12 Temmuz 2020 Pazar

Dark/ dizi


Winden kasabasında kurulan nükleer santralde oluşan bir kaza sonucu mağarada bir zaman geçidi oluşuyor. Bu yüzden otuz üç yılda bir kasabadaki olaylar birbirini tekrar ediyor. Kaybolan çocuklar ve kasabada yaşayan bir gencin bu düğümleri çözmekte kararlı olması üzerine olaylar şekilleniyor. Yaşanan gizemli olaylar ve zaman içerisindeki gel-gitler, dünya otuz üç yılda bir kendini tekrar ediyor savı üzerine kuruluyor.

Bu tema çerçevesinde; Nietzsche'nin ortaya attığı "The Eternal Recurrence of the same" teorisi akla geliyor. Ona göre: başlangıç ve son yok, sürekli bir tekrar mevcut. Her insan aynı şeyleri aynı döngüde yaşar. Önce saflığını kaybeder bu çocukluk, ardından içinde var olan masumiyetini, yaşadıkları, karşılaştıklarından sonra yitirir ve en son ölümü yaşar. 

Hegel'in üzerinde durduğu bir şeyin olma anında olan kesinlik, kendi içinde negatifliğini de oluşturur. Yani her şey zıttıyla doğar. Son-başlangıç, doğum-ölüm, varlık-yokluk, iyilik-kötülük... Geçmiş gelecekten bağımsız değildir, ikisi de şimdinin etrafında boyut kazanır. İnsan kendini zamanla, yaşayarak oluşturur. 

Bu teorilerin dışında dizinin parmak bastığı;  Albert Einstein'in izafiyet ve kuantum teorisi, Hawking'in kara delik teorisi, Schrödiger'in Kedisi gibi deneylerin, bilimsel konuların yaşamımızdaki etkisi bu zamansal yolculukta yer alıyor. Karakterlerin bu konularla ilgili tekrarladığı tecrübe dolu cümleler hoşuma gitti.

Her bölüm sürükleyiciydi, durağan bulmadım. Üç sezon sonundaki finali ve bölümlerdeki farklı müzikleri beğendim. Yalnız o kadar argo ve cinsellik olmasına gerek var mıydı? diye sormadan edemedim:)

"Gelecek cesur kişilere aittir, mazide takılıp kalmış şüphecilere değil."

"Nerede yanlış yola saptığını merak ettiğin oluyor mu? Hayatının ne zaman istediğinin tam zıttı olmaya başladığının?"

"Zamanın doğrusal olduğuna güveniriz. Hatasızca sonsuza dek ilerlediğine. Aslında dün, bugün ve yarın peş peşe gelmez. Sonsuz bir döngüyle birbirlerine bağlıdırlar."



10 Temmuz 2020 Cuma

varlık gözü


"Liber non est, qui non aliquando nihil agit: Arada bir her şeyden elini eteğini çekemiyorsan, özgür değilsin." -Erasmus, Adagia





"Çöplükle dolmuşçasına bir kalp
Seni yavaşça öldüren bir iş
İyileşmeyecek yaralar
Çok yorgun ve mutsuz görünüyorsun
Sakin bir hayat seçeceğim
Telaş ve sürprizler olmadan
Sessizlik
Bu benim son uyuşmam
Son acı çekişim
Telaş ve sürprizler olmadan
Lütfen
Ne kadar güzel bir ev
Ve ne kadar güzel bir bahçe
Telaş ve sürprizler olmadan
Lütfen"
-Uyanış şarkılarım, Radihead, No Surprises, çeviri



"Hayatın gizli boyutu olan sonsuzluk içimizdedir: İçimizde atar ve canlıdır." Eugenio Borgna (Ruhun Yalnızlığı, s. 27, YKY)

8 Temmuz 2020 Çarşamba

İthaka



İthaka’ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne Lestrigonlardan kork,
ne Kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon’dan.
Bunların hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon’a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.

Dile ki uzun sürsün yolun.

Nice yaz sabahları olsun,

eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike’nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokular;
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.

Hiç aklından çıkarma İthaka’yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka’nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.

Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
İthakaların.

Konstantin Kavafis (Çeviren: Cevat Çapan)
******
ithaka : Homeros’un Odysseia destanında, Odysseus'un yurdu olarak anlatılır. Mora Yarımadası'nın batısında kalan adadır. Odysseus'un biricik adası. Buraya ulaşmak için çok çabalamıştır, tanrılara baş kaldırmış, fırtınalara kapılmış, Cyclopsların mağarasına kilitlenmiş ve daha bir çok şey yaşamıştır.

Lestrigon: Yunan Mitolojisi'nde Sicilya'da yaşayan saldırgan, barbar bir ırk olarak tasvir edilirler. İnsan yerler.
Kiklop: Yunan Mitolojisi'nde alınlarının ortasında tek gözleri bulunan devler. Posedion ile doğa ruhlarının oğulları.
Poseidon : Yunan Mitolojisi’nde denizler, depremler ve atlar tanrısı.

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Dark kafası



'Uzlaşmayacağım
Bir hayat yaşamayacağım
Dizlerimin üstünde
Hiçbir şey olduğumu düşünüyorsun
Ben hiçbir şeyim
Sende gelen bir şey var
Çünkü bir şey geliyor
Tanrı'nın fısıltısını duyuyorum
Benim adımı söylüyor
Rüzgarda kurtarıcı benim
Yeniden söyle
Kurtarıcı
Seni duymadım! Ne?
Ne?
Kurtarıcııı
Cesur olduğunu göster
Bunlar inanacak
Bir görevde önsezi eşliğinde dinlemelisin çünkü
Tanrı'nın fısıltısını duyuyorum'


  -Dark Season 2/Soundtrack: God's Whisper


4 Temmuz 2020 Cumartesi

Monte Kristo Kontu- Alexandre Dumas



"...adı keder olan bir gezegenden geldim."

-Evlat özgürlük mü istersin yoksa bilgi mi ?
- Özgürlük isterim.
- Bilgisiz özgürlük tekrar mahkum yapar seni...

“Her kötülüğün iki tedavisi vardır: Vakit ve sükut.”

"İnsan zekâsının içine gizlenmiş bazı gizemli hazineleri açığa çıkarmak için mutsuzluk gerek; barutu patlatmak için basınç gerek."

"Her meyvenin bir kurdu olduğu gibi, her insanın da yüreğinin derinliklerini kemiren bir tutku vardır."

"Öğrenmek, bilmek demek değildir. Eğer öğrendiğin bilgiyi uygularsan işte o zaman bilgi sahibi olursun."

“Öyleyse yaşayın, mutlu olun sevgili çocuklar ve Tanrı’nın insanlara geleceği açıklayacağı güne kadar, insan zekasının yalnız şu iki kelimede toplanacağını hiçbir zaman unutmayın: Bekle ve ümit et.”

"Nefret ne kötü bir hastalık ki zekayı da örtüyor..."

"Onca acı çektikten sonra, sadece ölmemekle kalmayıp kaderin onlara verdiği tüm mutluluk umutlarının yıkıntıları üzerine, Tanrı'nın verdiği tüm umutların kalıntıları üzerine yeni bir yaşam inşa eden insanlar var."





2 Temmuz 2020 Perşembe

Arkadaşımın Evi Nerede?, 1987


İran sinemasından genellikle Asgar Ferhadi'nin filmlerini izlemiştim.
Bu sefer Abbas Kiyarüstemi'nin "Arkadaşımın Evi Nerede?" filmini izledim.
Film, adını sevdiğim İranlı şair Sohrab Sepehri'nin "Dostun Evi Nerede?" adlı şiirinden almış.
Ayrıca bu film yönetmenin Köker üçlemesinin ilki olma özelliğine sahip.
Ahmet sıra arkadaşının defterini yanlışlıkla çantasına koymuştur.
Ancak onu arkadaşının ödevi için ona geri vermelidir.
Ahmet arkadaşının evini ararken vicdanı, sadakati düşündüm ve İran'ın o dönemdeki yaşam tarzına tanık oldum.
Filmi çocukların farklılığını, bireyselliğini tanımayan, onları katı kurallarla terbiye edilmesi gereken varlıklar olarak gören klasik eğitim sisteminin bir eleştirisi olarak yorumladım.
Aynı zamanda İran'ın siyasi ve toplumsal ortamının alegorisi olarak görebiliriz.
Halkının ihtiyaçlarına uzak, yabancı ve otoriter bir yönetim....
***
Dostun evi nerede?’ diye sordu, günün battığı yerde süvari
Gökyüzü biraz duraksadı.
Dudağındaki geçici ışık dalını kumların karanlığına bağışladı ve
‘Ağaca varmadan,
Tanrı’nın rüyasından daha yeşil
Asma dallarının indiği bir sokak var’
Ki orda sadakatin tüyleri kadar mavidir aşk
Erişkinliğin arkasındaki o sokağın taa sonuna kadar başını çevirme.
Sonra yalnızlık çiçeğine doğru yönünü değiştir
İki adım kala güle,
Mitolojik toprağın ölümsüz fıskiyesinde durursun.
Orada yakalar seni şeffaf bir korku.
Gökyüzünün samimi akışında bir hışırtı duyarsın.
Bir çocuğu görürsün
Yüksek bir çama çıkmış, ışığın yuvasından yavrular toplamaktayken
İşte ona sorarsın;
‘ Dostun evi nerede?’
Sohrab Sepehri