16 Mayıs 2015 Cumartesi

ablamın kedileri


alacakaranlıkta bir kedi
günbatımında
bırakıp gidiyor açlığını
yalanına geri dönüyor
ve büyüyor kocaman.

- Eugene Guillevic

15 Mayıs 2015 Cuma

Önünde Boş Bir Uzam - Demir Özlü


"Uzun yıllar yaşayarak gördün ki, derin acıma duyguları olan insanlar öteki insanların üzerine çıkarak onları ezmiyorlar, tersine, ellerinden geldiğince bu çarkı terse çevirmeye çalışıyorlardı."

"Çünkü nedendir bilinmez bu tenhalık, ısssızlık senin yazın alanın. İçini kapsayan -bu nedenini tam bilmediğin- eğilime hemen düşünsel bir kılıf bulmaya çalışmıyorsun. O istek içinde, buruk bir mutluluk duygusu veren, ama tek başına, yalnız, oldukça insansız bir yükseliş olarak kendini duyuruyor. Çocukça duygulara kapılıyorsun, mutluluğu orada bulacağını sanıyorsun. Eskiden yazdığın öykülerin dokusunu anımsıyorsun."

"Onca yolculuklar yaptığın halde, geldiğin kentlerde, hep eskiden dolaştığın yerlerde dolaşmak seni mutlu ediyor."
****
Ne demektir uzam? Araştırınca bir çok anlamı olduğunu görürüz. Algılanan nesnelerin temel niteliği, mekanda yer kaplama, yaşayan hacim..
Bir örümcek belirli bir noktadan hedefine doğru indiğinde, önünde hep, ne denli çırpınsa da ayağın basamayacağı boş bir uzam görür. Hayatta da ne kadar iyi yaşamaya çalışırsak çalışalım önümüzde hep boş bir uzam, bizi hep ileriye götürmeyi salık veren bir düzlemi algılarız.. Yaşadıkça o düzlemi dolduracağımızı düşünürüz, ruhsal tahribatlardan devşirdiğimiz iyi yönlerimizle onu kuşatacağımızı..

Demir Özlü, Önünde Boş Bir Uzam'da; Berlin'in barok yapılarından, caddelerinden, sokaklarından içsel bir konuşmayı beraberinde sürükleyerek el veriyor bize. Sen dilini kullanıyor. İkinci tekil şahıs zamiriyle kullandığı bu duru anlatımla; Berlin yolculuğunda düşünceye, yazına, tarihe, yalnızlığa açılan bir zamana eşlik etmemizi istiyor. Sanki bir kamera yahut bir mercek yazarın yaşadıklarını tarafsızca, hiç bir oynama yapmadan aktarıyor. "Tuhaf bir alışkanlık edindin: "Rahatım" diyorsun kendi kendine. "İşte burada da rahatım"  Buna benzer duyumlar, istasyonlara yansıyan bir yazarın bu gölgesi, görülen başka biri tarafından dilleniyor adeta.


12 Mayıs 2015 Salı

Mülksüzler - Ursula K. Le Guin


"Harika değil. Çirkin bir dünya. Bu dünyaya benzemiyor. Anarres sadece tozdan ve kuru tepelerden oluşuyor. Her şey az, her şey kupkuru. İnsanlar da güzel değil. Hepsinin koca elleri ve ayakları var, benimkiler ve buradaki garsonunkiler gibi. Ama koca göbekleri yok. Çok kirlenirler, birlikte yıkanırlar, burada kimse bunu yapmaz. Kentler çok küçük ve sönüktür, sıkıcıdır. Hiç saray yoktur. Yaşam sıkıcıdır, çok çalışılır. Her zaman istediğinizi alamazsınız, hatta bazen gereksindiğimizi bile, çünkü yeterince yoktur. Siz Urraslıların her şeyi yeterince var. Yeterince hava, yeterince yağmur, çimen, okyanuslar, yiyecek, müzik, yapılar, fabrikalar, makineler, kitaplar, giysiler, tarih. Siz zenginsiniz, siz sahipsiniz. Biz yoksuluz, biz yoksunuz. Sizde var, bizde yok. Burada her şey çok güzel. Güzel olmayan yalnızca yüzler. Anarres’te hiçbir şey güzel değildir, yalnız yüzler güzeldir. Diğer yüzler, erkek ve kadın yüzleri. Bizim onlardan başka bir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olamadıkları için özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz. Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu duvar, duvar!"
****
Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanın anlatıldığı bir bilim-kurgu romanı. 1975 yılında bu türde verilen Hugo ve Nebula ödüllerini almış. İsimlerini toplumlarının kurucusu olan Odo'dan alıyorlar; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış bir isim. Onun önderliğinde benimsenen yaşam tarzı, anarşist bir toplumun önemli özelliklerini taşıyor.

Kitap boyunca Anarres ve Urras arasında gidip gelen bir yolculuğa dahil oluyoruz. Anarres sakinleri ne bir şeye sahipler, ne de bir sahipleri var; emir almıyorlar ve her iki manada da hürler. Urras ise, Anarres dünyasından çok farklı özelliklere sahip. Sınıflaşmanın, sömürünün baskın olduğu kapitalistlerin ve devletçilerin dünyası. Eski dünyadan bu güç koşullar altında inşa edilmeye çalışılan yeni dünyaya uzanan öykü, aslında içsel dünyamızdaki bir gidiş gelişi somutlayan uzun bir yolculuk. İçinde yeni dünya umudunu taşımanın ötesinde o dünyayı, var olan dünyanın bilimsel eleştirisi üzerinde kurabileceğimizi yineleyen bir yolculuk..

Eksiklikleriyle betimlenen ama mülkiyetin insanı boyunduruğu altına  alan esaretliğinden uzakta kalan bu yeni dünya sadece bir ütopya mı?
İnsanları, ülkeleri, kültürleri birbirinden ayıran aşılması olanaksız gözüken duvarlar yıkılabilir mi? Özgür bir iradenin yaşamı başkalaştıran çeşitliliğiyle hayatı daha faydalı hale dönüştürmek mümkün müdür?
Mülksüzler ile bu soruların cevaplarını birlikte düşünmeye çağırıyor Le Guin.


11 Mayıs 2015 Pazartesi

izlemelik

1) La Jalousie - Kıskançlık, 2013
Yönetmen: Philippe Garrel
Oyuncular: Anna MouglalisLouis GarrelJulien LucasRebecca ConvenantOlga Milshtein
Ülke: Fransa


2) Relatos Salvajes - Asabiyim Ben, 2014
Yönetmen: Damian Szifron
Oyuncular: Ricardo Darin, Oscar Martinez, Leonardo Sbaraglia
Ülke: Arjantin, İspanya



3) Lucy, 2014
Yönetmen: Luc Besson
Oyuncular: Morgan Freeman, Scarlett Johansson, Mason Lee
Ülke: ABD, Fransa 

4) Skytten - Tetikçi, 2013
Yönetmen: Annette K. Olesen
Oyuncular: Nikolaj Lie Kaas, Trine Dyrholm, Ida Dwinger, Kim Bodnia, Carsten Bjornlund
Ülke: Danimarka



5) Kış Uykusu, 2014
Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Oyuncular: Haluk Bilginer, Melisa Sözen, Demet Akbağ, Nejat İşler
Ülke: Türkiye, Almanya, Fransa


4 Mayıs 2015 Pazartesi

Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık - Murat Gülsoy


"Yazmaya başlamanın en güzel yolu bir defter tutmaktır. Bir defter ve kalem… Ve tabii yalnızlık. Bir üçüncüsü, yazdıklarınızı kimsenin okumayacağına iyice inanmanız. Ancak insanın içinde hep bir kuşku olacaktır. Deftere güzel ve değerli şeyler yazamama korkusu kimi zaman insanın yaratıcılığını kilitler. Bunu da iki defter alarak başarabilirsiniz! Asıl yayımlatacaklarınızı, insanlara okutacağınız metinleri ikinci deftere ve aklınıza gelen diğer her şeyi dilediğiniz gibi birinci deftere yazacağınıza kendinizi inandırmanız yeterli olacaktır…
[Ben] hızla, aniden defterime hamle [ederim]. Böyle zamanlarda kalem aramakla dikkatim dağılmasın diye bir süredir telli defterler ve bu defterlerin tellerine sıkıştırabileceğim kalemler kullanıyorum… Törensel bir yanı yok. Bir refleks gibi. Akıp giden bilinçakışımın fotoğrafını çekiyorum sanki."


Yaratıcı Yazarlık Atölyelerinde, kurmaca yazmak isteyenlerle, edebiyat arasında bir köprü kurmaya çalışan Murat Gülsoy, bu kitapta da okurlarla, edebiyat arasında şeffaf bir geçiş unsuru olmaya çalışıyor. Çağdaş Türk Edebiyatı yazarlarının, Dünya Edebiyatı yazarlarının yazma konusu üzerine düşüncelerini öykü, karakter, tip, yer, zaman örnekleriyle bütünlüyor. Stephen King, Yazma Sanatı; Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezi; Ahmet Hamdi Tanpınar, Roman ve Romancıya Dair Notlar; Murathan Mungan, Yazıhane; Semih Gümüş, Yazının Sarkacı Roman gibi bir çok yazarın bu konuya dair düşüncelerini kaynak olarak gösteriyor.

Popüler edebiyatın hakim olduğu günümüzde, hakiki edebiyat yapmak isteyenlerin tüketim toplumunda yer bulma çabalarına hiç bir zaman son vermemeleri gereği üzerinde duruyor. Kurmacanın unsurlarını aktarırken yazar adayının, bilinen yöntemlerin bir haritasını çıkarmak kadar; yazarken biçimsel olarak nelerle çarpışmak zorunda kalacağına işaret ediyor. Jale Parla'nın ifadesiyle, 'Her büyük roman kendinden önceki roman geleneğine bir baş kaldırıdır.' İşte bu ifade, baş kaldırabilecek romanın geleneği bildiği ve onunla hesaplaştığı bilgisini de barındırıyor. Dolayısıyla yazar adayı, o geleneğin unsurlarının farkında olmalı ve kendi yapıtının izini sürerken karşısına çıkan sınırlarını bilmeli. Buna benzer yazıya, kurmacaya dair bilgilerin, değişik yaklaşımların sentezlendiği bir kitap Büyübozumu, yaratıcı yazarlık. Kurmaca anlatılar ortaya koymak isteyenlerle edebiyata, sanata doğru geniş kapsamlı bir düşünmeye çağrı..

Yazı yoluyla, gerçekliği yeniden kurmanın araçlarını, yöntemlerini, yazma sanatının inceliklerini merak edenlere..

"Bir insan her zaman hikaye anlatıcısıdır; 
kendi hikayeleriyle ve başkalarının 
hikayeleriyle çevrili yaşar; başına gelen her şeyi
onlar aracılığıyla görür ve hayatını
anlatıyormuş gibi yaşar.."
- Jean Paul Sartre, Bulantı


2 Mayıs 2015 Cumartesi

Göğe Bakma Durağı- Turgut Uyar


"İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım"

                                     s.27