1 Eylül 2016 Perşembe

Suyun Ayak Sesi - Sohrap Sepehri

- 28 yorum

"Ben dünyanın başlangıcına yakınım.
Çiçeklerin nabzını tutuyorum.
Suyun ıslak kaderine,
Ağacın yeşil olma adetine aşinayım.
Ruhum nesnelerin tazeliklerine akar,
Benim ruhum, gençtir.
Ruhum bazen heyecandan kekeler,
Benim ruhum, işsizdir:
Yağmur damlalarını, duvardaki tuğlaları sayar,
Ruhum bazen yol ağzında duran bir taş gibi gerçektir.
Ben birbirine düşman iki çam görmedim,
Gölgesini yere satan bir söğüt de görmedim
Karaağaç kovuğunu bağışlar kargaya.
Nerde bir yaprak varsa, içim açılır.
Afyon çiçeği yıkadı beni varoluşun selinde.
Bir böcek kanadı gibi, seherin ağırlığını biliyorum.
Bir saksı gibi ,yeşermenin musıkîsini dinliyorum.
Bir sepet dolusu meyva gibi,
Olgunlaşmak için sabırsızlanıyorum.
Uyuşukluk sınırında bir meyhane gibiyim.
Deniz kenarında bir bina gibi,
Ebedi dalgalardan endişeliyim.
İstediğin kadar güneş, istediğin kadar bağlılık,
İstediğin kadar çoğalma."



İran’ın modern şairlerinden ve ressamlarından biri olan Sohrap Sepehri, ön lisans eğitiminin ardından Milli Eğitim Müdürlüğü’nde işe alınır. 
Kısa bir süre sonra bu işten istifa ederek, resim bölümünü okur.
Bölümünü birincilikle bitirir.
Avrupa, Mısır, Pakistan ve Japonya’yı gezer.

Sohrap Sepehri’nin resimlerinde Japon resminin izleri, şiirlerinde Budizmin etkileri görülür. 
1965 yılında yayımlanan Suyun Ayak Sesi adlı kitabı: Suyun Ayak Sesi, Sadece Renk, Gülistan’da, Aydınlık, Ben, Çiçek, Su, Hey adlı uzun şiirlerinden oluşur. 
Şiirlerinde doğa, insan ve evren sevgisi kendine özgü üslubuyla yer alır. 
O şiirlerindeki sözcükleriyle adeta resim yapar.
Devamı >>

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Mezhaba No:5 - Kurt Vonnegut Jr.

- 12 yorum

"Evrende, üzerinde yaşam bulunan otuz bir gezegeni bizzat ziyaret ettim ve yüz küsür diğerine dair raporları okudum. Hür irade lafına bir tek dünyada rastladım."

Tanrı bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme rahatlığını, mümkün olanları değiştirme cesaretini ve bunları her zaman birbirinden ayırma bilgeliğini bağışlasın.

-Hasta ne durumda?
-Dünyaya ölü.
-Gerçekte ölü değil ama.
-Değil.
-Hiçbir şey hissetmeyip canlı kabul edilmek ne hoş."


Tatil boyunca pdf formatında bilgisayara, tablete indirdiğim kitapları bitirmek gibi bir amacım vardı. Bu kitaplardan biri de edebiyatın değişik platformlarında sıklıkla rast geldiğim Mezbaha No:5 adlı kitap ve tabiki yazarı.

Kitabımız on ana bölümden oluşuyor. Öteki adı: “Çocuk Haçlı Seferi”.
İlk kısımlarda kitabın yazılış öyküsü aktarılıyor okuyana.
Konu; yazarın kendisinin de tutsak düştüğü 1945 yılında Amerika ve İngiltere’nin, Dresten’i bombalanıp yağmaladığı savaş dönemi...

Kahramanımız gözlükçü Bill Pilgrim’in savaşta yaşadıkları, zengin bir kızla evliliği ve Tralfamador adlı gezegende yolculukları zamandan bağımsız bir şekilde, nükteli bir üslupla anlatılıyor.

Zamanı farklı şekillerde kullanmak gibi bir yeteneği olan Bill’in seyahatlerinde onun doğumuna, gençliğine, ölümüne şahit olmak mümkün.
Kitabın 1972 ABD yapımında film uyarlaması da mevcut.

Savaşın anlamsızlığını anlatan akıcı bir bilim kurgu…
Devamı >>

23 Ağustos 2016 Salı

Yazar Olmak - Dorothea Brande

- 20 yorum

"En iyi kitaplar en sağlam inançlardan çıkar."

Yazarlık, insanın doğuştan sahip olduğu bir yetenek midir yoksa bir insan isterse sonradan yazar olabilir mi?

Hikaye ve roman yazmak isteyenlerin temel problemlerini ele alan bu kitap teknik konularla değil de daha temel konuları ele alıyor. Dorothea Brande, yaratıcılığın bir sırrı olduğunu ve bunun öğretilebilir olduğunu düşünüyor. Bu düşüncenin hakim olduğu kitap, yazıya meraklı okuruna en baştan güvenerek bir güç vermeyi amaçlıyor.

Yazarın içindeki enerji, bilinçaltındaki çeşitli güçler tarafından tutsak edilmektedir. Bu enerjiyi açığa çıkarmak gerekir. Kişi, özgür düşünebilme, kendine saygı, kendine güven gibi sorunlarını aşmaya çalışırsa yazmaya daha yatkın bir psikoloji edinebilir.

Kitabımız yazarların sorunlarıyla başlıyor; çift kişilikli olmaları, bilinçaltının dizginlenmesi, planlı yazmak, yazılanları eleştirel gözle okumak, bir yazar gibi okuyabilmek, yeniden görmeyi öğrenmek, özgünlüğün kaynağı, yazarın dinlenmesi, hikaye denemesi gibi konuları ayrıntılı bir şekilde kısa örneklemelerle ele alıyor.

 =  Sabahları yazı egzersizleri yapmalı ve bu bir düzene girmeli,

= Gözlem yapmalı,

Çift kişilikli olmalı yani bundan kasıt bir yazar mizacıyla yaklaşabilmeli,

=  Hayal kurmaya eğilimli olmalı,

= Biliçaltının ortaya çıkabildiği durumları içsel ve dışsal dünyada fark edebilmeli,

= Yazar mizacıyla eleştirel bir gözle okuma yapmalı gerekirse defalarca aynı yazıyı üst üste okumalı,

= Yazı konusunda yahut yazmadan önce bir fikir oluşturmalı.

Devamı >>

19 Ağustos 2016 Cuma

Bekleyiş Unutuş - Maurice Blanchot

- 23 yorum

“Bekleyiş her geleni geleceğinde bırakan sakin geride bırakıştır.” 

“-Beni unutacak mısınız?
  -Evet, sizi unutacağım.
  -Beni unuttuğunuzdan nasıl bu kadar emin olacaksınız?
  -Başka bir kadını hatırladığımda emin olacağım.
  -Fakat hatırladığınız yine ben olacağım; daha fazlasına ihtiyacım var.
  -Kendimi artık hatırlamadığımda daha fazlasına sahip olacaksınız.” 

“-Unutmak aynı zamanda iyi bir şey.
  -Evet, bu unutuş kelimeleriyle, varlığımı hep daha çok ortadan kaldırmak istiyorsunuz.
  -Çünkü unutuş her kelimede hâlâ sizin mevcudiyetinizdir.” 

“Bekleyiş her zaman, anın olmadığı acilliktir.”

“Ne kadar unutursan unut, unutuşun sınırlarını bulamayacaksın.” 

“Gizemli, örtüsünü kaldırmadan kendisini gözler önüne serendir.”
****** 

Eserlerinde Foucault, Sartre, Nietzsche, Kafka ve Rilke gibi isimlerle  edebi bir söylem içerisinde olan Maurice Blanchot’u tanıdığım ilk kitabı. 
Dilin sınırlarını zorlayan yazar çoğu yerde kelime oyunları yapıyor dipnotlarla dildeki bu oyunları açıklamaya çalışıyor çevirmen Ender Keskin.
Anlatımda öznenin varlığının giderek derinleştiği okuması zor kitaplardan. 
Bir otel odasında yalnız kalan bir adam ve kadının bekleyiş, unutuş temalı içsel duyumları diyaloglar halinde veriliyor. 
Dış ses kurguyu yapmış gibi araya da girebiliyor. 
İki karşı cinsin ilişkiye başladıkları zamandan geldikleri zamana değin öznelliklerinden kurtulup bir bütünlüğe erişebilme olasılığı sorgulanıyor.

“Konuşmayı unuttuğumuzda sizi daha iyi göreceğim”

“Seni duymamı istiyorsan konuşmayı bırak”

Sessizliği beklemek, duymak için beklemek, ölümü beklemek, yarını beklemek, unutuşu beklemek ve hep beklemek...
Devamı >>

18 Ağustos 2016 Perşembe

filmler

- 20 yorum

La Famme Da Cote/Penceredeki Kadın-1981
Yönetmen: François Truffault
Oyuncular: Gerard Depardieu, Fanny Ardant, Henri Garcin..
Tür: Dram, romantik
Ülke: Fransa

Bernard karısı ve küçük oğluyla mutlu bir hayat sürmektedir. Bir gün evlerinin yan tarafına Mathilde ve Philippe çifti taşınır. Mathilde ve Bernard yıllar önce sevgilidir ve aralarındaki aşk yeniden alevlenir.



Domicile Congual/Ev Hali-1970
Yönetmen: François Truffaut
Oyuncular: Jean Pierre Leaud, Claude Jade..
Tür: Dram, romantik
Ülke: Fransa

Antoine Doinel serisinin evlilik, çocuk yapma ve ilk aldatmalar bölümünü oluşturan bir Truffaut filmi. Serinin ilk filmi Baisers Voles, Çalınan Buseler.


Devamı >>

14 Ağustos 2016 Pazar

Son Nefes - Michael Prescott

- 24 yorum

Michael Prescott, New Jersey’de büyümüş Los Angelas’ta senaristlik yapmış bir yazar. Sekiz adet polisiye gerilim kitabına imza atmış.

Son Nefes adlı romanı, yazarın okuduğum ilk romanı. Genel olarak felsefe ve düşünce merkezli kitapları sevsem de, arada yüksek gerilimli kitaplar okumaktan da keyif aldığım doğru. Bu tarz kitaplar bir film izlercesine yazılmış ve izleyiciyi ekrana bağlamak için heyecan dozu arttırılmış dizileri de andırıyor. Edebi anlamda sınırlı sayıda altı çizilesi yerleri de keşfettim. Teknik iyi, anlatım düz ve yorucu cinsten değil. Bu türün kitaplarında belli bir şablon oluşturuluyor ve o şablonun dışına çıkılmıyor.  Bu tarzda nam salmış çok fazla yazar var, Stephen King gibi. Günümüz modern dünyasında bu furyanın yazarları her zaman liste başı oluyor. Aksiyon, gerilim çok seviliyor sanırım.

Gelelim kitaba, Caitlin Osborn kabusu onu almaya geldiğinde evde tek başınadır. Gerilim türü kitapları genelde hep böyle başlar; kasvetli, puslu kimsesiz bir kasabada devam eder. Nedense böyle yerlerde herkes tatile ya da yaylaya çıkmışçasına çok az kişiye rastlanır(!) Her neyse :)

Caitlin, korku dolu bir gece geçirir ve ailesini gördükleri konusunda ikna edemez. Bilirsiniz çocuklara yetişkinler pek güvenmez bu konularda. Yıllar sonra bilinçaltını ve dışını ele geçiren korkusunu yenmek için başarılı bir polis olur. On altı yıl sonra evde onu ziyaret eden  kabusu ile yeniden karşılaşır. Olaylar karmaşık ve üstelik düşmanı yalnız kum saati katili değildir.

Arkadaşları arasında Ölüm Meleği olarak anılan Caitlin bu kez kabusunun, sayısı bilinmeyen kurbanlarından biri mi olacaktır? Heyecan ve korkunun tavan yaptığı bu polisiye, bu türün tutkunları için ideal bir kitap…


Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram