30 Aralık 2012 Pazar

F. Scott Fitzgerald'ın Kızına Öğütleri

- 16 yorum
Önemsemen gereken şeyler:

Cesaretin
Titizliğin
Verimliliğin
At sürme yeteneğin

Kafana takmaman gereken şeyler:
İnsanların ne düşündüğüne aldırma
Oyuncak bebeklere kafanı takma
Geçmişi dert etme
Gelecek için kaygılanma
Büyümeyi kafana takma
Birinin seni geçmesini dert etme
Zafer kazanmaya kafanı takma
Senin hatan yüzünden değilse başarısızlığı da dert etme
Sivrisineklere aldırma
Sineklere aldırma
Genel olarak böceklere aldırma
Ebeveynlerini kafana takma
Oğlanları kafana takma
Hayal kırıklıklarını dert etme
Zevklere kafanı takma
Tatmin olmaya kafanı takma

Düşünmen gereken şeyler:
Neyi amaçlıyorum?

Çağdaşlarıma kıyasla şu konularda ne kadar iyiyim:
(a) İlim irfan
(b) İnsanları anlayabiliyor ve onlarla anlaşabiliyor muyum?
(c) Vücudumu bir ensturman gibi kullanabiliyor muyum yoksa ihmal mi ediyorum?

 Sonsuz sevgilere,

Babacığın
                                                                           F. Scott Fitzgerald
                                                                          "A Life İn Letters" adlı kitabından
Devamı >>

29 Aralık 2012 Cumartesi

Hafta sonu teması:Kar,yeni yıl,kış

- 12 yorum
Bugün seninle yılbaşı temalı çalışmalar yaptık.Noel babanın çıktısını aldım,dilediğince boyadın sonra onun ucuna ip geçirip avizeye astık.Çam ağacını da aynı şekilde boyadın sonra Buz Devri'nin kahramanlarından en çok sevdiğin Sid'e yılbaşında Barbie istediğini söyledin.Beraber "haydi gelin çocuklar kardan adam yapalım" şarkısını dinledik ve söyledik.
Devamı >>

27 Aralık 2012 Perşembe

Bu bir Nurturia Kıpraşmasıdır:)

- 20 yorum

İnsanlar vardır hayatın karmaşık sahnesinde size enerji katmak için güzelliklerle anlarınızı kamaştırırlar,hayat onlarla anlamlıdır,sevimlidir ve katlanılır bir oyundur.Size güzellikler sunarlar"Yılbaşı için kura çektim birbirimize çıktık"diyip sizi küçük mutluluklarla ödüllendirirler.Sarılmak istersiniz ve bırakmamak onları...Bugün de öyle içten,güzel bir gündü canım arkadaşım Nur,annesi ve Seymen,güzel dakikalar paylaştık.Gülce ve Seymen her zamanki gibi tam yemeliklerdi.


Bu alttaki çok güzel çerçeve ve çanta Nurcuğumun Gülce ve bana yeni yıl hediyesi,çok teşekkür ediyorum.Böylelikle ilk hediyemi de çok sevdiğim arkadaşımdan aldım,sevindim.



Bir de Yalıncığım bana çok güzel bir şarkı yazmış:)Onu da bu keyifli posta uygun gördüm.
Sen ne tatlı bir şarkısın böyle....


Devamı >>

23 Aralık 2012 Pazar

Süslü Kutu

- 24 yorum
         Cuma günü öğretmeni Gülce'ye içinde malzemelerle dolu bir yoğurt kutusu ve küçük bir not gönderdi.Notta yoğurt kutusunu gönderilen artık malzemelerle süslememiz ve içini mavi kapakla doldurup okula göndermemiz gerektiği yazıyordu.Okulda engelliler için bu tür bir çalışmaya ailece dahil olmamız güzel gerçekten.Akşam yemeğinden sonra Gülce ile malzemelerimizi hazır edip bu kutuyu yaptık.Bu tür aktivitelere bayılıyor Gülce.Defalarca teşekkür ediyor mutlulukla ve benim onu sevdiğim gibi o da beni seviyor,sırnaşıyor beraber şımarıyoruz,seviyorum bu anları...
Sonra sepet gibi koluna takıp yumurta satıyor,kalem satıyor,mavi kapakla doldurup okula verinceye kadar inşallah sağlam kalır bu kutu:)Ya da durmadan damacana değil de küçük pet şişelerle su almalıyız ki ancak dolduralım.
Bir de bugün kendime güzel bir kitap aldım.Elimdeki kitabı hemen bitirmeye çalışıyorum ki bu kitaba başlayayım.O yüzden evde şu sıralar aşağıdaki kadın modundayım:)
Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum...


Devamı >>

20 Aralık 2012 Perşembe

Aşk ve Hayranlık Ayrımı

- 12 yorum


      Geçen gün arkadaşımla ilişkisi üzerine konuşurken yaşadığının aşk mı,hayranlık mı olduğu konusunda tıkandık kaldık.Ben de bu ayrım üzerine yazmak istedim.
       Aşk ve hayranlık birbirini,birbirinde barındıran ama küçük nüanslarla ayrılan kavramlardan.Hayranlık,tabanında bir kişinin kabiliyet ve özelliklerini takdir etme eğilimi gösteren ve genellikle  saygıyı içinde barındıran bir duygu.
Aşk ise kalpten gelen bir his ve bileşenin de hayranlık da var.O kişinin,bir başkasına ilgisi sizi acıtıyorsa,bunun yanında içinde şefkat,merhamet duyguları filizleniyorsa bu aşktır.Kalp ve zihin arasında bir savaş halidir.Hayranlığın romantiklikle pek bir ilgisi olmaz ama aşk da romantiklik vardır.Birini koşulsuz kabul etme durumu ve içinde sıcak,insanı bulanıklığa düşüren açıklanamayan haller toplamı.

Aşk,hayranlık,şehvet,cazibeyi içeren fiziksel ve duygusal bir kombinasyondur.Hayranlık herhangi bir anlamda sevgi barındırmayabilir daha entellektüeldir.Aşk,sabırlı ve naziktir;hayranlık,sabır,şefkat gerektirmez model alma,o kişinin rolünü beğenme,tasvip etme gibi sınırlı bir duygudur.Aşk ilham verir ancak hayranlık da zamanla başka duyguları da çekerse ve çekim alanı genişlerse bir gün aşka dönüşebilir.Sevgilinin size yaptığı Çikolatalı Mus aşksa,annenizin size en sevdiğiniz yemeği yapması hayranlık olarak nitelendirilebilir.Çünkü onun karşılıksız sevgisi siz de hayranlık uyandırır.

Birine hayran olduğunuzda o,aklınızı alır,
Birini sevdiğiniz zaman o,kalbinizi alır,
Ve aşkın gözü kördür...
Devamı >>

17 Aralık 2012 Pazartesi

Yavru Tavşancık ve Irmak Perisi

- 16 yorum
   
   Çoook uzak ülkelerin sessiz sedasız ormanlarından birinde masmavi uçuşan elbisesi ve beyaz kanatları olan,siyah saçlı çok güzel minicik bir ırmak perisi yaşarmış.Bu ormanın içinden çok duru,güzel ırmaklar geçermiş.Ormandaki hayvanlar birbirleri ile güzel anlaşıp,geçinip giderlermiş.
   Irmak perisi iyiliksever ve zor durumda kalanlara yardım eden çok şeker bir periymiş.Yardıma muhtaç,zor durumda olanları ırmağın hızla akıp,gürlemesinden ve zor durumdakilerin o ırmağa yansımasından görür,hemen beyaz kanatları ile uçup yardıma koşarmış.O gün ırmak perisi koca çınar ağacına kurulu salıncağında uyurken ırmağın coşkulu akması ve taşması ile irkilmiş aniden.Irmağın üzerinde beliren çaresiz yavru tavşanı görmüş.
Yavru tavşancık arkadaşları ile oyunlar oynarken ormanın derinliklerinde aniden yolunu ve bütün arkadaşlarını kaybetmiş.Yoldan geçen kimsenin olmadığı,ıssız yerlerde ağlamaya başlamış.Yavru tavşancığın ağlamasını işiten koca dev uykusundan uyanmış ve güzel bir akşam yemeği olarak gördüğü yavru tavşancığı kovalamaya başlamış.Yavru tavşancık hızlı hızlı koşmuş küçük bir mağaraya gizlenmiş.Nefes nefese burada korkudan titrerken aniden bir ışıkla beliren Irmak Perisi ile biraz sakinleşmiş.Irmak perisi yavru tavşancığı kanatları arasına alıp götürürken koca dev onları izlemiş ve periden zorla tavşancığı almış.Irmak perisi: ”Neden böyle kötülük yapıyorsun?O daha çok küçük onu bana ver.”demiş.Dev: ”Sen sözünde durmadın bana çikolatadan kaplı bir ev verdin ama o ev çoktan yok oldu.Şimdi açlıktan ölemem ve ormandaki  diğer hayvanları da sırayla yiyeceğim”demiş.
Irmak perisi: ”O zaman seninle bir anlaşma yapalım,sen kimseye bir daha kötülük yapma ben de sana diğer perilerden aldığım güçlerle hiç bitmeyen,her tarafından çikolata damlayan bir ev yapacağım ormanın uzağında.”demiş.
Dev: ”Görmeden inanmam” demiş.
     Irmak perisi hemen yağmur perisi,çiçek perisi,rüzgar perisi gibi ormanın diğer perileri ile görüşmeye gitmiş.Onların güçleri ile ormanın uzağında kocaman her tarafından çikolatalar damlayan,yedikçe bitmeyen bir ev yapmış.Devi oraya götürmüş dev de elindeki yavru tavşanı ırmak perisine vermiş.Bir daha kötülük yapmayacağına söz vermiş.
    Yavru tavşan büyük bir sevinçle ırmak perisini öpmüş o da “bir daha bilmediğin yerlere gitme”demiş,yavru tavşancığa sarılmış ve onu  evine bırakmış.Akşama teslim olan ormanda ırmak perisi gökyüzünü huzurla izlerken bir yıldız kaymış,o her yaptığı iyilikten sonra kayan yıldızlarda tüm evren için çok güzel dilekler de bulunmaya devam etmiş….
Devamı >>

16 Aralık 2012 Pazar

Günüm günüm güzel günüm:)

- 16 yorum
          
       Okul arkadaşlarımla ayda bir gün yapıyoruz.Çocuklar için oyun grubu,bizim için de okul dedikodu grubu oluşuyor bu durum hepimizin hoşuna gidiyor.Okuldaki olayların,öğrencilerin,ev hallerimizin kritiğini bu gün aracılığıyla gerçekleştiriyoruz.Bu ayda sıra bendeydi.Sevgili arkadaşım vanilins'in katkılarıyla güzel bir menü hazırladım herkes çok beğendi,standartları niye bu kadar yükseltiyosun diye sıradakiler ince bir sitemde bulundular.Güne katılanların dışında sevdiğim arkadaşlarım da gelince bayağı  kalabalık olduk.Çok yoruldum dün,bugün öyle evde dinlendim.Günümü alnımın akı ile geçirmiş olmanın haklı gurur ve onuru ile hepinize güzel pazarlar diliyorum...
Devamı >>

Yola çıkmak yitirmek ülkeleri!

- 4 yorum


"Yola çıkmak,yitirmek ülkeleri!
Bir başkası olmak süresiz,
Yalnız görmek için yaşamaktır,
Köksüz bir ruhu olmak!

Kimseye ait olmamak kendime bile!
Durmadan gitmek sonu olmayan
bir yokluğun peşinde
ve ona ulaşma isteği içinde!

Böyle yola çıkmaktır yolculuk.
Ama ben açık bir yol düşünden öte,
bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
Gerisi sadece gök ve toprak."
                                                     Fernando PESSOA
Devamı >>

12 Aralık 2012 Çarşamba

Okul-ev git gelleri

- 23 yorum


Okulda:

-Öğretmenim dün uzaya gitmiştim oradaki arkadaşlarım bana uzay arabası verdiler.Uzayda arabamla ve minik arkadaşlarımla gezdim,bu el fenerini de onlar hatıra olsun diye verdiler.(Elinde el feneri ile sınıfa gelen astronot olmayı düşünen Muhammed)
-Öğretmenim ne zaman kırmızı ayakkabı giyeceksiniz?(Her gün kıyafetlerimi inceleyen moda meraklısı Berivan)
-Öğretmenim bugün yazmadınız,okumadınız,ingilizce çalışmadınız?(Sınıfın başkanı,sorumluluk delisi Saliha)
-Öğretmenim Osman çok saçmalıyor onu görmezden gelelim.(Bilmiş Mustafa)
-Öğretmenim masal perilerinin yolculukları ile ilgili bir masal yazalım.(Hayal kurmayı çok seven Emine)
-Öğretmenim mutluyken bir kelebek gibisiniz.(Her tepkime yorumlar yapan duygusal Özlem)

Evde:
Gülce oyunları ve masalları..

     Üniversiteyi okurken bir hocamız,yabancı bir ülkede mahkemelerde sınıf öğretmenlerini şahit olarak kabul etmediklerini söylemişti.Çok kızmıştık o zaman,şimdi çocukların dünyalarında kovalamaca oynaya oynaya onlar gibi düşünmeye mi başlıyorum ne?

Devamı >>

10 Aralık 2012 Pazartesi

Ruh Beden Konuşmaları

- 14 yorum




O eski binanın çatısından fırtınalı yağmura karşılık verircesine,
                                                                                 çarptı,yere büyük bir hızla.
Ruhu bedeninden uzaklaşıp baktı ona...
                                                                    Giderayak açık gözlerini kapatıp
uçmaya başladı.....
                                                                     Rüzgarın kucağında boşlukta sallandı.....
Deli dilli bir aşığın peşine düştü
                                                                     Onun ruhuna bir sahilde selam verdi.
Dikenli bir kağıttan buharlaşan cümleleri okudu.
                                                                         Ben sana söylemiştim
her defasında yara almaların sürecek  demiştim.
                                                                     Safını belli et artık demiştim.
Ne zaman risk almayı göze alacaksın?
                                                                     Ya kırıklıklarına basarak yaşamaya çalışacaksın,
Ya da bir kırıkla tüm kırıklıklıklardan geçeceksin,demişti sana.
                                                                     Bir de dün arayıp,rüyamda gördüm demişti hani,
bir kazada ölmüştün,kayıptın,bulamamıştın beni
                                                                       hafif,alaycı gülümsemeyle bakmıştım,haberin yoktu,ben zaten kayıptım.
                                                                     Uzaktım benden,demiştim.
 Görünmeyeni gözleyen gözlerim,
                                                                     Yağmurunda ıslanan saçlarım,
 unuttuğum dünyayı,ruhuma yerleştirmeni ümit eden bedendim.
                                                                      Hayta bir ruh olarak,                         
 Bu iç çekiş trenlerinde uyuyakaldım,onların uçuşan cümleleri ile yarıştım.
                                                                       Yere çarpan cansız bedenime vardım o sözcüklerle.
O sözcüklerle yıkadım onu....
                                                              Onun yitmesine,çiçekler kadar özgür büyüyemesine üzülmedim

Çok geldi dünyaya,
koruduğu,kolladığı sevdiklerinin bile  kendilerini ona karşı savundukları savaşlara maruz kalandı.
                                                    Ruhunun ellerinden tutup ateşlere yakınlaştırıp uyandırdınız onu,
Her tarafı yanıklarla,yara izleri ile doldu.
                                                    Kırılganlığını susturdu,yaralarını görmezden geldi,sarhoşluğa vurdu.
Ne iyi bir evlat,ne iyi bir aşık,ne iyi bir oyuncu,ne iyi bir dünyalı oldu.
                                         Sizin doğrularınızda büyüyemeyen,kendini doğuramayan vasat bir çocuktu işte...


                                                                     
                                                                    

Devamı >>

9 Aralık 2012 Pazar

Kar Bekleyişi

- 14 yorum

-Ne zaman kar yağacak anne?
    
-Sıcaklık çok düştüğünde yani hava çok soğuk olduğunda.

-ıııı,ııııı,ıııı, bak çok soğuk,çok üşüyorum ben.
    
-Şu anki havadan daha soğuk olduğunda yağacak tatlım.
 Hem sen,neden bu kadar yağmasını istiyorsun?

-Kar beni seviyor,ben de onu seviyorum,onda kardan adam var,kar topu var..
 Hadi ama ne zaman yağacak kar anne?
Devamı >>

8 Aralık 2012 Cumartesi

Hatırlatmalar

- 14 yorum



"Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir. Bu, evrenin ‘sen bakarken soyunamıyorum’ deme şeklidir."
                                                    Küçük İskender
                                    

 "Herhangi bir şeyin olma olasılığı, arzu edilirliğiyle ters orantılıdır."
                                                          Murphy Kanunları

Devamı >>

4 Aralık 2012 Salı

Bir çıkar yol yok mu?

- 10 yorum
   
   Kimsenin seslerini duymadığı,duymazdan geldiği,sessiz çığlıklarda kaybolan kadınların hikayesi  bu.
Zehra  altı  kız doğurmuş,üç tane düşürmüş ve şimdi erkek çocuk doğurmanın yolunu arayan,çaresiz kadınlardan biri.Çaresiz çünkü erkek çocuk doğurmazsa kocası üzerine kuma getirecek.Bana,bugün kızının durumunu sormak için geldiğinde,bu konuda gezdiği tüm doktorları,içinde bulunduğu durumun korkuları ile cesur bir yolculuk yapmaya çalıştığını anlattı.
   Bu çetrefilli yolların mücadeleci,kahraman annelerinin hiç bir güvenceleri ,tutunacakları dalları yoktu.Yalnızlardı…Erkek çocuk getirmek onun elinde değildi anlatamıyordu,anlamıyorlardı…
     Oturmuş töre,örf,adet ve geleneklerin sürdüğü dışa kapalı toplumlarda,yeni birtakım değer ve inanışların yerini bulması uzun vadeli bir süreçti.Bunun için sadece kırsal kesimin küçük dünyasına oynamayan politik bir zihnin ötesinde onların yaşam tarzlarını farklılaştıracak yeniliklerin hakim olduğu radikal değişikliklerin benimsenmesi gerekiyordu.Aksi takdirde bu kadınlar bağnaz kuralların hüküm sürdüğü coğrafyalarda ezilmeye,hor görülmeye,haklarından bihaber yaşamayı  gerçek yaşam tarzıymış  gibi özümsemeyi  öğrenecekler  ve kendi  çocuklarına da öğreteceklerdi.Bu  noktada devreye giren eğitim,tepeden inme,şartlardan uzak,kılık kıyafetle sınıf ayrımını oluşturacak kadar gri yüzlü,siyasi emellerin tekdüzeliğinde kısırlaştırılan bir yetersizlikte olmamalıydı.
    Bilim ve akıl ışığında geniş düşünme metotları kazanmış bireylerin yetiştirildiği,yaşama dokunan,onu üreten ,soran,sorgulayan bir eğitim sanırım tüm aksaklıkların giderilmesi için bir başlangıç olabilir.Bunun yanında gelecek kaygısından uzak,kendini gerçekleştirmiş insanlar topluluğunun oluşturduğu bir dünya umudu,tüm insanların güzele inanışını ve gayretini yerinden oynatabilir. 
      Erkek çocuk,kız çocuk nihayetinde insanın geçen,geçmekte olan hayatından kalacak yegane varlıklardı.Cinsiyet ne fark ederdi ki…


Devamı >>

2 Aralık 2012 Pazar

Pazar aktivitelerinden

- 19 yorum


    
       Güzel bir Pazar kahvaltısı sonrasında Gülce ile el baskısından,yılbaşı kapı süsü yaptık ve keyifle kapımıza taktık.Yılbaşına daha var ama aktivite yapma duygularımız kabarınca dayanamadık.
      Şu aralar Nazımız babasının galaksi telefonu ile bozmuş durumda,sürekli oradan çizim yapmak istiyor.”Güzel bir annem varmış,beni okuldan alırmış” şeklinde bana şarkı bestelemiş sürekli onu söylüyor.Uyanmadan önce “Anne bak  uyanacağım,bana günaydın de”Jdiye direktifler vermekten hoşlanıyor.Beni üzdüğünde Türk filmlerindeki artistler gibi yaptığım ağlama taklidime dayanamıyor her dediğimi  yapıyor. Yemek bile yiyebiliyor böylelikle.Heyooo yeni  bir metot keşfettim kendiliğindenJKuaför,market ikilisi ziyaretlerimizi de bitirince eve attık kendimizi.Uyuduktan sonra kulaklıklarımı takıp müzik dinleyerek temizliğe giriştim resmen yerleri kazıdım her tarafı pırıl pırıl yaptım sonra her şeyin bir sürede olsa böyle kalmasını diledim öyle izledim,bir güzel kahvemi yaptım,akşam yemeğini de babamızın üstüne attım.
Sevgili pazartesi,biz seni güzel karşılamaya hazırız sen de hazır ol ama.
Son zamanlardaki Gülce,arkadaşı Roza ile beraber.


Devamı >>

1 Aralık 2012 Cumartesi

Sonbahar,vezinsiz hayat diyalektikleri

- 12 yorum


     Ayaklarımın altında ufalanan ve kırılma sesi çıkaran sonbahar yaprakları yeni bir şarkıya başlamışlardı sanki.Her kaçış bir yenilik,her yenilik kızılımsı bir masaldı,sürükleyici,yaşanası....
   Sonbahar yapraklarına basarken ömrümün kuruyan yapraklarına da basıyordum.Onların ufalanışını ve onların üzerinden geçişlerimi de duyuyordum.Geçişlerim tenha,korkulu bir tüneli andırıyordu.Sen parkta
 oynarken çocuklarla,ben de oturdum bir bankta.İzlemeye başladım seni ve diğer çocukların oyunlarını.Üç dört çocuk yanlarında mendil bulamayınca kuruyan yapraklarla "yağ satarım bal satarım" oynamaya başladılar.
Ben de düş kozmozumda ete kemiğe bürünen hayalet kahramanlarımla oynamaya başladım,kuru yapraklarla hüzün oyununu.O oyunda oyunbozanlık yapan esmer,çelimsiz bir çocuk vardı.Oyunda oturduğu yerden kalkıp kulağıma eğilip:"Uzaklığım,bir tuzak!"dedi  ve kaçtı.Bağırarak:"Seni sınadım ben de diğerleri gibi mecaz oyunlar oynadım sana!"  ve kaçtı.Ona mat gözlerle baktım,mental bir ağırlığın üzerimden kalktığını hissettim.

Bir ıhlamur ağacının altına gidip oturdum,ardından baktım,dilim lal oldu,düşüncelerim çarpıştı eski yazlık sinema kalabalığında,onun bana uzaklığında kendimi kaybetmiştim,kendimle yalnızlığımı unutmuş,bambaşka bir halet-i ruhiyeye girmiştim.Pervane olmuştum,dönmekten yorulmuştum.

Çömelip otururken cebimde bir çıkıntının karnımı rahatsız ettiğini gördüm.Yokladım cebimi birçok sözcük bırakmıştı bana,bunlar çoğalmıştı taşıyordu cebimden.Aldım diğer ceplerime pay ettim.O sözcüklerle mavi kaplı defterime gecikmelerimi yazdım.Ellerim kanamaya başladı bıraktım yazmayı.Elimi sarıp avutmalarıyla,Beyoğlu'nda orada yürüğümüz öğle vaktine,koşmaya başladım.Koştum,koştum,koştum...
Gülce aniden ellerime dokunarak:"Anne nereye gidiyorsun?"dedi.Kısa süren ama bana çok uzun gelen o rüyadan irkilme ile uyandım.
Sen de sanki hissetmiş gibi sordun"Anne nereye gidiyorsun?"
Açtım gözlerimi uykumu getiren miskin güneşe ve sana bakarak aniden ters yüz edilen düş kozmozumdan çıktım.
Sarıldım sana.Beraber kuru yaprak,minik taşlar topladık.Sana küçük bir çiçek hediye ettim sen de bana içten bir tebessümle teşekkür ettin.Güneşin altında duş alır gibi yaptık sonra bindin bebek arabana.Güçsüzlüğümle sürdüm yokuşlu yollarda seni.

Yanı başımızdaki savaştan kaçan,sığınan insanların dilenmeleri ile duraladım,cüzdanımdaki paradan çıkarıp verdim.O dilencinin gözlerindeki mağduriyet sözcüklerini de ben aldım.Küçüldü kaygılarım,küçüldü yalnızlık bulmacalarım,gülüşlerimden büyüyen çocuğum daha çok çoğalmak istedi.Kızıla,kahveye çalan bu güzde yeşil giydim bedenimle,yeşiller açtım ruhumla.

Sen bebek arabasında uyuyakaldın,ben yokuştan sonra bir sokak başında soluklandım.Arkama baktım her sokak başında dinlenip aynı şekilde soluklanmıştım ve aynı cümleleri kurmuştum.
Hayatta böyleydi her durakta,her dönemeçte aynı noktaya varıyordum.Geçmişin,geleceğin değil şimdinin en iyi oyuncusu olmalıydım,yanıbaşımda büyüyen saf bir yüreğe,kötülüklere en güzel değerlerle karşı durmayı,hayata inatla gülümseme ile sarılmayı,hayatın vezinsiz şiirini okumayı öğretmeliydim.....
Devamı >>

30 Kasım 2012 Cuma

3.tekil şahıs somutlamaları

- 12 yorum
         
    Geldiğinde üstün başın aldatılmışlık içindeydi.Islanmıştın iklimi belirsiz yağmurlarda,içeri buyur ettim seni.Yanaklarımdan öperken aynı koku değiştirmemişsin dedin.Soluklandığında bir kenara bıraktın ahkam kesmelerini.Usul usul akşam çöküyordu.Fuşya rengi bir flar,bir de en sevdiğim kasımpatılarından bir demet getirmiştin.Öğlenden kalma mantar sote,çorba yanına da ekmek kızartarak fakir bir sofra kurdum sana.Kasımpatılarını su ile doldurduğum vazoya koydum,pencereyi açtım rüzgar doldu içeri.Sense bu sofra kadar fakirleşen hislerimin farkında  olmadan,benim doğallığımı,içtenliğimi hiç bir yerde bulamadığını anlatıyordun.
   Ben kısa bir film şeridi gibi zihnimden geçen siyah beyaz zamanları anımsadım,uzaklara dalarak.Kafamın,kalbimin yalnızca seninle işlediği zamanlar vardı,basit bir nesnenin bile anlamlaştığı,sana büyüyen,değen anların gökkuşağı renklerine doğru dans ettiği anlamlı,bol vitaminli,enerjik günler vardı.
"Bir çağlayan gibi senin sevdana akacağım"diye sıcak notlar bıraktığım,beyaz bir bahçede gezinir,o bahçede tohumlar büyütürdüm sevgine dönük,ışığa dönük.Sense sanki başka bir aynadan görürdün çabalarımı,başka bir türkününün,başka bir amacın mistik havasında kalkan olurdun hayata.
Kapılarını bana tamamen kapattığın bir akşam "seni bırakmama gerek  var mı?"diye sormuştun."Gerek yok"demiştim ve tek başıma dönmüştüm zifiri karanlıkta,zifiri karanlığa dönüşen hayatıma.Bir binanın en yükseğinden yere çarpmıştım sanki,zorla gözlerimi hayata açmıştım sanki.Uyuyup ağladım,ağlayıp uyudum,bütün ayrılık sonrası ritüelleri tüm çıplaklığı ile yaşadım.
    Gitgide hayatla tek başına döğüşmeyi ve gece meleklerinin beni götürdüğü uzak karanlıktaki ışığı görebilme yeteneğini edindim.Makineleşen insanların oyunlarını önceden sezebilecek duyularım oluştu,farkettim onları,duyumsadım.Yaramı sevmiştim hatta ondan güzel bir perspektif oluşturmuştum kendime.Şimdi onca yıkım,onca onarım sonrası niye çıkıp gelmiştin ki?
Hiç düşünmeden bana uzattığın eli dostça çevirdim geri.Kapıyı açmamın tek nedeni bana hayatta özgürce mücadele edebilecek bir ruh kazandırmıştın ve bunun için ulvi duygularımla,sadece teşekkür etmekti.Aşkına söyleyecek sözüm kalmamıştı,önceden yazdığım sözlerin kağıtlarından da gemiler yapıp bırakmıştım açık denizimin sonsuzluğuna...
       
                                             
Devamı >>

28 Kasım 2012 Çarşamba

Ertelenenler

- 8 yorum
      
    En son neyi,niye ertelemiştin kendin için?Haftalardır sevdiğin bir arkadaşınla gidemediğin sinema filmini mi?
Önceliklerini belirlemede isteklerini es geçen bir hayat vardı dışarıda,içeride.Sadece varlığını sürdürmek için çalışmak,fiziksel ihtiyaçlarını gidermekten uzakta yaşamı anlamlı kılacak alanlar olmalıydı insanın dünyasında.
     En son kendin için ne yapmıştın?Yalnız başına sevdiğin bir cafede bir kahve ısmarlasaydın insanlardan uzak tuttuğun ıssızlığına.Ya da bir çiçek gönderseydin kendine.Geçen gün eski bir öğrencinin çiçekli sürprizi ne de mutlu etmişti seni.Akşam yapılacak yemeği düşünmesen bir gün,hiç tanımadığın bir insanın zorlu yaşamı için kaygılansan ve onun için birşeyler yapabilsen,onun için kaygılansan.
Arada gittiğim veli ziyaretlerinden kendi halime şükretmekten ve onlara öğüt vermekten çok daha öte yardımlar yapabilsem.
    Sırt çantamı takıp sırtıma görmek istediğim yerleri görsem,kimse meraklanmasa benim için,kaygılanmasa.Sting'in konserine yetişsem,o atmosferi solusam.Sürrealist bir aşık olsam,sürrealist şairlerimle Aragon'la,Eluard'la buluşup şiirleri üzerine konuşsam,şiirlerini okusam bir akşam vakti.Rutin hayatımdan bir süre uzaklaşıp kaybolsam ve kimse farkına varmasa.Sonra gelip kaldığım yerden devam etsem benim olmayan hayatıma.
     Biçilen rolleri,görevleri,sorumlulukları,gereklilik kipinde şekil alan gündeliği aşamamak ve kendin için hiç bir şey yapamamak.Bunları düşünmenin bile aykırı olduğunu,bencillik olduğunu düşünmek bazen bir kıskaca sıkıştırılıp kaldığını düşünmek.Ertelediklerini yaşamanın normale dönüştüğü bir hayat hayal etmek,gövdesi tükenişlerle değil de doğuşlarla genişleyen bir hayat ağacının dallarına erişmek uzak olmasa.Gözlerimi kapatınca bu erişilen dallardan çiçek kokuları alsam ve çirkin seslere kulaklarımı tıkasam,güneşten ödünç ışıklar alıp stoklasam,...
     Küçükken tüm kağıdı kurşun kalemle boyayıp sonra silgi ile onun üzerinde şekiller oluştururduk.Evrende böyleydi karanlıktı,sen bakış açınla,çıkarımlarınla karanlıkları silip,cilalayabildiğin ölçüde onu doğru algılayabiliyordun,onun gerçek yüzünü görebiliyordun ve sevmeye çalışıyordun.Bunun için de enerjiye ihitiyacın vardı ve enerjisiz hayat,hayat değildi.
Devamı >>

27 Kasım 2012 Salı

Demlenme vakti

- 8 yorum



Dünyayı durdurup,bir fanusta kıvranan benliğini azad et ve en sevdiğin şehirlere sal.
Bedeninin arzularından sıyrıl,ruhunun kanatları ile uç,
sonbahar demlenirken akşamlarında,
kahverengiye dönüşen öykülerin ayaklanırsa başka yönlere doğru,durdur onları.
Zincirlere vururlar o öyküleri,bütün heveslerini kursağında bırakırlar o öykülerin.
Uğruna hep yandığın,bir kez bile seni görmeyen eksantrik  krallıklardan uzak dur.
Kendini saldığın o gizemli şehirlerin sahillerinden gör dünyayı.
Kalbine en kalbi hislerle sarılanlara şükran duy,
Ateşlerden geçip vardığım ey yüce yaratıcı ,soyut bir dokunuşla kutsa beni,
Acıdan iniltilerimi,yolculuklarımı bir sınav olarak gör,parıldıyan bir dünya ver bana
Zaferlerinden ,doygunluklarından,yılgınlıklarından uzakta çok uzakta çok uzakta bir duruş!....



Devamı >>

26 Kasım 2012 Pazartesi

Aşure yaptımmm:))

- 25 yorum
Bugün güzel bir müzik eşliğinde ve Gülce Naz'ın yardımları ile anne kız aşure aktivitesi yaptık.Tarif kitabıma baka baka yaptım ama kendim yaptım diye demiyorum,güzel oldu:)Sonra yeni komşularımıza beraber dağıttık.Gülce yardım ederken defalarca anne bana "Annesine de  yardım edermiş" cümlesini kurdurdu.Yakınlarda oturan arkadaşlara da götürdük az yapmıştım ama dağıt dağıt bitmedi hakikaten bereketli oluyor.Yarın okula da götürürüm.Gülce ile iyi bir  poz yakalamak güç oldu.
Herkesin bu mübarek ayda güzel isteklerinin gerçekleşmesini diliyorum.
Devamı >>

66.SONE

- 5 yorum



"Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni
Değmez bu yangın yeri,avuç açmaya değmez
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil mi ki  yoksullar mutluluktan habersiz
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru
O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış
Ezilmiş,hor görülmüş el emeği göz nuru
Ödlekler geçmiş başa,mertlik bozulmuş
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
Doğruya doğru derken,eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e
Vazgeçtim dünyadan,dünyamdan geçtim ama
Seni yalnız komak var,o koyuyor adama
Vazgeçtim bu dünyadan...."

                                  Wiliam SHAKESPEARE







Devamı >>

25 Kasım 2012 Pazar

Yazılmayanı Yazma

- 4 yorum
 

                         "Çok az insan hayal ettiğini yaşar.Çok azı söylediklerini yapar.
                           Yazar,yazdığı kahraman değildir.
                           Balzac olmayan her şey,Balzac'ın kitaplarındadır..."
                                               
      Bazen hayat yeni bir deftere başlamak gibidir.Yazılmamışları yazma gayretinde,notlarını hızla yetiştirmeye çalışan bir öğrenci çevikliğiyle yazılmaya çalışılan ama bitmeyen.Bazen uyuşuktur hayat,perşembelerin hep cuma olmasını dileyen ve o günün ağırlığından hiç bir şey yapamayacak kadar şarjsız,halsiz duruma gelen.Onu renklendiren,ayaklandıran hayallerdir,her gün belli zamanlarda çıkılan kısa,ancak dokunuşu uzun soluklu olan hayallerdir.
      
     Herkesin beklentileri,hayalleri,yaptıkları yapacakları vardır.Bunun yanında çevrenizde enerjinizi çalmaya çalışan hırsız,nursuz insanlar ve olaylar silsilesi sizi yenik düşürmek için her gün yerlerini alırlar.Siz de farkında olmadan  o kaosun içinde hazırlanırsınız yaşama her gün.Sonra anlardan bir an o insanlardan "her şeyin en iyisi,en güzeli olmak için uğraşıyorsun,çok hırslısın" naraları çarpar koridorlara.Hafif bir tebessümle bakarsın o birbirini tanımadan yargılayan,kin büyüten kararmış yüreklerin siluetine ve birbirlerine karşı bastırdıkları  duyguların çarpışmalarına şahit olursun,uzaklaşırsın o koridorlardan.Yumulursun hayatın seni çeken en sakin alanlarına.En gürültülü bölgelerde yuvalarından fırlamış gözler,dengesini kaybetmiş kişilikler,tahammülsüz,başkalarının düşüşünden,acılarından haz alan zavallılar görürsün.Öteye en öteye gidersin,uzaktan bakarsın onlara.Görmezden gelme oyununu oynarsın.Ağır oyunlardan biridir yani oynadığın kişiye ağır gelir.Oynayana da çok ağır gelmez aslına bakarsan çünkü kaybettiklerinden çoktan payını almıştır o kişi.Ağırlık diye bir şeyi yoktur.
    
     Bütün çabalarının kocaman bir hiç olduğunu gördüğün zamanlarda,o enkaz zamanlarında yaftalanırsın kendini bilmezlerce.Bütün kırılmaların konağı olmuşsundur.Yeniden kalkacaksındır,yeniden başlayacaksındır her şeye bilirsin.Zor olduğunu bile bile o kırılmalarla yıkanmaya izin vermeden bir sonraki durağa gidersin.Bir sonraki durak,bir sonraki durak derken yığılan kırılmalar ansızın bir akşam küçük bir sözde vuku bulur kendine.Tüm vantuzlarınla emmek değil de dışarıya akıtmak istersin o kırılmaları,hönkürerek kimsenin görmediği yerde ağlamak ve kusmak onları.Kimsenin görmediği yerde çünkü ağlamak acizlik derler adama,bilirsin.Anlatamazsın birikenleri ve bu da koyar içinde hassas çiçek haline gelen çocuğa.İç sesler koron yükselir.Sonra bütün o kırılmaları yazarsın parşömenlere en sonuna ex oldu(exitus lethalis) yazarsın.İç sesler korona da söylettirirsin,her canlı kalan kırılmalar ölümü tattı,tadacaktır dersin.
     Sarı bir sonbahar öğleni,hafif yağmurları karşılarken toprağı eşeler o parşömenleri gömersin en derinine toprağın karnının.Artık senden çıkmıştır o kırgınlıklar sana ait değildir,senin bir parçan değildir.Tüy gibi hafif bastığını düşünürsün yeryüzüne.Çürümüş halihazırda bekleyen kalıntılar kumaşını koca bir makasla kesip uzaklaştırırsın şimdinden.
      
        Yazarsın,yazarsın aynı döngüde aynı kıyıda büyüyen sözlerde kıvrandığını düşünürsün.Olsun bu bir saha,bu bir antreman ve özünü bulma,üslubunu oturtma süreci.Evet bir gün kendin olmayan her şeyden sıyırıp öyle bir usla konuşturursan kalemini o zaman gerçekten yazmış olacağını söylersin kendine.Yazdıkça yazılmayanı bulacak ve yazılmayanı yazacağım dersin.
Devamı >>

23 Kasım 2012 Cuma

En son okuduklarım

- 8 yorum
   Hakan Günday'ın okuduğum 2. kitabı.Zargana Berlin'de dört kişinin tecavüzüne uğradıktan sonra kendini insanlardan koparır hiçliğe aşık olur.Parçalanmış benliğini ortaya koymak için hayat oyunu kurgular ve sahneler.Kitaptan:

"Bir insan ya gitmek ister ya da kalmak.Gidenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bin bir zevk içinde hayatla sevişir.Kalanlarsa vasat hayatlarını,bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir.."

"Hayat, magmanın tabanları yakmaya başlayacağı güne kadar var.Daha sonrası yok.Küllerin aşkları, dostları olmaz.El ele bile tutuşamazlar.Rüzgâr izin vermez.Savrulurlar. İnsanlar gibi.Bronzlaşmış tatilcilerin tanımadıkları denizlerin akıntılarına kapılmaları gibi.Yanık kokan bir dünya. Tüten insanlar. Dumanlı bir hayat. Cehennemden biraz daha serin bir dünya."

 "Bibloları,fırının düğmelerini,kapı kollarını teker teker temizliyordu.Temizliği yaparken hep aynı şeyi düşünerek eğlendirirdi kendini.Elindeki bulaşık eldivenlerini.Dünya üzerindeki bulaşık eldiveni takan kendi halinde bütün ev kadınlarının potansiyel birer katil olabileceğini düşünerek gülerdi kendi kendine.Bulaşık eldiveni takmış bir kadını kızdırmanın ölümcül olacağına inanırdı.Üzerinde “Ailemi seviyorum!” yazan önlükleriyle,yeni yıkanmış gömleklerine çilek reçeli döktükleri için sekiz yaşındaki ikizlerini boğan,üstelik geride parmak izi bırakmayan kadınları düşünürdü saatler süren temizlikleri boyunca.”

“Dünya üzerinde iki tür insan vardır:
trafikte sarı ışığı görünce frene dokunanlar ve aynı sarı ışık karşısında gazı kökleyenler"

"İnsanlari anlamak zor degil.Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter.Haritalara benzerler.Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları.Sarışınlara benzeyen hayatları.Güzel ama aptal hayatları."


 

     Dizüstü edebiyatından Sami Hazinses rumuzlu blog sahibinin kitabı.Kahramanımız Hüsnü'nün bir dolu kadınla olan münasebeti komik,argolu bir şekilde anlatılmış.Erkeklerin ilişkilerdeki tutumları,beklentileri eğlenceli bir şekilde aktarılmış.Havai ilişkilerden sonra gerçekten aşık olan Hüsnü'nün hikayesi.Kitaptan:

" İnsan neyle yaşar sorusunun cevabıydı:kadın"

"Babama desem ki"baba,sen bana adam olamazsın derdin ama bak ben süperman oldum"kuvvetle muhtemel bana diyeceği şey,"sigortası var mı"olur.

"Usulca uzandım,çünkü "beni öper misin?diye soran kadın,yarın,"beni niye aramıyorsun?diye trip atan kadın olacaktı."


Cezmi Ersöz'ün 27 denemeden oluşan akıcı kitaplarından biri.Kitaptan:

"Kaptan bir ara:"Biliyor musun dünyaya başka bir açıdan,hiç bilmediğimiz başka bir yerden bakıyor o;biz o yeri bilmiyoruz,ya da bir zamanlar biliyorduk,sonra da kaybettik,bütün umutsuzluğumuz bu yüzden belki de..."
"Artık yorulmadın mı sürekli oynamaktan?diye sordum sahici bir merak duygusu ile.Derin bir nefes aldı"evet çok yoruldum oynamaktan.Artık insan içine çıkacak halim kalmadı.Belki ancak evimde dört duvar arasında oynayabileceğim bir rolü sürdürebilirim artık.Mesela?işten atılmış,ardından yakınları ve dostları tarafından ihanete uğrayıp terk edilmiş ve artık evinden dışarı çıkmayan bir insan rolü olabilir bu."

"Biliyor musun,fotokopiyle çoğaltılmış gibisiniz.Duygularınız hep önceden kurgulanmış.Bana benzer şeyleri söyleyip sonra da benimle sevişmek isteyen ama göğsümdeki semenderi görünce hemen hemen aynı tepkileri gösteren o kadar çok erkek oldu ki,artık her şeyden ve herkesten umudumu kestim..Gece aldıkları alkolün etkisiyle benim için ölmek istediklerini söylerler  buradan giderken de cüzdanlarını kontrol ederler,yerinde duruyor mu diye..."



Devamı >>

20 Kasım 2012 Salı

Acı tatlı sözlük

- 17 yorum

Annelik?
  
1.Sürekli sınanan her anından yeni şeyler öğrendiğin sonu olmayan bir okul.2.yeterliliğini kontrol eden sürekli kendini yetersiz hissettiğin,onun her olumsuz etkileşiminden ya da her öğrendiği tepkisel davranışlarından kendini sorumlu tutma özelliğini kendinde barındıran deli ruh hali.3.Boşa kürek çektiğini hissetmek yer yer ektiğin tohumların hiç bir işe yaramadığını düşünmek gibi bütün yelkenleri suya indirebilitesi olan kırılmalar sirkülasyonu.4.Sürekli sorgulama,denenme,mevcut durumlardan çıkarımlardan bulunma hali.5.Onların davranışlarını örnek alıp çoğu zaman da hayata onların penceresinden bakıp,olayları düz mantıkla algılayıp her şeyi sallamama,oyunlaştırma rolüne girme durumu.6.Aynı zaman dilimine birçok işi sığdırma yarışı.7.Ruhu saflıkla duş aldırma.8.Emekliliği olmayan tek iş.9.Günün parlaklığını hep görme ve bir yıldızı tutma,kollama durumu.10.Kendi anneni anlama ve takdir etme.11.Defalarca ben sana söylemiştimli cümleler kurmak istememe ama çoğu zaman böyle cümleler kurma,buna benzer çelişkiler kulvarında koşma.13.Bitkin ve çaresiz bir durumdan onun komiklikleri ile çıkma.14.Uzantısı olarak gördüğü o minik varlık için olağanüstü sabır ve hoşgörü egzersizleri yapma.

Devamı >>

19 Kasım 2012 Pazartesi

Gülce'nin okul çalışmaları

- 13 yorum



     Bugün okulda yaptığın çalışmaları büyük bir coşkuyla getirdin eve.Hepsini tek tek anlattın.O minik ellerinle yaptığın çalışmalar çok güzeldi kızım.Sonra mutfağa geçerek saklama kabından sevdiğin ıslak keki çıkararak yemeye başladın.Sen "ıımmmhhh ımmhh çok lezzetli olmuş,çok güzel olmuş,en sevdiğimden yapmışsın"diyerek kendinden geçercesine yerken ıslak kekini,ben gözlerine baktım ve hayattan öyle tatlı,lezzet alacağın anlar diledim sana.O minik ellerin hayatın en estetik yanlarına değerek büyümesini geçirdim içimden.
Devamı >>

17 Kasım 2012 Cumartesi

DÜN DAĞLARDA DOLAŞTIM EVDE YOKTUM

- 6 yorum
Güneş cebimde bir bulut peydahladı.Taş, kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz.
Şeylerin yalnız adı var. Ve: 'Ad evdir.'  (Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım,  evde
yoktum.  Bir uçurum  bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda.Buydu  bizim kendine
sonsuz  olanı  duyduğumuz.Nesneler  ki  zamanda   vardır.Terziler  çıracısı  Hermüsül
Heramise'nin  pöstekisi  her  bahar   ayaklanırdı.Yağmur  yağmamazlık   edemez.Taş,
düşmemezlik.

 Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur.Otların canı sıkılmaz.Kurşunkalem
kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu. Seni bilmem,bir söylene dönüşmek içindir dünya.
Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! Sonsuzluk dediğimiz
budur.
Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum.Ölüme, o büyük tümceye,
çalışacağım.




                                                dün dağlarda dolaştım evde yoktum
                                                                                    
                                                                                   İLHAN BERK
Devamı >>

13 Kasım 2012 Salı

Gülce'nin İrem'i

- 14 yorum

       Bugün  okuldan çok sevdiğim arkadaşım Özlemcim ve kızı İrem bize geldiler.Okul çıkışında,bugün geleceğim dedi,ben de hemen eve koşup etrafı toparlayıp,pratik,çocukların sevebileceği pasta,yemekleri hazır ettim.Gülce İrem'i çok özlemişti,ben hazırlık yaparken "anne nerde kaldılar?" diye sabırsızlıkla bekledi onları.Sonra onları görünce ben de,Gülce de çok mutlu olduk.
       İki tatlişko okul yorgunluğundan mı desem birbirlerini çok özlediklerinden mi desem bilmiyorum ama güzel güzel oynadılar.Biz de Özlemciğimle hayat dair pozitif sohbetler ettik.Pastayı yemeden önce gelenekselleşen mum üfle merasimimizi de çocuklar mutlu olsun diye,gerçekleştirmeden geçemedik.Mumları üflediler ve hemen parmakları ile yemeye başladılar.Güzel bir günü tarihin sonsuzluğuna bıraktık.İyi ki güzel dostlar ve onların güzel anlaşan kuzucukları var....
Devamı >>

9 Kasım 2012 Cuma

Ahtapot annem,Ben Ten Çocukları ve ben Caz

- 4 yorum
   
       6 Kasımda tam 34 aylık oldum yani 35. ayıma girdim.Annem atlamazdı,günü gününe notlarımı yazardı bugün de ben Gülce Naz olarak iki gün gecikme ile yazayım dedim.
      Günlerim güzel ve yoğun geçiyor.Sabahları erken uyanıyorum,annemin hazırlandığını hissetmemden mi çok erken yattığım için mi bilemiyorum ama kargaların kahvaltı ettiği vakit uyanmış oluyorum.Annem kıyafetlerimi akşamdan hazırlıyor babamda sabah kıyafetlerimi giydiriyor,sonra araba ile okula bırakıyor.Okulu seviyorum hele öğretmenimi...Ona canım öğretmenim deyip sarılıyorum.Geçen gün onu bizim eve kahve içmeye bile davet ettim.Annem bir öğleden sonra güzel mamalar yapalım öyle çağıralım dedi.Sınıfımda değişik davranışları olan,vurmaya,kırmaya,dağıtmaya can atan çocuklar var annemle ben onlara Ben Ten çocukları diyoruz.Onlarla yeni tanıştım ben.Geçen gün suluğumu okula götürmüştüm bu arkadaşlarım suluğumun biberona benzeyen ağzından dolayı bana "bebek,bebek"diye seslendiler "ben bebek değilim"diye bağırdım.Evet benim dünyam onlarınki gibi vurdulu,kırdılı çizgilerden türemiş değil,dünyamın renkli çizgileri peppe,barbi ve şirinler.Onlara da annem izin verdiği zamanlar takılıyorum.Barbiyi o kadar seviyorum ki anneme barbili,pembiş bir yorgan aldırdım ona sarınıp güzel uykulara dalıyorum.
      Okulda boyama,yapıştırma,kesme faaliyetleri yapıyoruz.En çok kesme de zorlanıyorum çünkü önceden annemle fazla kesme çalışması yapmamıştık.Diğer faaliyetlerde daha başarılıyım,geçen yapılan veli toplantısında öğretmenim öyle söylemiş anneme.Yaptığım etkinlikleri eve büyük bir gururla getiriyorum.Yukarıdaki çalışmayı da ben yaptım.Dişlerimi de düzenli fırçalıyorum.Kahvaltıyı okulda yapıyorum arkadaşlarımla dişlerimizi fırçalıyoruz akşamları da annem ya da babamla fırçalıyorum.Öğlen yemeğini de annem gelene kadar beklediğim için okulda yiyorum daha doğrusu yemiyorum hep paket yapıyorlar.Böyle yaptığım için ve annem öğlen yemeği menüsünü faydalı bulmadığı için bu aydan sonra okulda yemeyeceğim.Annemin sevmediğim pırasayı türlü şekillerde yedirme oyunları,eti eritip koyduğu çorbaları yemem için farklı kılıklara girdiği anlar yakın.Ne yapayım şu sıralar iştahım yok.Yememek için kırk takla atıyorum annem de aynı oranda farklı arayışlara giriyor.Bir de her gün anneme okul çıkışı bana ne sürpriz getirdin diyorum.O da bana balon,toka,sticker  gibi ufak ama şirin hediyeler getiriyor
      Okul çıkışı eve gider gitmez,kıyafetlerimi çıkarıp elimi yüzümü yıkayıp doğru yatağa gidip,mışıl mışıl uyuyorum.Uyandıktan sonra Montessorik annem ev okulu aktivitelerinden birini hazırlamış oluyor onu yapıyorum ya da ödevim varsa onu yapıyorum.Sonra annem elimin üstüne küçük bir yıldız yapıyor unutsa da ben hatırlatıyorum her gün yıldızımı alıyorum.Annem kitap okurken ben de kitaplarımı uydurduğum şekillerde okuyorum annem de bu halime gülüp kendisi bana okuyor.Bazen de hava güzelse parka gidiyoruz en çok kumla oynamayı seviyorum.Sonra müzik,dans saatimiz oluyor hareketli şarkılarda dans etmek çok eğlenceli.Annem akşam için yemek yaparken renkli taşlarımla oynamayı ve annemi izlemeyi seviyorum.Onu bir ahtapot olarak hayal ediyorum bir çok kolu olan.Öğrencilerine etkinlik hazırlar,evde hiç durmaz,yemek,temizlik,evi derleme toplama,benimle oyun,gezmeler,veli ziyaretleri,evin eksiklerini tamamlama gibi her şeye yetişmeye çalışır,say say bitmez.O benim ahtapot annem işte kaşıyacak sırtı yok gibi.
   Evdeki bütün küçük değişiklikleri,yeni alınan bir şeyi hemen fark ediyorum herhalde kız çocuğu olduğum için ayrıntıları görüyorum hemen.
    Yeni evimizde yeni komşularımızla tanışmadık henüz.Eski apartmandaki arkadaşlarımı çok özlüyorum.İstediğim bir şey olmadığı zaman çok bağırıyorum işte o zaman Gülce Caz oluyorum.
Şimdilik benim pembe bulutlu dünyamdan haberler böyle.Hepinize saf dünyamdan saf sevgiler.
Devamı >>

2 Kasım 2012 Cuma

Okuduklarım

- 8 yorum
Hakan Günday'ın okuduğum ilk romanı "Azil".Azil,Türkçe'de "görevden almak"anlamına geliyor.Yazar bu kitapta sistemin bir parçası haline getirilmeye çalışılan topluma olan eleştirisini,insanın yüzeyselleşmesini,teknolojinin dayatmasını hayal,gerçek arasında yaşayan,delilik ile dehalık arasında gidip gelen ana karakter Asil'in yaşamı üzerinden anlatıyor.İnsanoğlunun ahlak,toplum kuralları,gelenekler gibi kalıplara sığınarak "ben"inden ve yalıtılmamış dünyasından saklayarak yaşadığı gerçekleri suratına çarpıyor.Fizik kanunlarının hayata yansıyan izdüşümünü ise felsefik açıdan değerlendiriyor.

      Dizüstü edebiyat serisinin 4. kitabı  "Sorun Ben de Değil,Sen de" Pink Freud rumuzlu bir blogcuya ait.Bu seri ile yeni tanıştım.İki üç günde kıkırdayarak çabucak okudum.Kitabın kahramanı Pelin dört yıllık sevgilisi Bora'dan ayrılıp bir yıl içerisinde farklı farklı erkeklerle kısa süreli beraberlikler yaşar.Bütün erkeklerde eski sevgilisini arar,düştüğü bu halleri onun omuzlarına bindirir.Sonunda yorulur kendini tam  anlamıyla veremediği bu ilişkilerden,kendi halinde yaşamaya başlama kararı alır.Gülerek okurken onun renkli dünyasını,kitabın sonunda duygusala bağlayabiliyorsunuz.
Muzip,argo içeren samimi bir dille yazılmış bu kitap aslında kadınların erkeklerden beklentilerini,onların hayal dünyalarını,fizyolojik,psikolojik alemlerinden kaynaklı aksak yanlarını aktarmakta çok net.

     Erich Kastner,  'Noktacık ile Anton' ise Can yayınlarından çıkmış bir kitap.Çocuk bakıcısıyla birlikte kılık değiştirip, dilenci giysilerine bürünerek sokaklarda kibrit satan Noktacık ve yoksul arkadaşı Anton'un macera dolu kısa yolculuğu anlatılmakta.Kastner çocuklara iyi ve güzel değerleri her bir bölümden sonra farklı başlıklar altında samimi bir dille anımsatmış.
Devamı >>

31 Ekim 2012 Çarşamba

Büyümek

- 8 yorum
    
    Hafif bir yosun kokusu bir de deniz kenarında kısacık şortu ile çömelip yerden minik çakıl taşlarını denize fırlatan siyah saçlı bir kız çocuğu vardı.Yerden aldığı uzun saplı bir çöple denizin üzerinde şekiller çiziyordu.Çizdiği şekiller doğal olarak  her defasında kayboluyordu.Gözünün önüne iki gündür gelen bu kare hangi sayfayı açmak istiyordu?
  Antik bir kentin yapayalnız bir gezginiydi.Uluşurken bütün kurtlar ormanın derinliklerinde,baykuş sesleri ve gece ağır ağır türküsünü mırıldanırken en dipsiz kuytulukların en saykodelik yüzünde sanki şuursuzlaşmıştı.O eski zamanların uzun koridorlarından geçen büyük kapılarını araladığında,gözüne ilk ilişen salaş bir sokakta kelebeklerle yarışan,onları geçmeye çalışan zırcahil bir kız,küçük istekleri olmayınca annesine küsen en sevdiği çantasını,elbisesini eline alıp dama kaçan ve dünyanın tek derdinin bu olduğunu var sayan ak pak bir çocuk resmi.Rüzgar gibi geçen o çocukluk günlerinden anımsadığı yaraları ile oynamayı sevdiğiydi.O eski evde unuttuğu gitarı bir de hep gülen ışıyan gözleri vardı fotoğraflarda.Şimdi,şu anda gülümseyerek çektiği fotoğraflarda bile gri bir yüzün çıktığını görmesinin bir tanımı var mıydı?
    Yaşlanmak,büyümek bu muydu?Dünyadaki dertlerin ölçümünü veremeyecek kadar büyük bir değirmende öğütüldüğünü görmek miydi büyümek?Ne zaman büyümek denilen fiilin içine girerdi insan?Zehirli insanların fark etmeden zehirleyişlerine tedbir almaya başladığında ya da kendi olarak bir ilişkiye dokunmamayı öğrendiğinde mi büyürdü?Söylesene anne,sen bilirsin,büyümek denilen şey varılacak bir noktaysa ben neresindeyim,daha ne kadar yolum var?
    Neden susuyorsun anne?
Bak her gece olmasa da sütümü içiyorum,yalın ayak basmıyorum yere,yalın yürek basıyorum hayatın tuşlarına,üstüm açık uyumuyorum,her sabah senin sabahlığını giyerek sabahı karşılıyorum,çünkü çok soğuk sabahları burası ve içim üşüyor,hem önceden dinlemediğim bütün sözlerini de dinliyorum şimdi.
Devamı >>

28 Ekim 2012 Pazar

Bayramda

- 2 yorum
      
    Bugün bayramın son günü,dilerim arzu ettiğiniz gibi geçmiştir bayramınız.Bugün sizlerle benim için önemli bir insanın bana yazdığı samimi yazısını paylaşacağım. 

Bayram düşlemleri 1-2..
         “Hadi hazırlan gidiyoruz.” ‘Nereye?’ senin çok iyi bildiğin, benimse daha söylerken boğazımda düğümlenen yere ‘ Oppss dur orda bakim,ne zaman büyüdün sen,ne zaman elin kağıt kalem tuttu?Bilmem,çok zaman geçmiş’
Yaşımı söylerken duraksıyorum artık,senin birkaç yıl önce geçtiğin yaştayım..Hadi gel gidelim,bir kahve yapayım,şöyle kokusu tüm evi saran cinsten ardından anlatmaya başlayalım.Sen anlat ben dinlerim,zamanında dinlemediğim,şimdi ise senin anlatmaktan sakındığın konuları anlat bana..Hani şu çilek kokulu,böğürtlenli olanlardan.Fonda Muraşkamızı açmayı da unutma.Tabi hepsinde anlatacak bir şeyin var çünkü her şarkı sana bir şey katmış.Sen farkında değilsin o şarkılar sana,sen ise bana çok şey kattın.Son ses açalım şarkıları,ezgiler dönsün,biz bağıra bağıra konuşmaya çalışalım hazırlanırken.E gidicez ya.Evet elim kalem kağıt tuttu ama napsam da senin gibi derin yazamayacağım biliyorum,olsun.

Bugün bayram.huzurlu ve mutlu bayramlar dilerim ben.Karşıdan ‘kurban’ kurban keser mi? diye bir mesaj   alırım ve  beraber kahkahalara boğuluruz ama buruktur gülüşümüz.Depresif çalkantılarda boğulan mesajlar alırım ben ama nedense pembe bir tablo çizmeye çalışırım.Bilmem,belki bilinçaltıma atıyorum derim. Oysa kurbanlıklardan biri de benimdir.Herkes bir nevi kurbandır.Belki içsel,belki dışsal,belki büyüsel..Çok uzattım diğmiii hani gidiyorduk,tamam hazırım hadi gidelim…

Uzunca bir yol  var,hangisinden başlasam ki.İçime ata ata kemirdi beni,yazmam lazım,yoksa çatlıcam.Aman çatlama dur bir de seninle uğraşamam.Ya da önce ben patlıyim sonra siz patlarsınız.Buna da gülersin senJNe kadar da çok benziyorsunuz birbirinize ayırt edemiyorum yolunuz yordamınız ayrı ama aynı sen tıpkısının aynısı.’Benim gibi olmak zorunda mısın biraz kendin ol kendin!  Kukkuyruk olma’ tamam olmam. Bak işte artık kendimim.Ama sen de hep yanımda ol.Yalnız değilsin düşlerini biliyorum.Seni hep güçlü görmek istiyorum çünkü öncümsün.Yol gösterdin.Düşlemler aşkına!Ne diyorsun sen? Beraber kapıları çalalım misafirliğe gidelim,onlar konuşurken senin yüzüne bakmamak için kendimi zor tutarım çünkü yüzüne baksam kopucam gülmekten.Çünkü seninle hep aynı şeylere güleriz ve bazen derim ki o olsaydı aynı benim gibi yerlere yata yata gülerdi diye.Nelere gülebileceğini de biliyorum.Seni biliyorum sen bilmesen de buna inanamasan da.İçinde yaşadığın alacalı bulacalı sorular,müphem düşler...
Belki de buydu bizi gizemli olana çeken. Genlerimizde vardı.Herkesi kendi aynamız gibi görürdük.O kadar yalın ve içtendik oysa.Biz başka bir şeye gülerdik onlar yanlış anlardı.
Gece olsa ‘melon şapka’ dinlesek.Sen ders çalışırken sessizce kendine söylediklerini duyardım,uyuduğumu sanırdın.’Kazanıcam’ derdin.Ben de sessizce dinlerdim.Nefes almaktan bile korkardım,duyacaksın diye.Bak kazandın işte.

Birileri sabah uyandım kahvaltı yaptım ,geri uyudum v.s. der bu bayramda.Bayram bizim neyimize,deliye her gün bayram replikleri..Biz yine gülerdik.Afrodit kadar güzeldin ama hala sorardın: ’güseeell olmuş muyum?’evet güzelsin tatlı bir bayram sabahı kadar.Göremeyenler utansın.Dur gözünü seveyim melankoliye bağlama.Tamam dur kahve kapıp gelcem. Ama köşelerde bekletme şu kahveyi,dalma yine düşlemlere o muğlak,o öznesi belli olmayan düşlere…Soğuyunca içmiyorsun tıpkı biriktirdiklerimiz sonra soğuduğunda döktüğümüz düşler gibi…"
                                                     ELSA

Devamı >>

22 Ekim 2012 Pazartesi

Düğün-Tatil-Uç Aşağı

- 8 yorum
     Memlekete yakın akrabalarımızdan birinin düğünü vesilesi ile erken geldik,iki gün için de izin aldım,böylelikle bayram tatilimiz erken başladı.Düğün için her zaman gittiğim kuaförde iki gelin olunca ben de kardeşimin kuaförüne gittim.Randevu aldım iki saat gecikme ile kuaföre gittim.Kuaför bayağı bir kalabalıktı.Randevu aldığım çocuğa bak çok kalabalık gideyim istersen pek vaktim yok dediysem de dinletemedim,seni hemen alacağım dedi.Beklemeye başladım,ayaktan başlayıp kafaya kadar süzen müşterilerin bakışları eşliğinde.Sonra su dalgası istiyorum dedim.İri su dalgasının boyutunu iki üç denemeden sonra bulan arkadaşa soruları ile saçım bitene kadar hayatımı anlatmak zorunda kaldım.Yok işte hiç yaşımı göstermiyormuşum,güzel bayanları bırakmazlar hemen evlenirlermiş tabi,saçınız çok güzel oldu ama ama…Yeteeer diyip kaçasım geldi zaten bir daha gelemeyeceğim,bu kadar iltifata lüzum yok diyemeden çıktım.

Eve geldim Nazımızı hazırladım onun saçını da ben yaptım,meşhur tacımızla çok şeker oldu.Düğüne gider gitmez oturmayalım anne  hemen oynayalım diyen bir kızım vardı işte.Onu kaybettiğimde en önce bakacağım yere en son bakıyordum,oynayanların ortasında buluyordum genelde.Allahım bu velet oynamayı,dansı,düğünü ne kadar seviyordu,kime çekti ki?Ben o kadar sevmem yani. Halay çekenlerin en sonunda sevgili Ceyda ile halaya durmak çok mutlu ediyordu onu.Ben de elimde makine ile  bir güzel pozunu yakalamaya çalışıyordum,resmini çekerken etrafa bakan,objektiflere kolay kolay bakmayan bir kızım vardı işte.Doğru düzgün bir foto yakalayamadığım için gördüğünüz üzere yayınlayamadım tabi.

Platform topuklarla delice oynamaya çalışan hatunlar ile,damadın izlenesi zeybek dansı  ile eğlenceli bir düğün sonunda Nazımız çok yoruldu,anneanneciği ile uyumak üzere eve yollandı.Biz de gelin ve damadı gezdirme konvoyuna katıldık,bol bol resim çekindik ve eve geldik.

Gece geç uyuyunca sabah geç uyandık güzel bir pazar kahvaltısı yaptık Nazla.Sonra yeni bir kitaba başladım,bir de ne zamandır izlemek istediğim”Dünyanın minik yıldızları-Her çocuk özeldir” filmini izledik,Gamoş,ben,Naz ve arada soruları ile filmi takip etmeye çalışan annemle.Film çok güzeldi,öğrencilerime bakış açımı daha da esnekleştirdi,sonunda gözlerim doldu,etkileyiciydi.

Filmden sonra kardeşceğizimin yatağında plates yapmaya başladım,en zor hareketlerden birini gösterirken kardeşime,yataktan aşağı fena düştüm.Resmen yere doğru takla atmak gibi bir şey oldu.Allahtan bir yerimi incitmedim,bayıla bayıla güldük.Kahkahalarımızın yüksek desibeline annem geldi,çocuğum beline bir şey olsaydı ya diyerek,o da gülmeye başladı.”Uç aşağı,uç aşağı” diyerek defalarca güldük,şu an yazarken bile gülüyorum.
Devamı >>

18 Ekim 2012 Perşembe

Gülce'nin Seymen'i

- 14 yorum
  
  Dün Gülce ile sevgili arkadaşım Nur'a beş çayına gittik.Yalnız beş çayımız neredeyse gece saat dokuza kadar sürdü.Canım arkadaşım,bize çok güzel mamalar ve çocuklara yaş pasta sürprizi hazırlamıştı.Gülce ve Seymen çikolatalı pastalarını büyük bir sevinçle üflediler ardından afiyetle yediler.Seymen Gülce'nin iyi anlaştığı ve çok sevdiği bir arkadaşı,güzel güzel oynadılar,hasret giderdiler.Akşam boyunca Nurcuğum rahat rahat sohbet edelim diye çocuklara evde verilebilecek,onların mutlu olabileceği herşeyi sürpriz diye yutturmaya çalıştı.Ben de arada ebe oynadım,kitap okudum hem onları mutlu etmeye hem de iki lafın belini kırmaya çalıştık.İyi geldi ikimize.

Devamı >>

17 Ekim 2012 Çarşamba

Okul Günlükleri

- 4 yorum


   Bu hafta okula başladın minik kuşum.Akşamdan elbiselerini,çantanı  hazırladım.Erkenden uyuduk seninle,sabah erkenden okula gittim,seni baban okula bıraktı.
Dualar ettim sana,insaflı,merhametli,pozitif bir öğretmenin olsun,güzel,örnek arkadaşların olsun diye.Sonra okulda hep seni düşündüm.Okuldan çıkar çıkmaz senin okuluna doğru yol aldım.Okuluna varmadan seninle kavuşacağımız kareyi defalarca kafamda canlandırdım.Okuluna geldiğimde,çantana sıkı sıkı tutunmuş beni bekliyordun.O halin çok duygulandırdı beni hemen sana seslendim.Koşarak yanıma geldin oradaki herkese büyük bir sevinçle "Annem geldi,bu benim annem,bu benim annem!..."diyerek sarıldın bana.
Şimdilik okula alışma sürecinde sorun çıkarmadın,öğretmenin hakkında hep olumlu,güzel şeyler söyledi.
Güzel kızım,dilerim ki ,ısrarla insanın içindeki iyi değerleri yok etmeye çalışan haset insanların türediği,kötü enerjiler yaymaktan usanmayan bir evrenin kollarında inatla güzelliğini koruyarak büyürsün...
Devamı >>

9 Ekim 2012 Salı

Ta-şın-mak

- 14 yorum
  
    İstiflenmiş eşyalar,cilalanmış anılar,başlangıçlar bitişler.Sonunda toparlandık,kendi evimize taşınıyoruz.Yaklaşık bir aydır toplanıyorum,eskileri atıyorum,yenileri alıyorum.Oturduğum bu evin merkeze çok yakın olması,burada komşularla ilişkilerin sıcak olması güzeldi.Yeni evin bulunduğu semt,daha sakin ve daha nezih.Bol bol temiz havada yürüyüş yapma,sevdiğim arkadaşlarımla daha sık görüşme hayalleri kuruyorum.Taşınma mevzu bahis olduktan sonra,tabiri caizse göçebe gibi yaşıyorduk,bir düzen yoktu,bazen bu durum beni oldukça gevşetiyordu bazen de oldukça sıkıyordu.Sonuçta klasik bir oğlak kadınıyım ve düzeni seviyorum.Nihayet bu günler sona eriyor,hazırlıklar bitti,evimize geçiyoruz.Nazımız da okuluna başlayacak haftaya.Yeni ev,yeni düzen,yeni güzel günleri beraberinde getirir de hep yenileriz içimizdekileri,çevremizdekileri...
Devamı >>

5 Ekim 2012 Cuma

Okuduklarım,İzlediklerim

- 4 yorum
Küçük Charlie, çok yoksul bir çocuktur. Annesi, babası, iki ninesi, iki de dedesiyle birlikte, kentin dışında, tahta bir barakada yaşamaktadır. Çikolatayı çok seven Charlie, sonunda çikolataya kavuşur, hem de fabrikasıyla birlikte. Charlie'nin çikolata fabrikası kitabına kadar olaylar bu şekildedir,fabrikaya kavuştuktan sonra fabrikanın sahibi Bay Wonka, bizim küçük Charlie ile kalabalık ailesini, büyük cam asansöre bindirip bir yolculuğa çıkarır. İşte ilk kitabın devamı olan bu kitapta, Charlie’nin Büyük Cam Asansörü’nde, yaşadığı ilginç yolculuğun öyküsü anlatılıyor.Bu kitapta 20 yaş gençleştiren wonka-vita'nın bileşenlerini,eksiler ülkesini,kemiksiz uzay yaratıkları olan congolozları,Umpa Lumpaları,güzel çizimler eşliğinde bulabilirsiniz.Kıkırdayarak okuyacağınız bu kitap,uzayda,çikolata fabrikasında sonra da beyaz saray da geçiyor.Dalh,başkan ve çevresindekileri de çocukların diliyle üstü kapalı bir şekilde eleştiriyor.İlaç kullanırken dikkatli olunması gerektiği,açgözlülüğün insanı kötüye sürüklemesi gibi vurgulanacak yerler çocuk argosu ile çok güzel harmanlanmış.

Mitolojik öyküleri sevenlerin sıkılmadan okuyacağı  güzel bir kitap.Masallardaki kahramanlar,olaylar günümüzle ilişkilendirilerek anlatılmış.8 öyküden oluşmakta:"Meraklı Pandora ve Konuşan Sandık"ta, kötülüklerin ve umudun dünyaya yayılışı; Asklepios ve Devacı Yılanları'nda ünü dört bir yana yayılan hekim Asklepios'un yaşamöyküsü; "Phaethon ve Güneş Arabası'nın Atları"nda güneşin dünyayı gerçekte nasıl etkilediği anlatılıyor. "Yankı ile Nergis", biri için çaresizliğin, biri için kendine hayranlığın öyküsü. "Midas'ın Altınları", servet düşkünlüğünün yol açtığı acıları; "İnsanlığa Aydınlığı Getiren Ölümsüz: Prometheus" bilginin, uğruna her şeyin göze alınabileceği bir aydınlık oluşunu; "Apollon'un Liri mi, Marsyas'ın Kavalı mı?" hırsı ve egoyu dillendiriyor. Son öykü "Yeryüzünün İlk Güzellik Yarışması" ise, iç güzelliğin dış güzelliği nasıl alt ettiğini anlatıyor.


   Kendine oldukça fazla güvenen bu yazarımızın okuduğum ilk kitabı idi.Adını "Sadece  aptallar 8 saat uyur" kitabından duymuştum.Kitapta güzel tespitler,çıkarımlar var ama bazı yerleri sevmedim.Kitap 3 bölümden oluşuyor,aşk hakkında her şey,evlilik hakkında her şey,cehennem hakkında bazı şeyler.Aşk konusunda ilahi aşkı reddediyor.Evlilik konusunda büyük filozofların gaflarına tepki veriyor,aşkı sınıflandırıp küçük yaşanmış öykülerle onu tanımlamaya çalışıyor.En sonda da canını sıkan her kişiyi,her durumu zihinde oluşturulan cehenneme yolluyor.Ben de bu kitaptan sonra canımı sıkan her şeyi cehennemin dibine gönderiyor ve rahatlıyorum.Bir de kitapla verilen bağır taşını da kaybettim.Yazarımız bu taşı nasıl  kullanmanız gerektiğini kitabın sonunda anlatıyor.
İZLEDİKLERİM:
    Değerli arkadaşım SADE VE DERİN 'in önerileriyle güzel filmler izledim.Kendisine teşekkür ediyorum.Sizler de onun film ve kitap önerilerini değerlendirebilirsiniz.

1.Kaplumbağalar da uçar
2.Siyah Kuğu
3.Paranoya
4.Genç yetişkin
5.Paris'te Geceyarısı
6.Çok Gürültülü ve Çok Yakın
7.Tatil Kitabı
8.Fanaa
9.Üç idiots
  
      
Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram