1. Zamanın geçiş hızına çocukken hükmettiğimi düşünürdüm. Zaman benimmiş ve salt bana ait bir kavrammış gibi. Yaş aldıkça, yaşama uğraşıları, telaşları arttıkça zamanın her daim, her koşulda bana ait olmadığını gördüm. Ben kendi zamanımı, kendi alanımı, bakış açılarımı zenginleştirdikçe "benim zamanlarım" kavramına ancak gücümün yettiğine vardım. Onu şekillendirmek, onu yoğurmak sonsuz ihtimallerin geçidinde ondan sana ait bir şeyler yaratmak işte bahsettiğim yer orası. Bu başlıkta kendi zamanımdan geçen görüntüleri, anları, yansımaları ve yansıttıklarımı anlatacağım.
2. Geçen sabah gün ağarmamışken uyandığımda Nina'nın öldüğünü gördüm. Nina, küçük kızıma aldığım gözleri pörtlek bir Japon balığı. Okulumuzda yapılan akvaryumunu oluştur atölyesinden alıp sürpriz yapmıştım ona. Canlılar doğar, büyür, gelişir ve ölür. Japon balıkları çok uzun süre yaşamazlar. Öyle söyleyerek bu gerçeğe onu hazırlamıştım. Nina'ya iyi bakıyordu. Yemini saatli veriyordu. Parmağını suya daldırıyor aklınca parmak ucunu ona öptürüyordu. Halı dokuma setinden yaptığı ufak kilimi onun akvaryumunun altına sermişti. Onunla suyunu değiştirirken konuşurdum. Hareketlerini izlemek hoşuma gidiyordu. Çocukken uzun yaşayan bir balığım vardı. Tecrübeliydim. Ama artık Nina yok. Tecrübelerim de, özenli bakımım da onu hayatta tutamadı. Arkadaşıma anlattığımda, Japon balıkları uzun süre yaşamaz, dedi. Biliyordum ama yine de bizimle biraz daha kalmasını istiyordum. Bazen istediğinle yaşadığın arasında bir boşluk kalabiliyordu. Kızıma onun öldüğünü söylemek beni epey zorladı. Onu sitenin bahçesine gömdük. Kızım ona su verecek ve onun için dua edecek. Bu gerçeği değiştiremeyiz, dedim. Çünkü o değiştiremediğim gerçekliklerle yaşıyordum. Mezarına ismini de yazdı. Aşağıya indiğinde mezarına su döküyor.
3. Bu ara, hızlı okumalara ağırlık veriyorum. Yazı egzersizlerimi biraz daha disipline etmem gerekiyor. Öğretmenler için ustalarla tiyatro eğitimi vardı. Seçmelere katılamadım. Çünkü eğitimin saatleri çok geç saatlerde ve eve dönmem zor olacaktı. Üstelik eğitim, hafta içi oluyordu. Ona katılmayı düşündüm çünkü üniversite yıllarımdan kalan bir tiyatro geçmişim vardı. Mesela Deli Dumrul'un karısını oynamıştım sonra bir öğretmeni oynamıştım. Tiyatro heyecanı çok başkaydı, ekibimiz çok şekerdi. O zamanları hep sevgiyle anımsıyorum.
*
*serazad: Başıboş, hür, serbest, kafasına göre anlamında.
**
Sevgiler.

Yazıyı okurken hem zamanın akışına dair sorgulamalarınız hem de Nina'nın hikayesi beni gerçekten çok etkiledi.
YanıtlaSilO küçük kaybın içindeki hüzün ve kabulleniş hayatın aslında ne kadar gerçek olduğunu bkez hatırlattı.
Serezad halini o kadar doğal ve içten aktarmışsınız ki sanki biz de o özgürlüğü biraz olsun hissettik. :)
Tiyatroya dair anılarınız ise yazıya ayrı bir sıcaklık katmış, yüzümde bir gülümseme bıraktı :)
hayat kadar ölüm de gerçek.
Silyoğunluktan kaçıp, düzenli yazabilir miyim orası da meçhul:)
tiyatro ekibimiz çok komikti, teşekkürler:)