24 Temmuz 2026 Cuma

Güven- Vedat Türkali


Okuma rotamı yine okuduklarım oluşturur. Edebiyat Nöbeti dergisinin eski sayılarından birinde dosya konusu Vedat Türkali seçilmişti. Onu yakından inceleme fırsatına erişmişken elim kitaplığımda yer alan Güven adlı romana uzandı. Bu kitabın ikinci cildini okumamıştım. Kitabı okumaya yeniden başladım

Güven, Vedat Türkali'nin tarihi romanlarından biri. Bin küsur sayfalık kitabın hacmi geniş, yazıların puntosu küçük ve sık. İki büyük ciltlik roman, kendi içinde farklı isimlendirilen kitaplardan oluşur. Birinci kitap, savaş yılları. İkinci kitap, kara duvarın gölgesinde. Üçüncü kitap, daldaki kiraz. Dördüncü kitap, savaş bitiyor. Beşinci kitap, savaş başladı. 1940'lı yılların Türkiye'si. II. Dünya Savaşı'nın yarattığı ortam ve o dönemde faaliyet gösteren Türkiye Komünist Partisi'nin iç yapısı yer alır. İstanbul Üniversitesi'nde okuyan gençlerin, aydınların, devlet görevlilerinin, işçilerin ve farklı toplumsal sınıflardan insan yaşamları aktarılır. Siyasi mücadele kadar dostluk, aşk, korku, ihanet ve hep yinelenen, aranan güven duygusunun bu insanlar arasındaki etkileşimi yansıtılır. 

Yoğun karakter kadrosu, tarihi olaylarla kurmacanın harmanlanması artı siyasi gelişmelerin aktarılması yönlerinden dikkat isteyen bir okuma bekliyor bu roman. Yazarın anlatım gücündeki ustalığı kullandığı teknikler, özellikle iç monologlar beğendiğim kısımlar oldu. Uzun soluklu tarihi yolculukları sevenlere...

"Biz yazmazsak, başkaları yazar bizim yazgımızı." (s.290 2.cilt)

"Ben kurtuldum! Yaşamak niye bu kadar kötü? Yılgınlıkla bir yere varılmaz. Yeniden başlayacağız! Sinir bozan bin bir bela içerisinde hem de!"

"Nedret'e duyduğu tutku da, o arayıp da bulamadığını onda düşlemesindendi belki. Yaşam kökenli değil, salt edebiyat kaynaklı bir düştü belki de." (s.482 2. cilt)

*

Okuduğum diğer kitaplar:

- Şu Bizim Hortlak, Oscar Wilde

- Shakespeare'in Seçilmiş Sonelerine Farklı Bir Yaklaşım, Merih Tangün

- Denizağaçları, Kemikyüzleri, Feyza Ay

-Yuan Huan'ın Kulübesi, Miyase Sertbarut

**

Kitaplarla kalın.




13 Temmuz 2026 Pazartesi

gezmece III


On yıl önce yurt dışı seyahati yapmıştık. Bu sene de farklı yerleri görmeye niyetlendik. Önce İstanbul. Ardından uçakla İsviçre/Basel. Oradan Fransa/Strasbourg'a geçtik. Otelimize yerleştik. Strasbourg'da ve Almanya/Kehl'de gezdik. Yemek yedik, alışveriş yaptık. Üç ülke köprüsünden istediğin zaman istediğin ülkeye gidebiliyorsun. İsviçre, Almanya, Fransa. İnsanlar bisikletleriyle ülkeler arası seyahat edebiliyorlar. Bizim gezi rotamızda bu üç ülke arasında oldu. 

Strasbourg çok beğendiğim bir şehir oldu. Yollar düzenli, bisiklet yolu ayrı, insanlar kibar ve yeşil alanları fazla. The Orangerie Parkı görülesi bir yer. Her çeşit bitkinin yer aldığı, içinde göletlerin, kuğuların ve leyleklerin yaşadığı kocaman bir park. Karşısında AİHM yer alıyordu. Sokak isimlerini sevdim. Thomas Mann, Bergson, Austen vs. Merkezde akşam yediden sonra her yer kapalı. Dinlenme saatlerine oldukça özen gösteriyorlar. Pazar günü dinlenme ve ayin günü yine hiçbir yer açık değil. Akşam çok geç oluyor, bu durum bana zamanın yavaşladığını hissettirdi. 


Daha masalsı bir yer diyorsan evet Fransa/Colmar tam o atmosferde bir yer. Çok şirin. Noel'de daha güzelmiş. Leylek ve kanallardan oluşan küçük Venedik önemli sembolleri. Gotik edebiyatı arada okurum ama gotik mimariyi daha çok  sevdiğimi söylemiş miydim? Fransız kahvaltısı olan kruvasan ve kahve ikilisi favorimdi. Fransızların fırıncılığı ve pastacılığı meşhur. Onun dışında yemek kültürü farklı, o yüzden akşamları fırsat buldukça oteldeki Bolulu aşçımızdan Türk yemekleri yedik.


İsviçre. Suyu, havası ve tabiatındaki doğal manzaralar büyüleyici. Tabii çikolatalarını da unutmamalı. Bern, Ayı Çukuru ve tarihi Zytglogge saati; Luzern Şapel Köprüsü, Su Kulesi, Aslan Anıtı; Zürih, Grossmünster yani Büyük Manastır kilisesinin ikiz kuleleri önemli sembolleri. Bern, Luzern ve Zürich'i aynı günde gezdik. Gezimizi genelde arabayla yaptık. Buna rağmen telefondaki adım sayarım ortalamaların üstünde gezindiğimi hatırlattı.  Bern'in kalbinde yer alan Aare Nehri ve Ayı Çukuru çok ilginçti. Nehrin kenarında serinlemek için bizde ayaklarımızı suya soktuk. Burada yüzenler de vardı.


Alsas şarap yolunda yer alan üzüm bağlarındaki asmalar bizim bağlardan biraz daha büyüktü. Obernai ve köyleri Riquewihr, Eguisheim üzüm bağları, küçük dış mekanlarıyla ve şaraplarıyla ünlüymüş.



Freiburg im Breisgau, Baden-Baden, Karlsruhe ve Stuttgart. Gezdiğimiz son yerler oldu. Freiburg im Breisgau'daki kanalların etrafındaki tatlı kafelerde insanlar kanaldan geçen suya ayaklarını koyuyor ve içeceklerini yudumluyorlardı. Sahaf festivalleri, konserler, kiliseler, heykeller, tarihi çeşmeler, katedraller, köprüler, kanallar, kuleler ve işlek caddeler. Bir süre sonra bu saydıklarım bir örüntüye dönüşebiliyor buralarda. Stuttgart'tan İstanbul'a, İstanbul'dan Ankara'ya dolu dolu anılarla dönüş. Çok şükür:)

*

Sevgiler.