4 Mayıs 2015 Pazartesi

Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık - Murat Gülsoy


"Yazmaya başlamanın en güzel yolu bir defter tutmaktır. Bir defter ve kalem… Ve tabii yalnızlık. Bir üçüncüsü, yazdıklarınızı kimsenin okumayacağına iyice inanmanız. Ancak insanın içinde hep bir kuşku olacaktır. Deftere güzel ve değerli şeyler yazamama korkusu kimi zaman insanın yaratıcılığını kilitler. Bunu da iki defter alarak başarabilirsiniz! Asıl yayımlatacaklarınızı, insanlara okutacağınız metinleri ikinci deftere ve aklınıza gelen diğer her şeyi dilediğiniz gibi birinci deftere yazacağınıza kendinizi inandırmanız yeterli olacaktır…
[Ben] hızla, aniden defterime hamle [ederim]. Böyle zamanlarda kalem aramakla dikkatim dağılmasın diye bir süredir telli defterler ve bu defterlerin tellerine sıkıştırabileceğim kalemler kullanıyorum… Törensel bir yanı yok. Bir refleks gibi. Akıp giden bilinçakışımın fotoğrafını çekiyorum sanki."


Yaratıcı Yazarlık Atölyelerinde, kurmaca yazmak isteyenlerle, edebiyat arasında bir köprü kurmaya çalışan Murat Gülsoy, bu kitapta da okurlarla, edebiyat arasında şeffaf bir geçiş unsuru olmaya çalışıyor. Çağdaş Türk Edebiyatı yazarlarının, Dünya Edebiyatı yazarlarının yazma konusu üzerine düşüncelerini öykü, karakter, tip, yer, zaman örnekleriyle bütünlüyor. Stephen King, Yazma Sanatı; Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezi; Ahmet Hamdi Tanpınar, Roman ve Romancıya Dair Notlar; Murathan Mungan, Yazıhane; Semih Gümüş, Yazının Sarkacı Roman gibi bir çok yazarın bu konuya dair düşüncelerini kaynak olarak gösteriyor.

Popüler edebiyatın hakim olduğu günümüzde, hakiki edebiyat yapmak isteyenlerin tüketim toplumunda yer bulma çabalarına hiç bir zaman son vermemeleri gereği üzerinde duruyor. Kurmacanın unsurlarını aktarırken yazar adayının, bilinen yöntemlerin bir haritasını çıkarmak kadar; yazarken biçimsel olarak nelerle çarpışmak zorunda kalacağına işaret ediyor. Jale Parla'nın ifadesiyle, 'Her büyük roman kendinden önceki roman geleneğine bir baş kaldırıdır.' İşte bu ifade, baş kaldırabilecek romanın geleneği bildiği ve onunla hesaplaştığı bilgisini de barındırıyor. Dolayısıyla yazar adayı, o geleneğin unsurlarının farkında olmalı ve kendi yapıtının izini sürerken karşısına çıkan sınırlarını bilmeli. Buna benzer yazıya, kurmacaya dair bilgilerin, değişik yaklaşımların sentezlendiği bir kitap Büyübozumu, yaratıcı yazarlık. Kurmaca anlatılar ortaya koymak isteyenlerle edebiyata, sanata doğru geniş kapsamlı bir düşünmeye çağrı..

Yazı yoluyla, gerçekliği yeniden kurmanın araçlarını, yöntemlerini, yazma sanatının inceliklerini merak edenlere..

"Bir insan her zaman hikaye anlatıcısıdır; 
kendi hikayeleriyle ve başkalarının 
hikayeleriyle çevrili yaşar; başına gelen her şeyi
onlar aracılığıyla görür ve hayatını
anlatıyormuş gibi yaşar.."
- Jean Paul Sartre, Bulantı


2 Mayıs 2015 Cumartesi

Göğe Bakma Durağı- Turgut Uyar


"İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım"

                                     s.27

30 Nisan 2015 Perşembe

İnci Gibi Dişler - Zadie Smith

"Bazen hayatın taşınamayacak kadar ağır bir sırt çantası olduğu, her şeyi kaybetmek pahasına da
olsa bütün bagajını yol kenarında bırakıp karanlığa doğru yürümenin, atılacak en doğru adım olduğu duygusuna kapılırsın."

"Bugünlerde, bana bu ülkeye ayak bastığın anda şeytanla anlaşma yapıyorsun gibi geliyor. Giriş kapısında pasaportunu uzatıyorsun, damgalanıyorsun, biraz para kazanmak istiyorsun, bir işe giriyorsun.. Ama niyetin geri dönmek! Kim burada kalmak ister ki! Soğuk, nemli, berbat bir yer. Kötü yiyecekler, iğrenç gazeteler, kim burada kalmak ister? Kimsenin seni hoş karşılamadığı, sadece tahammül ettiği bir yerde kalınır mı? Sadece tahammül ettiği.. Sonunda evcilleştirilmiş bir hayvanmışsın gibi. Kim kalmak ister?..Ama şeytanla bir anlaşma yaptın.. Seni ele geçiriyor ve birden dönecek halin kalmıyor, çocuklarını tanımakta güçlük çeliyorsun, artık yersiz yurtsuz birisin."

"Çünkü bir inançtan kurtulmak, tuz elde etmek için deniz suyunu kaynatmaya benzer: Bir şey elde edilirken, bir diğeri yitirilir."

"Bir erkek sarıldığı kadının yaşındadır."

"Herkesin bir derse ihtiyacı var, dedi. "Ya her şey kutsaldır ya da hiç bir şey. O başkalarına ait şeyleri yakmaya başladıysa, o zaman kendi de kutsal bir şeyini yitirmeli. Kimse başına geleceklerden kaçamaz"

"Herşeyi sonradan anlamak ne kolay... Kimse sonradan yanılmaz"

"... kader okunamaz, onu yaşamak zorundasın."

"Bowden’ın oturma odası yolun altında kalıyordu ve pencerelerinde parmaklıklar vardı, bu yüzden bütün görüntüler kısmiydi. Clara genelde ayaklar, tekerlekler, egzoz boruları ve sallanan şemsiyeler görürdü. Böyle anlık görüntüler çok şey anlatırdı: Canlı bir hayal gücü, yıpranmış bir dantelden, yamalı bir çoraptan, yere yakın sallanan ve daha iyi günler görmüş bir çantadan bir sürü duygulu öykü çıkarabilirdi."

                                                     *****

İnci gibi dişler, 1974 senesinde doğan üç çocuğun ve ailesinin, Kuzey Londra'daki yaşam yolculuklarının dinamik, akıcı, eğlenceli bir dille anlatıldığı uzun bir roman. Kitap yirmi bölümden oluşuyor.

Tipik İngiliz özellikleri taşıyan orta sınıftan Archie Jones ile Bangladeşli olduğu halde Hintli olarak anılan Samet İkbal'in İkinci Dünya Savaşı yıllarında başlayan arkadaşlıkları, evlilikleri, çocukları; Kuzey Londra'nın varoş bölgelerinden Bulgaristan'ın köylerine, Yehova Şahitleri'ne, farklı etnik kökenlerden islami cemaatlere,  bitkilerle terapiden gen mühendisliğine uzanan olaylar, bambaşka hikayeler.. Her bölüm, bu  iki ailenin yaşadığı yerlerin özellikleri, göçmen oldukları için hep dışlanan hüzünlü bir hikayenin parçalarını ve yaşadıkları coğrafya insanının tercih ettiği kültürle uzlaşma çabalarını içeriyor. Olaylar, Bangladeş, Bulgaristan, Jamaika ve Londra'da geçiyor. Genel olarak üzerinde durulan temalar: ebeveynler, sosyal, etik, dini sorgulamalar, İngilizler, çocuklar, aile eğitimi, yabancılar.

Smith, karanlıkta inci gibi dişleri ile belli olan siyahların yaşadığı toplumda genellikle dışlandığını vurguluyor. Kozmopolit bir yapıya sahip olan, çok kültürlülüğü benimsemiş gibi gözüken İngiliz toplum yapısının bilinmeyen yüzünü bir göçmen ailenin parçalanmış yönleri ile gözler önüne seriyor.

24 Nisan 2015 Cuma

en son izlediklerim


1) Herkül Özgürlük Savaşçısı - Hercules, 2014
Yönetmen: Brett Ratner
Oyuncular: Dwayne Johnson , Irina Shayk , John Hurt , Ian McShane , Joseph Fiennes


2) Karavana- Misfire, 2014
Yönetmen: R. Ellis Frazier
Oyuncular: Gary Daniels, Michael Greco, Vannessa Vasquez


3) Sürgün- Outcast, 2014
Yönetmen: Nick Powell
Oyuncular: Nicolas Cage, Hayden Christensen, Yifei Liu, Andy On, Fernando Chien


4) Mucize, 2015
Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül
Oyuncular: Erdem Yener, Mahsun Kırımızıgül, Mert Turak, Büşra Pekin, Talat Bulut


5) Marina Abromavic: Sanatçı Aramızda- Marina Abromavic: The Artist is Present, 2012
Yönetmen: Matthew Akers, Jeff Dubre
Oyuncular: Marina Abromavic, Ulay, Klaus Biesenbach



23 Nisan 2015 Perşembe

bugün Atatürk'ten bir armağan..


"Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler"

                                  Nazım Hikmet



Çiçekler gönderiyoruz kalbinizin baharına.. 
Kutlu olsun Bayramımız!...

18 Nisan 2015 Cumartesi

Swann'ların Tarafı - Marcel Proust


"Zihnini asla yaklaştırmadığı bir alan, düşüncelerini, önünden geçmesinler diye, gerekirse uzun, dolambaçlı bir mantık çizdirerek uzaklaştırdığı bir bölge vardı: mutlu günlerin anılarının bulunduğu bölge."

"Gençlikte, aşık olduğumuz kadının kalbine sahip olmayı hayal ederiz; daha ileri yaşlarda, bir kadının kalbine sahip olduğumuzu hissetmek, ona aşık olmamıza yetebilir."

"İki sevgiliden birinin aşırı derecedeki sevgisini göstermesi, diğerini, yeterince sevmekten temelli bağışık tutar."

"Bizi hep üzmüş olan bir insanın davranışlarının samimi olmamasını arzu etsek de, bu davranışların geleceğe tuttuğu ışık karşısında arzumuzun eli kolu bağlanır ve söz konusu insanın gelecekteki davranışlarının ne olacağını arzumuza değil, bu ışığa sormamız gerekir."

"Uzun bir geçmişten geriye hiçbir şey kalmadığında, insanlar öldükten, nesneler yok olduktan sonra, bir tek, onlardan daha kırılgan, ama daha uzun ömürlü, daha maddeden yoksun, daha sürekli, daha sadık olan koku ve tat, daha çok uzun bir süre, ruhlar gibi, diğer her şeyin yıkıntısı üzerinde hatırlamaya, beklemeye, ummaya, neredeyse elle tutulamayan damlacıklarının üstünde, bükülmeden, hatıranın devasa yapısını taşımaya devam ederler."

"Peki hayatı önemsemeyeceksek, neyi önemseyeceğiz? Hayat yüce Tanrının asla iki kere bağışlamadığı tek nimettir."

" Ne korkunç şey! diyordum kendi kendime. Bu otomobillerde eski arabaların zarafetini bulmak mümkün mü? Herhalde benim artık yaşım geçti ama kadınların kumaştan bile olmayan elbiselerin cenderesine girdikleri bir dünya, bana göre değil. Kızaran narin yaprakların altında bir araya gelen şeylerin hiç biri artık yoksa, eskiden onların çerçevelediği zarafetin yerini şimdi bayağılık ve çılgınlık almışsa bu ağaçları ziyaret etmenin ne anlamı var?"
***
Swannlar'ın tarafı, Marcel Proust'un yedi ciltten oluşan Kayıp Zamanın İzinde romanının ilk cildi. Kitap; Combray, Swann'ın Bir Aşkı, Memleket İsimleri: İsim, şeklinde başlıklandırılmış üç büyük bölümden oluşuyor.

İlk bölümde hayli uzun tasvirler, ayrıntılar eşliğinde anlatıcıyı tanıyoruz. Anlatıcının ailesi, çevresi, akrabaları yaşadığı yerin özellikleri hiç bir ayrıntı, en ufak duygu kırıntısı bile atlanmadan aktarılıyor. Akıcı, zincirleme halinde birbirine bağlı olaylar halkası olmasa da, 19. yüzyıl Paris'indeki aristokratik, burjuva sınıfının yaşamına yakından dahil oluyoruz.

İkinci bölümde, aşk, aşkın kapsadığı saplantılı haller, ihanet ve onun ağır yansımaları ruhsal bir çözümleme gibi sunulmuş. Elit tabakada yaşamını sürdüren ve karşı konulmaz bir aşk acısının içinde kendini kaybeden Swann'ın yaşadığı dramatik, hüzünlü durumlar yine zengin bir betimleme, teşbih ve teşhis sanatlarıyla ifade ediliyor.

Üçüncü bölümde, Balbec, Venedik, Floransa gibi hayali kurulan yerlerin yakın bir perspektiften ele alınışını okuyoruz. İnsan tabiatındaki başka yerler görme arzusunun yansımalarını, masum bir aşkın serzenişlerini ve hayatın bileşkesini oluşturan tüm yaşanmışlıkların, duyuşların derinden gelen seslerini duyuyoruz.

Okuduğumuz kitaplarda yazar bazen zamanı yavaşlatabilir, önemli bir sahnede zamanı uzatabilir ya da tam tersini yapabilir. Proust, bu eserinde zamanı çok iyi yönetiyor ve onu ince bir lisanla, has edebiyatın son mertebesine ulaştırıyor..