Edip Cansever




 "Yürek yalnız bir kez görür sonra gözler görür."

"Boşversene sen niye beklemeli

Sıktı artık bu kent beni
Çekip gitmeliyim hiç düşünmeden
Bulmalıyım aradığım o yeri
Şiirmiş, bilgelikmiş her neyse
Ne varsa benden kalsın geride
Kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de
Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu
Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde
Nerdesin ey benim hergün yeniden doğan oğlum
Sevginin çoğul oğlu
Senin ülkende yalnız bütün özlemler
Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, coşku
Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla
Orda uçsuz bucaksız
Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu.

Öğrendim öğrenmesine, mutsuzluk da bir gelişmedir
Tanımadığım kentler, yüzler, hiç mi hiç tanımadığım
Oteller, genelevler, nar ağaçları
Dar sokaklar, eğri büğrü kaldırımlar
Satın alamadığım bir örtüye çeviren yalnızlığı
Ve bir yağmur öncesinde belli belirsiz
Üç beş çocuğun birbirini çağırdığı
Sopasını düşürdüğü bir dilencinin
Unutup gittiği sonra ses çıkarmadan
Anlaşılmaz mırıltılarla yokuş aşağı
İner gibi ben de
Örgüsünden başını kaldıran bir kadının
Gözlerinde
Nasıl binlerce rengin içinden sıyrılırsa dünya
Bulacağım elbette aradığım o yeri
Yıllar yılı tuttuğum aklımda
Hani salkımlar içinde bir ev vardı
Eski bir gemici feneri asılıydı kapısında
Duvarlarında uçan balıkların kurutulduğu
Yıkılmışsa ne yaparım bilmem ki
Eksilmiş gibi ağzımda bir dişim
Yerini dilimle oynaya oynaya
Dalar çıkarım elbet bambaşka sokaklara.

Geçerim kurduğum hayallerin altından
Bir gökkuşağının altından geçermiş gibi
Budakları kalın ellerimi andıran
Asmaların yanıbaşından
Yüzümde bir garajın tutulmaz akşamıyla
O geçimsiz akşamla
Ve mutlaka kayalardan doğmuş olan
Göğün mavi yapamadığı bir şahin
Başımın üstünde tek başına.

Kırmızı dallar, göğe uzanır çitler
Yıldızları birbirinden ayıran
Bilmez olur muyum hiç, mutluluk da bir gelişmedir
Yaşarken olsun, ölümle olsun, sonu ayrılığa varan
Ey gün batımı! benden duymuş olma bu yakınmayı
Bir gül bana kendini kopardı verdi
Daha dün akşam, daha dün akşam.

Yürek bir kez görür, sonra hep gözler görür
Ben onu yüreğimle görmüşüm anlaşılan
Çözüldü artık o büyü, yanımda
Sıcaklığı parmaklarımı acıtan bir haziran
Üstelik çoktan buldum aradığım o yeri

Tam yedi kez doğan güneşlerin altında
Bir yitip bir yükselen sıradağların ardından.

Yıkansam, yıkansam, hep o güneşlerle yıkansam
Dişleri tenime geçse yaz rüzgarlarının
İzine pek rastlamasam
Ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye
Bunu bir daha sorsam
Ne çıkar bir daha sorsam
Sonra hiç konuşmasam, sonra hiç konuşmasam
Ve bu yorgun, bu üzünçlü yüreği
Benim değilmiş gibi, benim değilmiş gibi
Kimse görmeden şöyle bir yol kenarına bıraksam."

-Edip Cansever

22 Ekim 2021 Cuma

Zorba- Nikos Kazancakis


İnsanlar türlü türlüdür der Zorba’da. Hayatlarını yaşamayı amaç sayanlar ve bütün evrenin hayatını yaşamayı amaç edinenler. Bu iki türün yaşama şeklinin tek savaşı, maddeyi ruha dönüştürme savaşıdır. Yaşadıklarımızın simyasından bir ruh oluşturabilme kaygısı. 

Zorba, hayatın içine dalan dünyaya sığmayan bir ruh, kendi içsel özgürlüğünü ilan etmiş, içindeki kötülüklerin farkında ve onlarla mücadele etmeyi bilen, santur çalan, rakseden hayat dolu biri. Anlatıcı, yazarın kendisi, hayatında çok okuyan, kafasındaki soru işaretlerine Buda’dan yanıtlar aramaktadır. Ancak o, bütün evrenin hayatını yaşamak isteyenler grubunda daha pasif ve cesareti kuşanmak için çok kontrolcü davranır. Zorba ile linyit çıkarma hikayesiyle yolları kesişir. Yazar, bu hikayeyle Zorba’nın yaşama başkaldıran asi yanıyla kendi hayatının temel sorunlarını yeniden gözden geçirir. 


Nihayetinde nasıl yaşarsak yaşayalım, hepimiz ölüm denilen kara çukura yaklaşıyoruz. Kutsal korku evrensel ve her geçen saniye sonsuzluk sandığımız zamandan yiyoruz. İçimizdeki şeytanları bertaraf ettikçe belki de bir illüzyon olan hayatın gizli anlamlarına ulaşıyoruz. Maddeyi ne kadar ruha dönüştürürsek o kadar mutlu olduğumuzu sanıyoruz...


Yazarla tanışma kitabımdı, iyi bir izlenim bıraktığını söylemeliyim:)

Kitaplarla kalın..


***

“Sanat, gerçekte bir büyü oyunudur. İçimizde pusuya yatmış karanlık güçler oturmaktadır; öldürmek, yıkmak, öç almak, saldırmak için her zalimce davranışımızda, sanat tatlı flütüyle gelip bizi kurtarıyor”(s.162)


“Senin anlayacağın, insan işine gelmeyeni unutur.”(s.208)







18 Ekim 2021 Pazartesi

Kin, 2021

 


Kin, yönetmenliğini Türkan Derya'nın yaptığı, Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı Güney Kore uyarlama filmi.
Dürüstlüğüyle tanınan Başkomiser Harun, mesleğinin en parlak dönemini yaşamaktadır. 
Bir ödülün ardından alacağı terfiyi kutlamak üzere iş arkadaşlarıyla buluşur.
Bu buluşma sonrası, bindiği taksideki şoförün saldırısına uğrar ve kendini savunmak için adamı öldürür.
Terfisini gölgeleyecek bu durumu herkesten gizler ve cinayetin failini aramaya başlar.
Ardı ardına yaşanan ölümlerin altında; geçmişte yaşanan, yarım kalan bir davanın büyük bir kin hikayesi gizlidir.
Bu filmi Yılmaz Erdoğan için izledim, beğendim mi:) Tamamen nötrüm...

Bu arada hafta sonu, Filmekimi Ankara filmlerinden birine gitmeyi çok istiyordum. Cumartesi günü gittim, gişede sonraki günlere ait, bir tane bile bilet bulamadım, tükenmiş... 


15 Ekim 2021 Cuma

incir uyutması

 

Malzemeler:
- 2 buçuk su bardağı süt
- 8 adet kuru incir

Yapılışı:

Sütü küçük bir tencerede kaynat.
Kaynadıktan sonra altını kapatarak ılımasını bekle.
Kuru incirleri beş dakika sıcak suda beklet.
Daha sonra incirleri küp küp kes.
Blender yardımıyla tüm incirleri tane kalmayacak şekilde sütle çırp.
Kaseye ya da kuplara karışımı paylaştır.
Kupların üstünü bardak altıyla kapat.
Üzerine bir sofra bezi örtüp 2 saat uyut.
2 saatin ardından sofra bezini açıp tatlıyı buzdolabına koy, 1 saat daha uyut sonra üzerine ceviz ekleyerek afiyetle ye:)

Bu ölçüden 3 kişilik çıkıyor. 

Mutlu bir hafta sonu olsunnnn💙





12 Ekim 2021 Salı

Eylembilim- Oğuz Atay




Oğuzcum Atay’ın külliyatının son ve yarım kalan kitabını okudum. Kitabın konusu, 12 Mart öncesi, ülkede yaşanan öğrenci çatışmaları, üniversitedeki işgaller ve forumlar… Bilhassa bu olaylar karşısında öğretim üyelerinin, bilim adamlarının tutum ve davranışları.

Gidişatın gerçeklerini eyleme dökerek dillendiren öğrenciler ve eyleme girişip girişmeme konusunda ikircikli davranan öğretim üyeleri… Eylem mi bilim mi? Hayatın seyrini değiştirecek bilim ve bilgi üretme alanları olan üniversiteler ne kadar bunu gerçekleştirebiliyor? Yaşadığı zamanın ruhunu ironik bir dille yansıtmaya başlayan bu hikayenin bunu sorguladığını düşündüm. Onu okurken oluşturduğu atmosfere hemen dahil olabiliyorum. Doğum günün kutlu olsun, ışıklar içinde uyu🙏🏻
Külliyatı tamamlamaya az kaldı:)

***

“Bize, bizden başka kimse acımaz.”


“Çünkü hangi toplum katından gelirlerse gelsinler, aydın yani düşünen, yani kafasında yeni bir dünya kurmaya çalışan kimse kendi sınıfını kendi belirler.”


“Neden bazı insanlar, bazı şeyleri hiç bilmiyorlar?
Duysalar, dinleseler, hatta karşılarında görseler bile bilmiyorlar...”

10 Ekim 2021 Pazar

Parasite, 2019



Samsatlı  Lukianos  şöyle der:

"Müşteri:
- Bana ne öğreteceksin?
Pythagoras:
- Sana bir şey öğretmeyeceğim; hatırlatacağım."

Birçok sanat yapıtının birincil amacı göstermek, farkındalık oluşturmak ya da hatırlatmaktır. 
Oscar ödüllü Parazit filmi de iyi bir hatırlatma örneği sunarak, izleyeni fazlaca derin düşündüren bir film olmuş. 
Farklı sosyal sınıflara mensup iki ailenin bir araya gelen ilginç hikayesi, sınıf eşitsizliğini, kapitalizmin gücünü anlatıyor. 
Telefonların, sosyal medyanın üzerimizdeki hakimiyeti işlenen öteki temalardı. 
Üst sınıf tabakada yer alan ailenin yaşadığı devasa ev, tamamen bu film için tasarlanmış. 
Yönetmenin yer yer şaşırtan ama belli bir doğru üzerinde seyreden hikayesi, zekice geldi bana.
Filmin sonu çok kanlı, vahşet dolu olmasaydı daha iyiydi:) 

6 Ekim 2021 Çarşamba

Beni Onlara Verme- Tarık Tufan




“Belki de dinlediğimiz müziklerin, izlediğimiz filmlerin, okuduğumuz romanların acısı aramızdaki duygusal kırılmayı giderecektir.”
.
“Güldüren şeyleri de seviyoruz fakat ‘gerçek olan acıklı olan’ diye düşünüyoruz.”
.
“Maharet sihirbazlıkta değil, birine hiç karşılık beklemeden kalbini verebilmektir. En büyük, en görkemli sihir, birini sevebilmektir.”
.
“Yoku bilmeyene ne söylesen boş.”
.
“Herkesin hicreti niyet ettiğinedir.”
.
“Hayal ettiğimiz her şey, hava kararıp da mahalleye döndüğümüz anda düzensiz bir mezarlık gibi üst üste yığılıyordu.”