24 Temmuz 2013 Çarşamba

Işıklar içinde uyu, Didem Madak..

- 20 yorum

     Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!



                                                                   'Zenciler prensesi olacağım. 
                                                                                Hayat işte asıl o zaman başlayacak.' 

                                                                                                   Pippi Uzunçorap 
Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım 
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi 
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. 
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. 
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor 
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. 
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. 
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. 
Bir yağsam pahalıya malolacağım. 
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım 
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum 
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum 
Fakat korkuyorum. Birazdan da 
Kırküç numara ayakkabılarınızla 
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız 
Bu iyi olmaz bayım! 

'Gün akşam oldu' diyorum 
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara 
Cam kırıkları yiyorlar 
Rüyamda; bir kase dolusu suyun içinde 
Rengarenk yap-boz parçacıkları 
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. 
Hayır,sanırım sabahı bekleyemem 
Bilmiyorum. 
İnsanlar rüyalarım acilen anlatmalı. 

Ondört yaşındaydı ruhum bayım 
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. 
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz 
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri 
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar 
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş 
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı 
Sinemalarda da 'organzm gıcırtıları' oynuyordu. 
Kaçmaya çalıştım. Olmadı. 
Bu nedenle, çiçekli şiiler yazmayı 
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım. 
Neyse işte 
Ben her filmi hatırlarım 
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu. 
'Sofı'nin tercihini' seyrederken çok ağlamıştım. 
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar 
Onu da mutlaka hatırlardım. 
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu? 
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım 
Bir 'eşya toplayıcısıyım' bayım. 

Büyük gemiler de yok artık bayım 
Büyük yelkenler de 
Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım. 
İşte az önce bir karabatak daldı suya 
Bir süredir de kayıp 
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya 
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım. 
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum. 
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen 
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? 
Bir gül, bir güle derdi ki görse 
Yalan söylüyorum 
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
                                                                                                       Didem Madak

Devamı >>

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Kuşbakışı

- 12 yorum



senin bakışın sevgilim
senin bakışın
bulutlarla yanak yanağa gezen kırlangıç
uçurumların anlamını bilen albatros
yağmurlu günlerde güneş devrimi yapan güvercin
senin bakışın
telefon kulübesinde sesimle sevişen kumru
gök gürültüsünün üstünden geçen turna
emeğin kavgasına kanat veren kartal
senin bakışın sevgilim
senin bakışın
'çok uzaklara gitmeliyim kendimi bulmak için'diyen leylek
'uzaklara gidersen yitirirsin yanındakileri'diyen serçe
baştankara,içimdeki yazı bahçesine dadanan
sevgilim senin bakışın
kısa otlara uzun dalların öykülerini anlatan çalıkuşu
çocukluğumun şeytan uçurtmalarıyla yarışan saka
aynanın önünden yavaşça geçen tavuskuşu
sevgilim
ışığın yırtıldığı yerde gökyüzünü bekleyen ispinoz senin bakışın
gökdelenin bodrumunda yuvasını arayan tarla kuşu
odun kafalıları hırpalayan ağaçkakan
sevgilim
savaş gemilerinin üzerine yağan martı senin bakışın
senin bakışın
geceyi,seviştikçe kanadı kanayan geceyi
boşluğun ıslığıyla aralayan yabankazı
gerçeküstü pelikan,
gökyüzünde su kanalları açan pelikan
'yakaladığım en büyük balık sensin'diyen yalıçapkını senin bakışın
sevgilim
senin bakışın
konduğu ağaçlara bir bir sarıldığım ardıç kuşu
sürüden erken ayrılan bıldırcın
cereninsırtında uyuyan keklik
sevgilim
senin bakışın yağmurkuşlarının nem bolluğu
yıldızların felsefesini bilen kukumav
cennet papağını,yatağımda gökkuşağını uyutan
kuşların müzik öğretmeni bülbül
senin bakışın
ezilenler başkaldırdıkça sevinçle öten kızılgerdan
sinema karanlığında dudak çırpan istanbul kuşu
-öyle bir kuş varsa eğer-
geceyle gündüzü tüylerinde eşitleyen saksağan
sevgilim senin bakışın
mutsuzluğa gagasıyla gülümseme biçen kayaşakrağı
yapraktan çimene haber götüren ötleğen
Van Gölü'ne gölgesi vuran atmaca
Aladağlar'da iç geçiren şahin
senin bakışın
denizcilerin unuttuğu bahri
gemilerin unuttuğu suyelvesi
sevgilim
hiç unutamadığım yelkovan kuşu senin bakışın

yüzümdeki gökyüzü
bakışlarındaki kuşlarla tanıdı kendini
sevgilim senin yüzün
senin yüzün
eski kuşların yeni seyir defteri..
                                                                                                 Akgün Akova







                                            
Devamı >>

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Matilde'ye Sone

- 48 yorum


Pablo Neruda’nın çok sevdiği Matilde’ye ithaf ettiği şiir:

Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle çıkar karşına hayat.
Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın
ateş de pay alır kendine soğuktan.


Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.



Sanki ellerimdeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.



Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.
Devamı >>

19 Temmuz 2013 Cuma

Meyan şerbeti, ramazan ve diğerleri

- 19 yorum

Duvar boylarına sıralanmış çocuklar,  mahalle bakkalından aşırdıkları küçük kasanın üzerine dizdikleri poşetlerde meyan şerbeti satıyorlar. Hava çok sıcak olduğu için buz haline getirmişler şerbetleri. Oldum olası sevemedim bu şerbeti. Küçükken gözlüklü bir amca belinde bakır, uzun ve geniş bir kabın içinde, maniler okuyarak, “meyan, meyan!” diye bağırarak satardı bu şerbeti. Elinde de minik zil vardı, geldiğini haber verircesine aynı anda onu çalardı. Çocukken o amcanın sattığı meyandan çok o birbirine değdirip ses çıkardığı zil ve okuduğu maniler dikkatimi çekerdi. Babam çok faydalı olduğunu söylerdi hep. Şarkın bu kurak, unutulmuş memleketinde meyan demek ramazan ayı demekti…

Buz haline dönüştürülmüş meyanlar, ev yapımı limonatalar, vişne suları ve itina ile hazırlanan sofralar… Akşama doğru ramazan pidesini alan babalar ve lezzetli yemekler hazırlama telaşesindeki anneler… Kendiliğinden yayılan bir yardımlaşma havası… Bunların hepsi bir parça olup, klasik bir  ramazan silüetini çiziyor sanki.

Benim için şu sıralar anlamlı olansa; kendi evimde yaptığım yemeğin aynısını annemin elinden, farklı, unutamadığın bir tatla yemenin hazzı… Hiçbir lüks mekanın yemeklerinin tadı, bu yemeklerin tadını vermez bilirim. Çünkü o tanıdık tat, beni çocukluğuma, ergenliğime çağırır. Çünkü o tat, kaybolmuş günlerimin yalan olmadığını, yaşandığını hatırlatır bana. Baba evi eşyaları, fotoğrafları, sohbetleri ve sofraları sizi alıp hep bir yerlere götürür.


Baba evinin anılarından dem vururken, uzun ve sıcak bu yaz günlerinde içtiğim bir bardak soğuk su daha anlamlı. Yediğim bir dilim ekmek daha kıymetli. Çünkü insan kaybedince daha iyi anlıyor elindekilerin değerini. Açlığın, susuzluğun o durumda kalanların halini o zaman hissediyor bedeninde. Elini haramdan çekiyor, zihnini kötülükten ve kalbini ısırgan otlarından uzaklaştırıyor. Bütün hint felsefelerinde ve öğretilerinde bedeni terbiye etmek, oruç tutarak gerçekleşiyor. Burada beden- ruh- akıl üçlüsünün uyumu yine devreye giriyor.



Uzak tutarken kalbimi karalıktan ya da aklamaya çalışırken sebat ve şükran ile dünyaya bir kıyıdan bakıyorum. Yaşadıklarıma ve yaşattıklarıma belki uzaktan bakıyorum, uzaktan kendimi ayırt etmeye çalışıyorum. Daha az uyumayı, daha az kalp kırmayı, daha az öfkelenmeyi salık veriyorum benliğime. Bu daha azların yanında; daha çok hamd etmeyi, daha çok paylaşmayı, kimsesizleri doyurmayı, daha çok çocuk, yaşlı sevindirmeyi öğütlüyorum yine benliğime.

Sonra bir bardak su içmenin keyfine nail olurken, yine bakıyorum kıyısından hayata ve belki bu günler, gelecek diğer günlere  daha güzel bir kapı olur diyorum, kim bilir...
Devamı >>

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Son kitabım, Bin muhteşem güneş

- 20 yorum


"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma Meryem….Seninle benim gibi kadınlara hayatta yalnızca bir, tek bir marifet gereklidir, o da zaten okulda öğretilmez. O da tahammül. Sabretmek. Katlanmak. Sahip olduğumuz tek şey bu yeteneğimizdir…. "

Khaled Hosseini'nin okuduğum 2.kitabı "Bin Muhteşem Güneş", 1974 - 2004 yılları arası geçen, Afganistan'da kadın olmanın ve savaş döneminin zorluklarını anlatan hüzünlü bir roman.
Roman, bir harami, yani haram çocuk olarak dünyaya gelen Meryem ile kültürlü bir babanın kızı olarak yetişen Leyla’nın kesişen hayatlarının acı dolu hikayesini anlatıyor.
Kitap dört ayrı kısımdan oluşuyor, ilk bölüm Meryem'e, ikinci ve dördüncü bölümler Leyla'ya ayrılırken üçüncü bölümde ise bu iki cesur, özverili, muhteşem kadının arkadaşlıklarına odaklanılıyor.
Sovyet işgali, derken iç savaş, Amerika yardımı, 11 Eylül saldırısı, tekrar füzeler, açlık, sefalet, Taliban, savaş lordları, yiten yaşamlar, sönen ocaklar, sonra barış, köklerinden filizlenen, yeniden yapılanan bir ülke.
Tüm bu keşmekeşin içerisinde kimsesiz kalmak, kadın olmak, anne olmak, aşık olmak...  Kadınlara uygulanan baskı ve zulüm. Kitabın çoğu yerinde gözleriniz doluyor, hikaye yüreğinizi parçalıyor. Gerçekten etkilenmemek mümkün değil.

Yazarın olay kurgusu sağlam ve anlatımı çok sade, anlaşılır.
Devamı >>

12 Temmuz 2013 Cuma

Onlar, giderken...

- 7 yorum
"Oysa insan olmak,
Çoğalabilmektir başkalarıyla,
İnsansın, birinin canı yanarken ,
Senin de canın yanıyorsa!"
                                                       Ataol Behramoğlu








Artık katiyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
Sapı gül dalı güzelliğinde bir bıçaktır.
Dişlerin arasında…
                                    Turgut Uyar 
Devamı >>

9 Temmuz 2013 Salı

ABRAHAM LINCOLN’ÜN OĞLUNUN ÖĞRETMENİNE YAZDIĞI ÜNLÜ MEKTUP

- 8 yorum

Öğrenmesi gerekli, biliyorum, tüm insanların adil ve dürüst olmadığını.
 
Fakat şunu da öğret ona,

Her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır.
Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona.
Zaman alacak biliyorum, Fakat eğer öğretebilirsen ona,
Kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu,
Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı:
Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebildiği...
Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.
Kendi fikirlerine inanmasını öğret,
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.
Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı sert olmasını öğret ona.
Herkes birbirine takılmış bir yöne giderken,
Kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona.
Fakat bütün dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını öğret.
Eğer yapabilirsen,


Üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.


Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmeyi öğret ona,
Ve aşırı ilgiye dikkat etmesini...


Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uluyan insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona,


Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,
Dimdik ayakta durup savaşmasını öğret.


Ona nazik davran, fakat onu kucaklama
Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır.


Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun.
Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.


Ona, her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret.
Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.
Bu büyük taleptir.


Ne kadarını yapabilirsin bir bak.
O, ne kadar iyi, küçük bir insan...
Benim oğlum...

                                                                                                                  Abraham Lincoln 
Devamı >>

8 Temmuz 2013 Pazartesi

izdüşüm

- 8 yorum


"Kalp kırıp da gurur yapandan, haksızken haklı olmaya çalışandan, yanlışı doğru diye sana diretenden, kibirini terk etmeyip büyüklük taslayandan, sevgine öfkeyle, yıkıcılıkla cevap verenden, minnet ve vefa duygusunu bilmeyen insanlardan uzak duracaksın… 

Gerçek gibi görünse de böylesinin sevgisi, kanmayacaksın. 

Sevgi, koşulsuz sevmektir. Sevgi, hatanı anlayıp gönül almak içten bir özür dilemektir. Sevgide gurur olmaz. Gurur yapanı kalp denizinden iteceksin. 

Sen, onun iyiliği için herşeyi yapıp da sana nankörlük eden, kendini büyük zannedenlere hürmet etmeyeceksin. 

Onlar ki dev aynasını dünya zannederler kör bencilliklerinde ya kendi haline bırakıp gideceksin ya da gurur ve kibirin yalan aynasını kırıp içten bir temizlikle sana gelmesini bekleyeceksin… 

Gelen, hatasından dönen, özür dileyen kazanır. O zaman bir şans vereceksin. 

Gelmiyorsa suskunluktur seven, deneyen ve kırılan bir kalbin en güzel erdemi, yaşadığım yalan bir rüyaydı deyip uyanarak yoluna devam edeceksin… 

Hayat acımasız bir oyun, sen giderken anlayacak yol arkadaşın bu oyunu, kırdığı kalp sarayında aslında nasıl da soğuk bir mermer olduğunu. 

O mermere sıcaklığını verenin senin kalbinin ışığı olduğunu. İşte o vakit senin yürek şarkıların, kendini onun için parça parça etmelerin ve sessizliklerin onun kalbinde, içinde çalmaya başlayacak. 

Ve sen, tek başına ruhunun sarp ve kayalık yollarından geçip ondan uzaklaşırken o senin onun için ne olduğunu anlayacak. 

O senin şarkının aslında evrenin en güzel melodisi olduğunu sen gidince görecek! 

İşte karanlığın ışıkla kutsandığı o vakit, ya o senin yanına gelecek ve Tanrı, sevgi ekmeğinde tek bir somun olabilmeniz için sizi kutsal aşkla kavuracak ya da o yanarken kaybettikleri için tek başına sen yürüyeceksin yepyeni ve gözyaşların kadar berrak bir ışığa.."

                                                                                                                             Halil Cibran
Devamı >>

7 Temmuz 2013 Pazar

Biten son kitap, Siddhartha

- 8 yorum


“Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir,” diye geçirdi içinden. “Dünya zevklerinin ve dünya malının insana hayır getirmeyeceğini daha çocukken öğrendim. Hanidir biliyordum bunu ama ancak şimdi yaşadım. Ve şimdi biliyorum, belleğimle değil, gözlerimle, yüreğimle, midemle biliyordum böyle olduğunu. Ne mutlu bana ki, biliyorum artık!”...

Siddhartha, Hermann Hesse'nin okuduğum ilk kitabı. Siddhartha’da yazarımız dünyayı ve kendi varlığını tanımaya çalışan bir gencin Hint öğretilerinin yanında, içten gelen sesini dinlemesini, kendi beninin keşfedilmesini anlatmaktadır.

Hayata Brahman oğlu olarak başlayan Siddhartha, önce bir Samana, sonra zengin bir tüccar en sonunda bir kayıkçıya dönüşüyor. Bir kadının kollarında zevkin farklı bir öğretisi olduğunu keşfediyor, para kazanırken dünya zevklerini yaşıyor ve dilenciyken düşünmeyi, beklemeyi, oruç tutmayı öğreniyor. Hayatını bunlar üzerine inşa ederken, sonrasında düştüğü boşlukta her şeyi unutuyor ve sonunda yeniden bir arayış içine giriyor.



Aradığını Vasudeva’nın sessizliğinde bulan Siddhartha’nın bulunuşu ve kayboluşuna dair bir öykü. Kitap için bir dipnot olarak belirtmek isterim ki, Vasudeva Sanskritçede “ırmak tanrısı” anlamına gelir.
Ben keyif alarak okudum bu kitabı dilerim siz de beğenirsiniz. Doğu mistitizimine meraklı iseniz okuyun derim.


"Senin ruhun bütün dünyadır.

            “Ben tümüyle saf dışı bırakılıp öldürüldü mü, gönüldeki tüm tutku ve dürtülerin sesleri kısıldı mı, işte o zaman gözlerini açacaktı en son şey, varlıktaki ben olmayan öz, o büyük giz.”

            “Güç bir iştir çünkü hayli güç bir iştir.”

            “Aramak, bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak.”

            “Bilgelik bir başkasına anlatılamaz; bir bilgenin başkalarına anlatmaya çalıştığı bilgelik aptalca bir şey gibi gelir kulağa.”


            “Dünya, dostum Govinda, mükemmellikten yoksun ya da mükemmellik yolunda ağır ağır ilerliyor değildir; hayır, her an mükemmeldir o, tüm günahlar bağışlanmayı, tüm küçük çocuklar yaşlıyı, tüm bebekler ölümü, tüm ölenler sonsuz yaşamı kendi içinde taşır.”
                                                                              Kitaptan
Devamı >>

.......

- 4 yorum



insan ayrılırken
fırlatmalı şapkasını denize
içinde yaz boyu topladığı
deniz kabukları
ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda,
kurduğu sofrayı sevgilisine
devirmeli denize
bardağında kalan şarabı dökmeli
ekmeğini balıklara vermeli
ve denize bir damla kan katmalı
bıçağını dalgalara saplamalı
ve salmalı sulara ayakkabılarını
yürek, çapa ve haç
ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda!

döner gelir sonra.
ne zaman?
sorma.

ingeborg bachmann

***




bachmann çeviri; b. necatigil


Devamı >>

Varoluşçu 10 roman karakteri

- 0 yorum





1.Antoine Rouqentin (Bulantı-Jean Paul Sartre): Varoluşçu karakterlerin en tepesinde olmayı hak ediyor. Tamamiyle felsefi bir karakter. Varoluşunu karşı konulamaz bir bulantıyla duyumsar. Bulantısını anlamaya başladığı sahne edebiyat tarihine geçmiştir. Bir parkta bir ağacın köküne bakar ve ağacın kendinde varlığı içine sıkıntı verir. Bu onu kendi varoluşunun kendisi için olduğu gerçeğine götürür. Böylece korkunç yalnızlığını ve bulantısını ele geçirmeye başlar.

2.Kirilov (Cinler-Dostoyevski): Birçok felsefe kitabında incelenmiş belki de edebiyat tarihinin en ilginç karakterlerinden. İntiharın mantıksal bir temele dayanabileceğini ortaya koyan belki de ilk karakterlerden. İntiharı Tanrılığını gösterecektir. Tanrı olmadığına inanan birisinin yaşamasının anlamsız olacağını ve yaşamaması gerektiğini düşünür. Ölümünden sonra arkada kalanlara dil çıkartan bir resim bırakmayı ister.

3.Michel (Ahlaksız-Andre Gide): Michel’in kendi ahlak sistemini oluşturma çabası aynı zamanda onu varoluşun hüzünlü kollarına atar.




4.Meursault (Yabancı-Albert Camus): Dünyada olanlara karşı duyarsızdır, anlamsız yere bir cinayet işler ve bununla hayatın saçmalığına vurgu yapar. Ama esas önemlisi bunun bilincine sahip olmanın altında ezilmesidir.

5.İvan Karamazov (Karamazov Kardeşler-Dostoyevski): “Eğer Tanrı yoksa her şey mübahtır, ” sözünün sahibi, bunu tanrı yoksa insanın babasını dahi öldürebileceğini göstererek kanıtlar. Tasası tanrıyı insanların kendisinin yarattığını ortaya koymaktır, böylece varoluşuyla yalnız başınadır o da.

6.Bay C. (Aylak Adam-Yusuf Atılgan): Atılgan’ın mirasyedi ve bunalımlı karakteri varoluş sorununa öylesine batmıştır ki bir ismi bile yoktur, sadece C.’dir ismi.

7.Tomas (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği-Milan Kundera): Romanın varoluşçu karakteri Teresa değil de Tomas’tır. Evet romanda kendini sürekli olarak geliştirip yükselen Teresa’dır ama, Tomas için tüm bunlar bir kaygı değildir. Onun tek bir kaygısı vardır, o da varoluşun dayanılmaz olan hafifliğidir.

8.Turgut Özben (Tutunamayanlar-Oğuz Atay): Roman, Turgut Özben adında birisinin kaybolmasının araştırılması üzerinedir. Atay’ın bu muhteşem ve derin karakteri varoluşunu hayali arkadaşı Olric ile doğrular.

9.Gregor Samsa (Dönüşüm-Franz Kafka): Gregor bi sabah hamamböceğine dönüşmüş olarak bulur kendisini, ama bu durumu hiç yadırgamaz, tek derdi işyerine zamanında yetişebilmektir. Varoluşunu eline alan efsane Kafka karakteri.

10.Mathieu Delarue (Akıl Çağı-Jean Paul Sartre): Varoluşun anlamsız boşluğunda sallanan bir adam. Paris’li bir küçük burjuva ve ikinci Dünya Savaşı öncesi Paris’in de kendini arayan özgürlük tutkunu. Felsefe öğretmeni. Mathieu hamile kalan sevgilisinin kürtaj parasını çıkartmak için borç arar roman boyunca ve bu arada da kendi varoluşunun özgür sıkıcılığında debelenip durur.
                                                                                                                             Alıntı
Devamı >>

4 Temmuz 2013 Perşembe

Geceydi

- 12 yorum


Gece bir yıldızı tuttu, kendi adını verdi ona. Sonra o yıldızın en üstünde duran, en çok parlayan yıldıza onun adını verdi. 
Her akşam balkondan o yıldızların mesafesine içerlenmeden ışıyan yanlarına ve onların  yeryüzüne gülümseyen yanlarına hapsoldu. Sonra okudu ağır ağır :
ben nerde bir çift göz gördümse 
tuttum onu güzelce sana tamamladım 
sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu 
bir bunun için yaptım "
                                              C. Süreya

Yıldızlarla, gözlerle büyütürken bir sevgiyi o yıldızların, o gözlerin içinde kayboldu...
Devamı >>

Başıboşluğun kıyısında :)

- 24 yorum

İnsanın sabah uyandığında işe gitme zorunluluğunun olmaması kadar büyük bir keyif yok. Bir temmuzdan beri başlayan tatilimin ilk anlamı bu  benim için. Erken uyanıp işe koşuşturma telaşesinin olmaması. Tatile henüz çıkmadık ama evde başıboş saatler geçirmek yaşanılası bir rahatlık.

Bazen açıyorum The Beatles'ı eski  filmlerdeki hippiler gibi dans ediyorum bazen de açıyorum aylak adamın playlistini hüzün içiyorum o şarkılarda. Bazen de hünerli ev hanımı moduna giriyorum çaydanlığı parlatıyorum, çamaşır makinesinin deterjan kısmına çamaşır suyu, yumuşatıcı gözüne sirke koyup boş çalıştırıyorum. Makineyi ayda bir böyle temizlemek gerekiyormuş. Durduk yere iş çıkarıyorum kendime:)
Bazen de şımartıyorum kendimi meditasyonlar, parfümler ılık banyolar, maskeler falan.. Rahat rahat yapmadığım şeyleri gerine gerine yapıyorum işte:)  Çünkü çoğu zaman elimizdeki vakti  programlamadan yaşamak gerekiyor. Akışına bırakarak ve kafana estiğince yaşamak, hayatı duyumsamanın en doğru yolu...

Gülce ile istediğimiz zamanda kahvaltımızı yapıyoruz. Değişik kahvaltı seçenekleri deniyoruz. Kahvaltı sonrası işe koyulmadan evvel balkonda bol sulu bir etkinliğimiz mutlaka oluyor. Havuzunu dolduruyorum onun içinde oyuncakları ile oynuyor.  Ben de onu izleyerek çayımı yudumluyorum. Bol bol yaz meyvelerinden yiyoruz ve tabii dondurma. Oyun faslının ardından duş aldırıyorum ona, sonra evi toparlıyorum.

Bu kız çocukları öyle cilveli ki, kendilerini sevdirmek için her yolu deniyorlar. Misal, ben çamaşırları katlıyorum geliyor yanıma " Anne sen dünyanın en güzel çamaşırcısısın" diyor:) Kitap okuyorsam " Dünyanın en güzel kitap okuyan annesi" diyor.Veya bir şey isteyeceği zaman: "Prenses annemi çok seviyorum" diyor. O an onu kırmak hiç bir şekilde mümkün olmuyor.Bunların dışında resim yapıyoruz, puzzle yapıyoruz beraber. Akşam üstleri parka gidiyoruz. Meraklı minik okuyoruz okulca aldıkları etkinlik kitabından her gün üç sayfa yaptırıyorum.
Bir de platese her yazın başında olduğu gibi başladım. Umarım düzenli bir şekilde yaparım. Bilgisayarımda sorun olduğu için film de izleyemiyorum. Bir an önce onu da bir bilgisayarcıya göstermem gerekiyor. Zira bu zamanları verimli bir şekilde değerlendirmeliyim.

İşte böyle cancanlar bizim için tatil başladı dilerim siz de güzel anlar sığdırırsınız tatilinize. Hepinize sorumsuz zamanlar diliyor ve öpüyorumm:))
Devamı >>

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Masal sevenlere

- 14 yorum


"anlatsam inanmazlar oğul, masal derler,
masala inanmazlar, masalı yalnızca dinlerler
sanki hakikati bilirmiş gibi...
sanki hakikatin sırrına ermiş gibi...
masala inanmayan gerçeğe inanır mı?"


Murathan Mungan' a ait  Lal Masallar toplam üç masaldan oluşmaktadır:

Türkmen obalarında geçen bir aşk hikayesini anlatan; Azer ile Yadigar.
Bir semah ustası ile beyin kızının imkansız aşkını anlatan; Muradhan ile Selvihan.
Yazgının farklı bir hesaba göre yaşandığı imparatorluğun kalın duvarları ardında kalan lal hayatları anlatan; Ulak ile Sadrazam.

Lâl Masallar'da beni en çok etkileyen masal, Ulak ile Sadrazam oldu. Yazarın benzersiz betimlemelerine, psikolojik tahliller ve çok farklı bir aşk öyküsü de eklenince güçlü bir masal çıkmış ortaya. 

Tarihi yalnızca tarihi olaylar, sebepler-sonuçlar, fethedilen yerler, askeri güç açısından okumaya alışmış, güçlü ve üstün olmaya koşullandırılmış mantığın, bakıp, asla üzerinde düşünemeyeceği farklı bir detay. Tarihin sayfalarında yer bulmayacak olan ancak tarihin en gerçek yanlarından... Padişahını, bir seferin başlarında kaybetmiş bir sadrazamın neler yaşayabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim. Bu öyküde ölümün üzerine mecburi bir gidiş var, sonuna kadar yaşama azmini koruyan.
Kitaptaki en lal öykü, Ulak ile sadrazam .

Muradhan ile Selvihan'ın öyküsünün lallığı, onların öykülerinin dışarıya sır vermemesinden kaynaklanıyor, öykülerini ikisinden başka kimse bilmiyor. Kimse onlardan bir şey duymuyor ama ikisi bir dil bulup konuşuyor.

Âzer ile Yadigâr' da da olaylar benzer bir şekilde akıyor. Sonuçta, beraber ölüm, seçiliyor. Ölümü seçmek ne anlama geliyor? Başkaldırı mı? Yoksa, boyun eğme mi? Biraz başkaldırı ama daha çok boyun eğme.



' masalın yoluna çıkmak için, gerçeğin yollarında can tüketmek gerekir '




Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram