13 Mart 2015 Cuma

Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin


"Soğuk sisin neminden ıslanmış cılız kollarına bir baktı; kuvvetsizliğine hiddetlendi; kuvvetinin sınırlarını biliyordu. İçinde bir güç vardı. Bir de nasıl kullanıldığını bilse; bildiği tüm sihirler içinden kendisine ve beraberindekilere bir üstünlük, en azından bir şans sağlayabilecek hileler aradı. Fakat güç sadece ihtiyaç olduğunda ortaya çıkmaz; bilgi de olması gerekir."

"Duyabilmek için susmak gerekir."

"Akıllıya soru gerekmez; aptal ise boşuna sorar."

"Kendi gücünü fırlatıp atan kişi, bazen çok daha büyük bir güçle dolar."

"Seni Ar Nehri'nin kaynağında adlandırdım. Dağdan gelip denize akan nehrin kaynağında. Bir adam varmakta olduğu sonu bilir ama bir daha dönüp dönmeyeceğini, ilk başladığı yere geri dönüp o başlangıcı benliğinde tutup tutamayacağını bilemez. Eğer nehrin akıntısında döne döne sürüklenen bir çomak değilse, o zaman nehrin kendisi olmak zorundadır;kaynağı noktadan, denize döküldüğü yere varasıya, tüm bir nehir. Sen Gont'a döndün, bana döndün, Ged. Şimdi ise gerisin geri dön ve kaynağın kendisini, kaynağın da önündeki kaynağı ara. Elde etmek istediğin güç umudunu onda bulabilirsin."

"Denizden fırtınalar ve canavarlar gelir ama kötülük gelmez. Kötülük karadadır."

"İnsan önünü sözle değil, ışıkla görebilir ancak! Işık, güçtür. Büyük bir güç, bizim varlığımızın kaynağı ama bizim gereksinimimiz dışında, kendinden var olan bir güç. Güneş ve yıldızı ışıkları, zamandır; zaman da ışıktır. Yaşam güneş ışığında, günlerde ve yıllardadır. Karanlık bir yerde, yaşam, ışığı adıyla seslenerek çağrılabilir.."



 Edebiyatımızda Mülksüzler adlı eseri ile bilinen, Le Guin çizgisi "Yerdeniz" dizisi ile geniş bir koleksiyon oluşturmuştur. Yerdeniz Büyücüsü, Atuan Mezarları, En Uzak Sahil, Thanu, Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgar adlı kitaplardan oluşuyor seri.

Yerdeniz Büyücüsü; Sitedeki Savaşçılar, Gölge, Büyücüler Okulu, Gölgenin Serbest Kalışı, Pendor Ejderhası, Av, Şahinin Uçuşu, Avcı, İffish ve Açık Deniz olmak üzere on bölümden oluşuyor.

Kitap, Onakçaağaç Köyü'nde annesiz babasız kalan, teyzesinin yanında yaşarken keçileri otlatan ve onlara değişik cümleler söyleyen, onlar üzerinde güç kurduğu fark edilen Duny adlı bir çocuğun hikayesiyle başlar. Çocuk bir cadının yanında bulma, bağlama, onarma tılsımlarıyla; şifalı otlarla tedavi hakkında çeşitli bilgiler öğrenir. Daha sonra Re Albi'de  yaşayan bir ustanın yanında çırak olur ve ustası ona Ged adını verir. İçindeki güçlerin sırrına hemen hakim olmak isteyen Ged, ustasının sakin, sebat dolu yaşamına ayak uyduramaz. Ged, Roke Adası'ndaki Büyücüler Okulu'na gider. Bu okulda büyü ahlakını alırken, inceliklerini öğrenirken; bir gün, arkadaşları ile iddiaya dönüşen bir olayın içine girer. Bu iddia onu yaşamı boyunca tesiri altına alan bir yolculuğa sürükler.

Nefret ve gurur yüzünden, yaşamsızlık güçlerinin kendine hakim olmak istediği bu açık deniz ve kara yolculuğunda Ged, nam-ı diğer Çevik Atmaca aklanabilecek mi?

Le Guin'in yarı gerçekçi, yarı fantastik bir temayı büyülü bir dille anlattığı masalsı bir kitap Yerdeniz Büyücüsü. Porsuk Ağacı'ndan yapılmış bastonuyla, deriden cübbesiyle peşine düşen gölge ile canı pahasına mücadele eden Çevik Atmaca'nın tılsım ve macera dolu hikayesinde kaybolacaksınız...




9 Mart 2015 Pazartesi

yaradana mektuplar


Birinci Mektup
1.
Yıldızların, çivilediğin yerdeler,
Bulutların, eksik olmasınlar,
Hep aym minval üzere, senden gelip sana giderler.

2.
Güneşin böler günlerimizi
Bir portakal gibi ortasından ikiye,
Yarısını kulların yer, yarısını geceler.

3.
Denizlerin senin elinle doldurduğun kâsede çalkalanmaktadırlar.
Ne bir damla artmış, ne bir damla eksilmişlerdir.
4.
Dağların bizim ayağımıza çok bol geldi;
Onları bir defa bile giyen olmadı.
Daha dün elinden çıkmış gibi hepsi yepyeni
Şimdilik eskiyen bir şey varsa ömrümüzdür!

5.
Sorup duruyoruz:
Niçin nüfus kütüklerinde her gün yeni bir isim,
Kitaplarda yeni bir kahraman?

6.
Biz ölen ağaçları yontup
Gemilerimize direk yaparız.
Bizim canlarımızı alan acep onlarla ne yapar?

7.
Saksılarda hep aynı karanfiller açıyor
Tanrım.
Niçin biz bir defa doğuyoruz?

8.
Toprağında hep aynı lezzet,
Hep o kahrolası, o çıldırtıcı, o obur bereket;
Yedi kat yerin dibinde hep aynı muamma, aynı kasvet, aynı hüzün,
Ve hep aynı meyve, aynı dilimler, aynı hediye gündüzün
Başımızın üstünde aynı bulutlar,
Ye hep o külâh gibi kulaklarımıza kadar geçirilen gökyüzün.
Toprakta aynı başak, aynı buğday, aynı taneler
Bize her gün yeni bir beşik, yeni bir ömür
Sana göz bebeklerimi gönderiyorum,
Âdem Babamıza götür
Zahmet olmazsa, onları kafatasındaki boşluğa taksın;
Şöyle evire çevire bir baksın
Ve söylesin sana intibalarını.
Bunlar aynı gözbebekleri değil Tanrım!
Toprakta aynı başak, aynı buğday, aynı taneler
Fakat bu gözbebekleri neler gördü, neler gördü, neler!...

9.
Hüvelbaki diyerek el pençe divan duruyor,
Lâhid lâhid, servi servi, nöbet bekliyoruz,
Sık dokuyup, ince eliyoruz.
Şaka bertaraf
Ömürlerimizi birbirine ekleyip sana doğru geliyoruz.


Bedri Rahmi Eyüboğlu

8 Mart 2015 Pazar

kahvaltı


"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"
                                               
Sevgili Cemal Süreya böyle söylemiş.. Canım canım..
Ben de diyorum ki tatilin, kızıma hazırladığım, onunla oyunlu, şen yapılan kahvaltıların doğrudan mutlulukla ilgisi var..:)


Kahvaltıdan sonra elimizden düşürmediğimiz Küçük Prens.. Yeni baskısından aldık, Gülce çok seviyor..

Güleç bir gün olsun..:)

7 Mart 2015 Cumartesi

zeytinyağlı kereviz


Şarkın illerinden birinde, köyde göreve ilk başladığımda merkezde altı arkadaş büyük bir evde kalıyorduk. Köye servisle gidiş geliş yapıyorduk. Evdeki arkadaşlardan zamanla evlenenler, kendi memleketine gidenler oldu ama altı kişi kalırken çok mutluyduk. Altı farklı özellikte kızlardık ancak bu farklı özellikler asla çatışmalara neden olmazdı. Farklılıklarımız paylaşımlarımızı renklendirirdi. Evde denemediğimiz yemek kalmazdı. Kış için konserveler, aşureler davet ettiğimiz arkadaşlara özel yaptığımız rosto köfteler ve eşliğinde sunduğumuz patates püreleri hepimizin ortaklaşa yaptığı yemeklerden olurdu. Sadece yemek değil okul için hazırlayacağımız materyallerde de yardımlaşırdık. Mesela Özlem çok iyi resim yapardı. Panoları hazırlarken çizimleri hep o üstlenirdi. Hafta sonu hava güzelse, hep beraber kahvaltıyı açık havada yapar, sonra da uzun uzun yürürdük. Geceleri de yaşadığımız şehirde sinema olmadığı için, bilgisayar öğretmeni Nilü arada projeksiyonu eve getirirdi. Duvara yansıtıp filmleri sinema atmosferinde izlemeye çalışırdık. Korku filmi izlediğimizde hepimiz korkudan aynı odada uyurduk. Memleketten gönderilen her şeyi paylaşırdık. En çok da Nilü'nün annesi Nimet Teyze'nin su böreği ve burma tatlısını severdik. Nimet Teyze ve Yaşar Amca her özel günde küçük sürprizler yapardı. Hatta bir öğretmenler gününde sabah erkenden kapı çalmıştı taa Ankara'dan hepimize kırmızı gül göndermişlerdi, çok mutlu olmuştuk. Herkesin ayrı odası olurdu ama ben en çok Nilü'nün odasında takılırdım. Onunla hep Enrique Iglesisas'ın Hero şarkısını dinlerdik. Şimdi ne zaman o şarkıyı dinlesem o günlere giderim, o dostlarımı hasretle anarım.

Yemek yaparken bir kitabı vardı Nilü'nün. Bir aile ekonomisi öğretmenin hazırladığı o kitabı giderken bana bırakmıştı. Çok fazla yemekle ilgili dergilerim, defterlerim var ama bu kitap çok özel benim için. Bugün sürekli portakal suyuyla pişirdiğim kerevizi farklı denemek içimden geldi. Uzun süre elime alıp bakmadığım o kitabı aldım ve zeytinyağlı kerevizi ona göre pişirdim.

Tarifi şöyle:
İki ya da üç tane kereviz,
Bir havuç, bir patates, yarım bardak iç bezelye,
Bir küçük soğan, yarım bardak zeytinyağı,
Yarım demet maydanoz,dere otu
Bir çay kaşığı şeker, bir limon, tuz

Kerevizler soyulur, ortadan ikiye ayrılır. Kesilen yerleri oyularak çukurlaştırılır. Tencereye çukur yerler üste gelecek şekilde dizilir. Küçük küçük doğranmış soğan, patates, havuç zeytinyağında hafif kavrulur. Konserve bezelye, şeker, tuz maydanoz, dere otu konup karıştırılır. Bu harç kerevizlerin içine doldurulur. İki bardak su eklenip orta ateşte pişirilir. Altı kapatılmadan beş dakika önce limon sıkılır.

Bu şekilde yemeği pişirdim. İçini çukurlaştırırken ayırdığım kerevizleri de doğrayıcı da doğradım. Tuz ekledim ve limon sıktım. Sonra iki üç yemek kaşığı mayonezle karıştırdım. Üstüne ceviz döktüm. Artan kerevizleri de meze olarak değerlendirdim.

Keyifli bir hafta sonu dilerim..:)

6 Mart 2015 Cuma

Cehennem Deresi - Gülsen Varol


Şiirlerini beğeniyle takip ettiğim sevgili Gülsen Varol öğretmenimizin okuduğum ilk romanı. Kendisinin daha önce yazdığı ilk romanı ise, Albümdekiler ismini taşıyor.

Cehennem Deresi, bu isme sahip bir mahalle sakini olan, hain bir pusuda yaşamının gidişatı tamamen değişen Ercan'ın zorlu yolculuğu ile başlıyor. Geride kalan babası Erhan, onunla yolları kesişen Aysel, aşkın ince sızısını onda bıraktığı Nihan ve diğer kahramanların içine dahil olduğu olaylarla sürüyor.


Yaşamamımızın ortası, bir çizgi ya da bir dere ile ayrılır sanki. Derenin bir kenarında bizim hayallerimiz, beklentilerimiz; öteki kenarında ise, olacakların olduğu, insan gücünün yetersiz kaldığı yazgının getirdikleriyle varlığını idame ettirmeye çalışan benliğimiz yer alır. Aşkın kuşattığı esrik düşleri derenin karşı tarafında, uzağımızda bırakırken; derenin öteki tarafında aşka, güzelliğe hep hasret kalarak, yüzleşiriz gerçeklerle.. Dere akar gider, dinlemez, beklemez. Onun yansımasında kah olmak istediğimiz ben'i görürüz, kah gerçekten var olduğumuz, şartların, tercihlerin, kararların içinde beliren suretimizi görürüz. Bu gördüğümüz, yaşadığımız cehennemdeki Gayya Kuyusu'nu andırır kimi zaman. Zira insan aklına, hayaline sığmayacak öyle çetin olaylar yaşar ki, gerçek yaşamda doğup büyüdüğü, anılarını bıraktığı bir mahalle adı olan cehennem deresinde gerçek hayatta boğuştuğunu görür. İrkilir, sarsılır. Ah minel aşk, bir hıçkırık olarak kalır. Ercan ve Nihan'ın aşkı da yazgının büyük gücüne karşı direnebilecek midir? Yoksa aşk, yanık bir türkü olup, günümüzde de yaşanmadığı, özlem duyulduğu şekilde Kaf Dağı'nın arkasında mı gizlenecektir?

Gülsen Varol, çağımız insanının, gerçekler, düşler arasında beliren handikapını kahramanların yaşadığı olaylarla birleştiriyor. Bunu sade, duru ve içten bir üslupla aktarıyor.

1 Mart 2015 Pazar

o iyi insanlar..


"… Bindiler de çektiler gittiler, o iyi insanlar, o dünya güzeli atlara… O yiğitler, o her birisi kaplan örneği şahinler, o ceren gibi atlara bindiler de başlarını aldılar gittiler. Bir daha, bir daha hiç gelmeyecekler. Hiç, hiç, hiç! Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. Şu dünyanın yaşaması müşkül hal ilen. Bin iyiyi bir kötüye kul eden… Yapayalnız kimsesiz. Hem de çaresiz. Yalnızlığı, çaresizliği yüreğinin başında ağılı bir hançer yarası gibi… Çaresizlik, hem de boşluk. Yanıyor yüreğim. Eskiden, daha korlu, daha beter, delirten, yüreğim ne güzel yanardı. İçimde bir ateş harmanı. Keşki şimdi de öyle olsa. Yansa yüreğim, acısa, korksam. Ölüm gibi, ölümden beter, korksam yüreğim dayanmasa. Orta yerinden çat diye çatlasa, tam ortasından. Sabır taşı gibi…Şu dünyada her bir yaratığın tutunacak bir dalı var, insanın yok. Şu dünyada yalnız olan, kimsesiz, çaresiz olan yalnız be yalnız insandır. Herkesin, her şeyin yaşaması, ölümsüzlüğü var, insanın yok. Ağaç, kuş, otlar, böcekler, yılanlar, çıyanlar, hiçbirisi, hiçbirisi yok olmuyor. Ama insan yok oluyor. Çünkü insan kendinde başlayıp kendinde bitiyor…"
Yaşar Kemal, Demirciler Çarşısı Cinayeti s.14
"Duvarın dibinde resmim aldılar. 
Ak kağıt üstünde tanıyın beni…"