24 Nisan 2026 Cuma

Transit, 2018


Eline geçen bir liste var. Bu listenin nereden eline ulaştığına dair hiçbir fikri yok. O kadar çok birikmiş listeleri var ki, o da bunlardan biridir diyerek o listedeki filmleri sırayla izlemeye başlar. Tuttuğu listelere güvenir. Sıra Christian Petzold'un 2018 yapımı drama filmine gelir. Alman yönetmenden izlediği ikinci filmdir. Bahsi geçen film, Undine. Petzold aynı oyuncuları bu filmde de tercih etmiş. Bazı yönetmenlerin farklı filmlerinde tercih ettiği müdavim oyuncuları vardır. Mesela Bergman'ın. Bu da onlardan biri diye düşünür. 

Film, İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'da Nazi işgalinden kaçan bir adamın hayatıyla başlar. Adam intihar eden bir yazarın kimliğiyle hayatını sürdürmeye çalışır. Bir yanda kendi bireysel geçmişi bir yanda yazarın süregelen hayatından peşine takılanlar onu büyük bir belirsizliğe sürükler. Bu sürüklenmede savaşın bireye yansımalarına, kimlik arayışına, göç ve kaçışa adım adım tanık olur. 

Listedeki öteki filmleri izlemek için uygun zamanı kollamaya devam eder. Bu arada dizi olarak Friends'in altıncı sezonunu bitirmiştir.

İzlediği diğer filmler:

- Burning, Şüphe, 2018 (Murakami öykü uyarlaması) 

- The Karate Kid, Karateci Çocuk, 1984

- Ash Is Purest White, Kül En Saf Beyazdır, 2018

- Cold War, Soğuk Savaş, 2018 

*

Sevgiler.


6 Nisan 2026 Pazartesi

Yüksek Gerilim- Adalet Ağaoğlu


Gerilim denilince insan kendini geri çeker. Sahafta Adalet Ağaoğlu'nun bu kitabına rastlayınca ben kendimi geri çekemedim. Anlatı geleneğini incelemem gerekiyordu. Onun öykülerine yakın perspektiften bakabilmek için bu öykü kitabını aldım. Nihayetinde gerilimden ne kadar kaçarsak kaçalım ya da kaçtığımızı zannedelim hep bir yerlerde yüksek gerilim hattına bağlanabileceğimiz ihtimali de vardır. Öyle sürükleyici bir solukta okunan öyküler değildi karşıma çıkanlar. Demlene demlene okuma istiyordu okurundan, sorgulamalara bırakıyordu onu. Bir yerde bakış açılarımızı zenginleştirmek değil miydi farklı okumalar yapmak? İşte buraya varabiliyorsak ilerleyebiliriz.

Dokuz ayrı öykü çoğunlukla birey toplum çatışması yaşayan kahramanların yaşadığı olaylar üzerine kurulmuş. Zengin anlatımda yer yer bilinç akışı tekniğine başvurulmuş. O kısımda bir dakika biz neredeydik, ne yapıyorduk diyerek zaman zaman geri dönüşler yapmış olduğumu ifade etmeliyim. Merkezini, olaydan çok iç dünya, bireyin var olma çabası, toplumun bireyi kabullenmeme direnci olarak nitelendirebilirim.

"Sokağa çıkıyoruz. Ağır aksak yürüyoruz. Adımlarımızda bir yanlışlık. Hızlanıyoruz. Hızlı yürüyüşümüzdeki uçarılığa yakışmıyoruz. Bir tanıdığa rastlamak istemiyoruz. Rastlanan her tanıdığın yanlış bir tanıdık olacağını sanıyoruz. Kimseleri sevmiyoruz. Kimselersiz edemiyoruz."

"Attığım her adımın, söylediğim her sözün hesabını vermek zorunda kalıyorum. Özgürlük mü bu?"

"Durmadan azalan her şeyin yerini durmadan artarak alan bir şey var: Her gün biraz daha suçlu olmak."

"İnsan şurasında sürekli büyüyen bir ağrıyla baş başa kalınca o ağrıyı büsbütün taşıyamaz olur, bilirsin."

**

Geçip giden zaman içerisinde okuduğum diğer kitaplar:

- Çılgın Babam, Zeynep Cemali

- Hikayeler, Anton Çehov

- Tilki Tili'nin Yolculuğu, Hanzade Servi

-Rüzgara Bırakılan Dilekler, Lois Sepahban

***

Sevgiler.


12 Mart 2026 Perşembe

Hamnet ve diğerleri

 


“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
W. Shakespeare / Hamlet”

Son zamanlarda izlediğim en iyi kitap uyarlaması filmi.

İzlediğim diğer filmler:

- Vertigo, 1958
- 2001 Uzay Yolu Macerası, 1968
- The Godfather, 1972
- Yurttaş Kane, 1941

*
Sevgiler.




8 Mart 2026 Pazar

Dalmışsam Uyandırma'ya Dair III

 


Yeni öykü kitabımla ilgili kıymetli arkadaşlarımın yorumlarını güncemde paylaşmaya devam ediyorum. Her insan farklı bir dünyadır. O dünyalarda farklı yansımalar bulmanın sevincini en çok böylesi anlamlı paylaşımlarda hissediyorum.

İlk güzel yorum kıymetli arkadaşım Buraneros'tan.

https://laparagas.blogspot.com/2025/11/dalmssam-uyandr.html

Kıymetli öğretmenim Makbule Abalı'nın yorumu:

https://ucunkuslar.blogspot.com/2025/12/bir-kitap-dalmissam-uyandirma.html


Kıymetli arkadaşım Duygu'nun yorumu:

https://duyguemanet.blogspot.com/2026/02/dalmssam-uyandrma-uyu-ay-orman-tanrs.html

Yürekten teşekkürlerimle...

*

Sevgiler.

16 Şubat 2026 Pazartesi

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu- Peyami Safa


Türk edebiyatı psikolojik romanlarının güçlü örneklerinden biri kabul edilir. Lisede edebiyat dersi kitaplarında karşımıza çıkmışlığı vardır. 

1930'lu yıllarda bacağındaki kemik hastalığından ötürü tedavi gören bir gencin hastanede çektiği sıkıntılar, hayal kırıklıkları, aşk acısı işlenen ana temalardan. Peyami Safa'nın çocukluğundan izler taşır. Derin psikolojik çözümlemeler mevcuttur.

*

"Müthiş ağırlığı altında ruhumu deviren korkudan kurtulmak için felaketin üstüne yürümek istiyorum. Istıraptan korkamamanın tek ilacı, ıstıraptır. Bu ateşi o söndürür."

"Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat ince iniltiyle, bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir. "Buradayım" der." 

"İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye nefes alamazdım."

**

Okuduğum ve dinlediğim diğer kitaplar:

- Eyvah Annem Matematik Öğretmeni, Aysen Eser, Oğuz Saraçoğlu

-Nohut Adam, Anıl Basılı

-Amak-ı Hayal, Filibeli Ahmet Hilmi (Sesli Kitap)

- Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sesli Kitap)

***

Sevgiler.



30 Ocak 2026 Cuma

Yulaflı ekmek

 


Yarıyıl tatilinin son demlerine girdik. Tatilde ya da vaktim varsa farklı ekmekler yapmayı seviyorum. Kahvaltıyı ekmeksiz yapamıyorum. Bazen zamanım olmadığında mısır gevreği en sevdiğim kahvaltı öğünü olabiliyor. Bu sefer de yulaflı ekmeği denedim ancak uzun sürdü bitirmem. Ekmeği az yemek için farklı tarifler denediğimi düşünmeye başladım:) Bu tarifi ayıla bayıla yemesem de arada yaparım. 

Tarifim:

Bir bardak ince öğütülmüş  yulafı bir buçuk bardak ılık su içinde beklet. Yarım bardak mısır unu ve öğütülmüş keten tohumunu bu karışıma ekle. Biraz karbonat, biraz tuz, biraz zeytinyağı, biraz pekmezle iyice çırp. 180 derecede yarım saat airfryer ya da fırında pişir. Dilimleyip öğünlerine ekle.

*

Sevgiler.

17 Ocak 2026 Cumartesi

Tokyo Story,1953 ve diğerleri


Tokyo Hikayesi, yaşlı bir çiftin çocuklarını görmek için çıktıkları Tokyo seyahatini anlatır. Konu itibariyle, nesil geçişini, düşünce farklılıklarını, modern topluma ayak uyduramayan eski nesillerin yalnızlığına odaklanır. Bu hikayede belirgin bir düğüm veya sarsıcı bir gerilim yok. Ama izleyenin duygularına nazikçe bir göz kırpma var.

Jeanne Dielman 23 quai du commerce, 1080 bruxelles, 1975

Oğluyla beraber yaşayan dul bir kadının üç günü tüm ayrıntılarıyla yansıtılır. Rutin ev işleri, bastırılmış duygular ve hayatta kalma hileleri. Yavaş yavaş bu rutin parçalanır, bireysel bir çöküşle trajedik bir hal alır. İsmi epey uzun olan bu film, feminist filmler kategorisinde yer alıyormuş. Ağır ilerliyor ve minimal diyaloglar mevcut. 

Soul, 2020

2021 yılının en iyi animasyon ödülünü alan bir film. Müzik öğretmeni Joe, hayalini kurduğu caz konserine çıkmadan önce beklenmedik bir şekilde hayatını kaybeder. Kendini bambaşka bir yolculuğun içinde bulur. Hayata dönebilmek için küçük ruh yirmi iki ile kurduğu bağ, ona yaşamın anlamını sorgulatır. Çok sevdim:)

*

Friends dizisinin beşinci sezonuna geçtim.

**

Sevgiler.


12 Ocak 2026 Pazartesi

Hayalet Melodi- Eren Özeren



Kimi melodiler, tınılar sizi bazen yüreğinizden yakalamayı çok iyi bilir. Yaşanmış, üstünden çok sular akmış bir anıya ya da yaşamadığımız, bilmediğimiz tuhaf bir diyara bırakır. Müziğin evrensel dilini insan, ruhuyla konuşur. Bu konuda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. 

Hayalet Melodi, hayatın zorlu ve ışıltılı geçitlerinden süzülmüş bir piyano sanatçısının beklenmedik ölümüyle sırlı bir perdeyi aralar. Yaratıcı yazarlık dersleri vermek üzere bir üniversiteye gelen Filiz, yeni taşındığı evde bir günlük bulur. Bilirsiniz yazarlar her karşılaşmadan bir kıvılcım yaratma eğiliminde olurlar. Bir yanda gizli, özel bir yaşama duyulan karşı konulamaz merak, bir yandan ilham arayışı onu bu sanatçının çalkantılı hayatının izlerine doğru sürükler. İnsanın içinde iyi ruh ve kötü ruh durmadan mücadele eder. İyi ruhun teslimiyetiyle, kötü ruhun ihtiraslı esaretindeki buluşma, sürükleyici ve gizemli bir yolculuk yaratır. Nitekim Hayalet Melodi benim için de öyle oldu. Değerli blog arkadaşım Eren'i bu güzel eseri için kutluyorum, nice kitaplarda buluşmayı diliyorum:) 
*
"Bazı günler vardır, uzayıp giden yollarda umutsuzca sürüklenirken size cennetin perdesini araladığınızı hissettiren kısa bir mola gibi günler. Asla unutulmayacak böylesi incilerden beş altı tanesi geçerse elinize kendinizi şanslı sayın. İşte o gün benim için pürüzsüz, göz alıcıydı bir inciydi."(s. 70)

"Dibe vurmadan yukarı çıkamıyorsun herhalde."(s.113)

"Piyano çalmanın onun için ilahi bir tarafı, bir kutsiyeti olmuştu her zaman; bu bağı kirletmek istemezdi asla."(s. 227)

**

Okuduğum diğer kitaplar:

- Usta ve Çocuk, Valentina Rodini, 115 sayfa
-Noa, Susano Cardosa Ferreira, 128 sayfa
- Altın Avcıları Plajda, Miyase Sertbarut, 118 sayfa
- Kahraman Köpek Balto, 112 sayfa

*** 
Sevgiler.

2 Ocak 2026 Cuma

Dalmışsam Uyandırma'ya Dair II




 Sevgili arkadaşım İnci Öztürk, yeni öykü kitabım Dalmışsam Uyandırma'yı okuyup yorumladı. Teşekkür ediyorum. 

"Değerli yazarımızdan okuduğum ikinci öykü kitabı. Kitap on dört kısa öyküden oluşuyor. Kitap içerisinde deprem, pandemi, içsel yolculuklar, varoluşsal sorgulama ve yolculuklar, insanın iç dünyası ve dış dünyası arasındaki bağ, ne yaşanmış olursa olsun umudunu ve azmini yitirmemeyi okuyoruz. Okurken sorguluyor, toplumun, insanların, hayvanların hareketlerinden dersler çıkarabiliyoruz. Her öykü ayrı bir dünya ile karşılıyor bizi. Ben çok severek ve içindeki karakterlerle beraber yol alarak okudum. Hani bazen içinizde çalkalanan tüm duyguları dışa vuramaz ama yazıya dökeriz ya işte öyle bir kitap. Tüm kitap severlere fikir olması dileğiyle...
-Hayatta en çok kırılanlar, incinmeye kalbinde yer açanlardır unutma. Acı çekmeye açık olduğunu hissettirirsen, bu kim olursa olsun seni hırpalamaktan çekinmez.(s.9)"
*
Sevgiler.



24 Aralık 2025 Çarşamba

Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan- Agota Kristof

 


Bir üçleme. Zaman yok. Herhangi bir zaman. Yer adı yok. Herhangi bir yer. Burada ademiyetin izleri bile yok. Savaşın, yoksulluğun, felaketin içinde anormal bir hayat süren anneanneye bırakılan ikizler. Bırakıldıkları yerde kötülük, kıyım adına ne ararsan var. Böyle bir ortamda insan çabuk büyür, büyümek zorunda kalır. Büyürler. Hayata, kötülüğün bin bir haline birlikte karşı koyarken, ikizlerin yolları ayrılır. Sınırların sertliğini, savaşın geçmeyen kalıntılarını, kimlikleri üzerine düşen gölgeleri aşabilirler mi? Yeniden bir arada hayatın olağan akışında yürüyebilirler mi?

"İyi edebiyat, okurun bel kemiğindeki ürpertidir." demiş Nabokov. O ürpertiyi hissettim. Taş oldum, duvar oldum dayandım onca olumsuzluğa. Dayanırım diyorsan, okuyabilirsin:)

*

" Şimdi neredeler? Ölüler hiçbir yerde ve her yerdedir." (s. 192)

"Var olmayan biri geri dönemez." (s. 220)

"Ona gerçek hikayeler yazmak istediğimi söylüyorum ama bir an geliyor, hikaye gerçekliği yüzünden katlanılmaz oluyor, bunun üzerine hikayeyi değiştirmek zorunda kalıyorum. Kendi hikayemi anlatmak istediğimi söylüyorum, cesaretim yok, hikayem çok canımı acıtıyor. Bunun üzerine her şeyi güzelleştiriyorum, olayları oldukları gibi değil, olmasını istediğim gibi anlatıyorum. Kadın: Evet. En hüzünlü kitaplardan bile daha hüzünlü hayatlar vardır. Evet öyle. Bir kitap ne kadar hüzünlü olursa olsun bir hayat kadar hüzünlü olamaz." (s.267)

**

Okuma yolculuğuma eklediğim diğer kitaplar:

- Köpek Kalbi, Mihail Bulgakov, 108 sayfa

- Harizmi ve Uçmaktan Korkan Tırtıl, Didem Demirel, 49 sayfa

- Hayatımın Rolü, Maite Carranza, 196 sayfa

-Kış Masalları, Şermin Yaşar, 128 sayfa

***

Sevgiler.





21 Aralık 2025 Pazar

Gone Girl(2014) ve diğerleri


Gidik kız mı desem, kayıp kız mı desem, tüm gidik kadınların atası olmuş falan filan. Bu kadın kahraman kim, hangi kişilik? Dışarıya dönük sahte bir benlik mi? Yoksa eksiklikleriyle kabul görmemiş biri mi? Üstelik ebeveynleri, psikolog bu kadın karakterin. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş ya, o hesap. Kötülüğe bu kadar kafa çalıştırmayı nereden öğrendin? O anlamda kusursuzsun. Medusa'dan dersler mi aldın? Modern Medusa'nın dönüşü. Korkunç.

Beşinci evlilik yıldönümünde esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan bir kadın Amy. Eşi Nick -o da ayrı gidik bir kafa- onu bulamayınca polise durumu bildirir. Sonrasında baş şüpheliye dönüşür. Gerçekler teker teker ortaya döküldüğünde, bu gizemli soruşturma derinleştiğinde, Nick ve Amy'nin ilişkisindeki tehlikeli, karanlık sırlar ortaya çıkar. Ya ben buna benzer yorumu daha öncede yapmıştım. Bakınız (sinema güncem etiketi) önceki film yorumları. Tekrara mı düşüyorsun kuzum, cık cık. Retro mu başladı yine, neler oluyor? Sanırım aynı tarz filmlerde dönüp dolaşıyorum. Neyse, hayat kısa, sanat uzun,tamam.

Bu filmin evlilik, kimlik arayışı ve manipülasyon hakkında tehlikeli, rahatsız edici bir hikaye olduğunu belirteyim. Pes dedim bazı yerlerde, bu kadar da olamaz dedim ama olmuştu işte. Bir roman uyarlaması kendileri.

Aralık ayı bitmeden, kasım sonunda izlediğim diğer filmleri de buraya ekleyeyim:

- There will be blood (Kan Dökülecek) 2007

- Syk Pike (İlgi Manyağı) 2022

- The name of the Rose (Gülün Adı) 1986

- Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri 2024

*

Friends dizisinin dördüncü sezonundayım.


**

Sevgiler.


4 Aralık 2025 Perşembe

öykü yazarına emir


" 1. Bir üstada -Poe, Maupassant, Kipling, Çehov-  gibi, inan.


2. Sanatını ulaşılmaz bir doruk olarak kabullen. Onu aşabileceğine dair hayaller besleme. Aşabilecek duruma geldiğinde, bunu zaten farkında olmadan başaracaksın.

3. Öykünmeye mümkün olduğunca diren, üzerindeki etki yeterince güçlüyse ancak o zaman öykün. Kişilik geliştirmek, her şeyden çok sabır isteyen bir iştir.

4. Körü körüne inan. Başarıya ulaşacak kadar yetenekli olduğuna değil, ama arzuladığın şey karşısında göstereceğin şevke. Sanatını yavuklun gibi sev, tüm kalbini ver ona.

5. İlk sözün nereye gideceğini bilmeden yazmaya başlama. İyi kotarılmış bir öyküde ilk üç satır, hemen hemen son üç satır kadar önemlidir.

6. Bu şartı kesinkes ifade etmek istiyorsun: "Nehirden doğru soğuk bir yel esiyordu." İnsanoğlunun konuştuğu dilde ifadeyi vermek için belirlenmiş sözcüklerden başka sözcük yoktur. Sözlerine sen hükmet, sesli harf gelmiş sessiz harf gelmiş, bunları kafana takma.

7. Gerekmedikçe sıfat kullanma. Zayıf bir ada tutturulmuş renk tayfı kadar faydasızdır bunlar. Değerli birine rast gelirsen, karşılaştırılamaz bir rengi olur. Ama önce onu bulmak gerekir.

8. Kahramanlarını elinde tut ve öykünün sonuna kadar tutarlı bir şekilde taşı. Kurguladığın yolda onları başka şekilde görmeye kalkma. Başkalarının göremediği ya da görse bile aldırmayacağı şeylerle yolunu saptırma. Okuru aldatma. Öykü, laf kalabalığından arınmış bir romandır. Öyle olmasa bile, bunu mutlak bir hakikat olarak kabullen.

9. Duyguların akışına kapılarak yazma. Bırak silinsinler, ama sonra hepsini aklına getir. Bundan sonra duyguları yeniden canlandırabilecek gücün kalmışsa, zaten yolu yarılamışsın demektir.

10. Yazarken ne arkadaşlarını düşün, ne de öykünün yaratacağı etkiyi. Bir araya getireceğin kahramanlarının içinde yaşadığı o küçücük ortamdan başka ilgini çeken hiçbir şey yokmuş gibi anlat öykünü. Öyküdeki yaşantıdan başka bir şey çıkmasın ortaya."

Horacio Quiroga




2 Aralık 2025 Salı

serazad* yazıları


1. Zamanın geçiş hızına çocukken hükmettiğimi düşünürdüm. Zaman benimmiş ve salt bana ait bir kavrammış gibi. Yaş aldıkça, yaşama uğraşıları, telaşları arttıkça zamanın her daim, her koşulda bana ait olmadığını gördüm. Ben kendi zamanımı, kendi alanımı, bakış açılarımı zenginleştirdikçe "benim zamanlarım" kavramına ancak gücümün yettiğine vardım. Onu şekillendirmek, onu yoğurmak sonsuz ihtimallerin geçidinde ondan sana ait bir şeyler yaratmak işte bahsettiğim yer orası. Bu başlıkta kendi zamanımdan geçen görüntüleri, anları, yansımaları ve yansıttıklarımı anlatacağım. 

2. Geçen sabah gün ağarmamışken uyandığımda Nina'nın öldüğünü gördüm. Nina, küçük kızıma aldığım gözleri pörtlek bir Japon balığı. Okulumuzda yapılan akvaryumunu oluştur atölyesinden alıp sürpriz yapmıştım ona. Canlılar doğar, büyür, gelişir ve ölür. Japon balıkları çok uzun süre yaşamazlar. Öyle söyleyerek bu gerçeğe onu hazırlamıştım. Nina'ya iyi bakıyordu. Yemini saatli veriyordu. Parmağını suya daldırıyor aklınca parmak ucunu ona öptürüyordu. Halı dokuma setinden yaptığı ufak kilimi onun akvaryumunun altına sermişti. Onunla suyunu değiştirirken konuşurdum. Hareketlerini izlemek hoşuma gidiyordu. Çocukken uzun yaşayan bir balığım vardı. Tecrübeliydim. Ama artık Nina yok. Tecrübelerim de, özenli bakımım da onu hayatta tutamadı. Arkadaşıma anlattığımda, Japon balıkları uzun süre yaşamaz, dedi. Biliyordum ama yine de bizimle biraz daha kalmasını istiyordum. Bazen istediğinle yaşadığın arasında bir boşluk kalabiliyordu. Kızıma onun öldüğünü söylemek beni epey zorladı. Onu sitenin bahçesine gömdük. Kızım ona su verecek ve onun için dua edecek. Bu gerçeği değiştiremeyiz, dedim. Çünkü o değiştiremediğim gerçekliklerle yaşıyordum. Mezarına ismini de yazdı. Aşağıya indiğinde mezarına su döküyor. 

3. Bu ara, hızlı okumalara ağırlık veriyorum. Yazı egzersizlerimi biraz daha disipline etmem gerekiyor. Öğretmenler için ustalarla tiyatro eğitimi vardı. Seçmelere katılamadım. Çünkü eğitimin saatleri çok geç saatlerde ve eve dönmem zor olacaktı. Üstelik eğitim, hafta içi oluyordu. Ona katılmayı düşündüm çünkü üniversite yıllarımdan kalan bir tiyatro geçmişim vardı. Mesela Deli Dumrul'un karısını oynamıştım sonra bir öğretmeni oynamıştım. Tiyatro heyecanı çok başkaydı, ekibimiz çok şekerdi. O zamanları hep sevgiyle anımsıyorum.

*

*serazad: Başıboş, hür, serbest, kafasına göre anlamında.

**
Sevgiler.

28 Kasım 2025 Cuma

Röportaj

 


Blogforum ailesinden Ece Gamze ile güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.


*
Sevgiler.

17 Kasım 2025 Pazartesi

Hikaye/Anlatı/Yorum- Şaban Sağlık


Prof. Dr. Şaban Sağlık'ın farklı mecralarda yayımlanan yazılarından oluşur. Bu kitap, anlatıdan öyküye, öykünmece, öykünme efektleri, öyküden anlatıya, söyleşi şeklinde büyük beş başlık altında sıralanır. Her bölüm kendi içinde küçük başlıklar altında derinlemesine işlenmiş. Hikaye sanatının kuramsal-felsefi-estetik boyutu, hikaye sanatının kurgu estetik unsurları, hikaye ve diğer sanatlar ilişkisi, hikaye sanatını ilgilendiren unsurlar gibi pek çok konu irdelenmektedir. 

Okuduğum diğer kitaplar:

-Toza Sor, John Fante,  160 sayfa

-Ben yokmuşum gibi, Burcu Ünlü, 72 sayfa

-İrade Terbiyesi, Jules Payot, 272 sayfa

-Cyrano de Bergerac, Edmond Rostand, 97 sayfa

*

Sevgiler.


12 Kasım 2025 Çarşamba

The Turin Horse, 2011


Geçtiğimiz günlerde sinema günceme yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın 21. yüzyılın en iyi film listesindeki filmleri ekledim. Onun önerdiği filmlere öncelik verdim. Torino Atı, Nietzsche'nin hayatından bir kesite odaklanıyor. Nietzsche bir gün, Torino'da dolaşırken bir atın kırbaçlandığını görür. Yeter diye bağırır, ata sarılır, hüngür hüngür ağlar. Sonra yere düşer. Bu olayın sonrasında akli dengesini yitirir. On bir yıl boyunca, ölene kadar hiç konuşmaz ve yatalak yaşar. Yönetmen Bela Tarr bu filminde, atın sahibinin peşine düşer ve onun hikayesini anlatır. Hikayenin başlangıç noktası ve düşünme şekli beni etkiledi, yalan yok. Ancak minimal diyaloglar ve ağır ilerleyen sekanslar izlerken yer yer beni zorlamış olabilir. Böyle durumlarda tek oturuşta değil de iki oturuşta filmi bitirmeyi yeğliyorum. Böylelikle sanat sanat için midir diyerek söylenmiyor, sanat bizim içindir de kısmını atlamıyorum. Listedeki diğer filmlerden İhtiyarlara Yer Yok'u da bitirdikten sonra bu listedeki öteki filmler sır oldu sayın okur. Hiçbir yerde bulamadım diğer filmleri. Gören, bilen varsa haber verebilir. Müjdelere açığım. Kasım ayında o filmlerin çoğunu bitirme hayallerimde suya düştü. Her yönden ağır bu filmlerden sonra yumuşak kitap uyarlaması filmlerini listeme ekledim. Kendimi hoşnut ettim. Ama şöyle bir şey oluyor, öyle her yönden zorlamaya alışıyorsunuz ya, izlemesi rahat filmlerde eee şimdi ne oldu? diye soramadan da geçemiyorsunuz.


İzlediğim diğer filmler:

- No country for old men( İhtiyarlara Yer Yok) 2007

- A man called ove (Ove Adında Bir Adam) 2015 

- The storied life of  A.J. Fikry(Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikayesi) 2022

- Cici, 2022

*

Sevgiler.

4 Kasım 2025 Salı

Dalmışsam Uyandırma'ya Dair I

 


Dalmışsam Uyandırma adlı yeni öykü kitabımla ilgili değerli yorumlar gelmeye başladı. 
İlk yorum sevgili Elsa'dan.

25 Ekim 2025 Cumartesi

Maviye İz Süren'e Dair XXIV

 


İlk öykü kitabım Maviye İz Süren'i  Blogforumnet ailesinden sevgili Ece Gamze okudu ve çok iyi bir şekilde yorumladı.

Kendisine ve Blogforumnet ailesine yürekten teşekkür ederim.

https://www.blogforum.net/2025/09/maviye-iz-suren.html

*

Sevgiler.

24 Eylül 2025 Çarşamba

En Sevdiğim Pastam, 2024


Tahran'da yaşayan yetmiş yaşındaki bir kadının hikayesi. 
Yaşlılık zamanlarındaki yalnızlık, ölüm, paylaşma hissini buruk bir şekilde anlatıyor. 
Bu hayat içinden geçerken, bir ülkenin rejimine ve kısıtlayıcı uygulamalarına da tanık oluyoruz. 
Her hikaye kuşkusuz, yaşanılan yerin toplumsal değerlerini, sınırlılıklarını da gözler önüne serer. 


Oslo, 31 August, 2011

Bu film de, bir madde bağımlısının başka bir yerden başlama arayışına odaklanır. 

Anders, kaldığı rehabilitasyon merkezinden izin alır. İş başvurusu yapmak ve ailesiyle, arkadaşlarıyla yakınlık kurmak için çabalar. Yeniden başlamak mümkün değildir evet. Peki, bağımlılıkların, hiçliğin hüküm sürdüğü bir alemde devam edebilmek ne kadar mümkündür? Anlamlandırmadan yaşayabilir mi insan? Hissetmemek son bulmak mıdır? 

*

Sevgiler.

10 Eylül 2025 Çarşamba

Dalmışsam Uyandırma- Bahar Uysal Karakuş

 


Yeni öykü kitabım,  Dalmışsam Uyandırma çıktııııı:)

Öykü dosyamı yayımlanmaya değer gören Yol Akademi'ye, kitabın iç düzenlenmesiyle ilgilenen Derviş Bey'e, kapak tasarımıyla ilgilenen Aslıhan Hanım'a, kapak fotoğrafını paylaşan kardeşim Mustafa Ünal'a, her koşulda sevgiyle yanımda olan kıymetli aileme ve yoluma sevecenlikleriyle ışık olan tüm iyi arkadaşlarıma teşekkür ederim.

*

Arka kapaktan:

İnsanoğlu yaşarken, iç dünyasıyla değişen dış dünya arasında sürekli bir bağ ve denge kurmaya çalışır. Peki ya bu denge bir anda sarsılırsa?

Bahar Uysal Karakuş, bu öykü kitabında, okuyucuyu hem tanıdık hem de fantastik dünyalara davet ediyor. Kimi zaman bir labirentte kaybolmuş bir kadının, kimi zaman savaşın gölgesinde köklerini bırakmış bir adamın, kimi zaman da depremin enkazında yitip gitmiş bir ruhun hikâyesini anlatıyor. Her öykü, varoluşsal yolculukların izleri, yokluğun gerçekçi yüzü,  hayal kırıklığı ve her şeye rağmen yeniden başlama temaları etrafında dönüyor. Yazar, insanın en zorlu anlarında bile içindeki gücü keşfetme çabasına odaklanıyor.

Sayfaları çevirirken, dünya günlüğüne eklenen pandemi ve geçim sıkıntısı gibi güncel sorunlarla yüzleşecek, bir kedinin ağaca çıkışından yaşam dersleri çıkaracak ve doğaya duyarlı, onu insanın eşsiz bir parçası olarak gören, incelikli bir ruha eşlik edeceksiniz. “Dalmışsam Uyandırma” sadece bir öykü kitabı değil, aynı zamanda insanın kırılganlığını, dayanıklılığını ve umut etme gücünü sorgulayan edebi bir yolculuk. Bu yolculuğa hazır mısınız?

**

Sevgiler.