değerli günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
değerli günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2026 Cumartesi

Tarkan konseri


 05.06.2026 Cuma

Okuldan geldim. Nöbet günüm olduğu için yorgundum. Biraz dinlendim. Yemeğimizi yedikten sonra sandalyelerimizi arabaya attık, hazırlandık. Yağmur, rüzgar, kalabalık demeden yollara düştük. Tarkan'ın konserine maaile gittik. "Güzel anılar" listeme bir tane daha eklemek sevindirici. Tarkan, parlayan yıldızımız ışığın bize iyi geldi. Teşekkür ederiz:)

*

Sevgiler.

20 Mayıs 2026 Çarşamba

bir söyleşi


Bugün Emine Işınsu Anadolu Lisesi'nde gençlerle buluştuk. Yazma süreci ve hikayeler üzerine söyleştik. 

Emeği geçen değerli okul idarecilerine, öğretmenlerine ve geleceğin ümidi olan gençlere yürekten teşekkür ediyorum. Çok güzel bir gündü.



Sevgiler.

8 Mart 2026 Pazar

Dalmışsam Uyandırma'ya Dair III

 


Yeni öykü kitabımla ilgili kıymetli arkadaşlarımın yorumlarını güncemde paylaşmaya devam ediyorum. Her insan farklı bir dünyadır. O dünyalarda farklı yansımalar bulmanın sevincini en çok böylesi anlamlı paylaşımlarda hissediyorum.

İlk güzel yorum kıymetli arkadaşım Buraneros'tan.

https://laparagas.blogspot.com/2025/11/dalmssam-uyandr.html

Kıymetli öğretmenim Makbule Abalı'nın yorumu:

https://ucunkuslar.blogspot.com/2025/12/bir-kitap-dalmissam-uyandirma.html


Kıymetli arkadaşım Duygu'nun yorumu:

https://duyguemanet.blogspot.com/2026/02/dalmssam-uyandrma-uyu-ay-orman-tanrs.html

Yürekten teşekkürlerimle...

*

Sevgiler.

2 Aralık 2025 Salı

serazad* yazıları


1. Zamanın geçiş hızına çocukken hükmettiğimi düşünürdüm. Zaman benimmiş ve salt bana ait bir kavrammış gibi. Yaş aldıkça, yaşama uğraşıları, telaşları arttıkça zamanın her daim, her koşulda bana ait olmadığını gördüm. Ben kendi zamanımı, kendi alanımı, bakış açılarımı zenginleştirdikçe "benim zamanlarım" kavramına ancak gücümün yettiğine vardım. Onu şekillendirmek, onu yoğurmak sonsuz ihtimallerin geçidinde ondan sana ait bir şeyler yaratmak işte bahsettiğim yer orası. Bu başlıkta kendi zamanımdan geçen görüntüleri, anları, yansımaları ve yansıttıklarımı anlatacağım. 

2. Geçen sabah gün ağarmamışken uyandığımda Nina'nın öldüğünü gördüm. Nina, küçük kızıma aldığım gözleri pörtlek bir Japon balığı. Okulumuzda yapılan akvaryumunu oluştur atölyesinden alıp sürpriz yapmıştım ona. Canlılar doğar, büyür, gelişir ve ölür. Japon balıkları çok uzun süre yaşamazlar. Öyle söyleyerek bu gerçeğe onu hazırlamıştım. Nina'ya iyi bakıyordu. Yemini saatli veriyordu. Parmağını suya daldırıyor aklınca parmak ucunu ona öptürüyordu. Halı dokuma setinden yaptığı ufak kilimi onun akvaryumunun altına sermişti. Onunla suyunu değiştirirken konuşurdum. Hareketlerini izlemek hoşuma gidiyordu. Çocukken uzun yaşayan bir balığım vardı. Tecrübeliydim. Ama artık Nina yok. Tecrübelerim de, özenli bakımım da onu hayatta tutamadı. Arkadaşıma anlattığımda, Japon balıkları uzun süre yaşamaz, dedi. Biliyordum ama yine de bizimle biraz daha kalmasını istiyordum. Bazen istediğinle yaşadığın arasında bir boşluk kalabiliyordu. Kızıma onun öldüğünü söylemek beni epey zorladı. Onu sitenin bahçesine gömdük. Kızım ona su verecek ve onun için dua edecek. Bu gerçeği değiştiremeyiz, dedim. Çünkü o değiştiremediğim gerçekliklerle yaşıyordum. Mezarına ismini de yazdı. Aşağıya indiğinde mezarına su döküyor. 

3. Bu ara, hızlı okumalara ağırlık veriyorum. Yazı egzersizlerimi biraz daha disipline etmem gerekiyor. Öğretmenler için ustalarla tiyatro eğitimi vardı. Seçmelere katılamadım. Çünkü eğitimin saatleri çok geç saatlerde ve eve dönmem zor olacaktı. Üstelik eğitim, hafta içi oluyordu. Ona katılmayı düşündüm çünkü üniversite yıllarımdan kalan bir tiyatro geçmişim vardı. Mesela Deli Dumrul'un karısını oynamıştım sonra bir öğretmeni oynamıştım. Tiyatro heyecanı çok başkaydı, ekibimiz çok şekerdi. O zamanları hep sevgiyle anımsıyorum.

*

*serazad: Başıboş, hür, serbest, kafasına göre anlamında.

**
Sevgiler.

13 Ocak 2024 Cumartesi

Lena, Leyla ve Diğerleri


Ankara Ulus Küçük Tiyatro'da, arkadaşımın sürpriziyle izlediğim tiyatro oyunudur.

Kiev'li Lena'nın aşkı uğruna yaşadığı yeri bırakması ve İstanbul'un varoş mahallesinde yaşamasını konu edinir. 

Lena, bir bukalemun gibi bulunduğu yerin ataerkil zihniyetini benimser ve uyumlu bir Leyla olur. Ancak geride bıraktığı, içinde sürekli çatıştığı Lena onun peşini bırakmaz...

Kimlik kargaşası, baskıcı toplumların içinde belirmeye çalışan bireyler, özellikle kadınlara biçilen farklı roller altında ezilen, yok olan otantik benlikler...

14 Ekim 2023 Cumartesi

çember


Fon/ Zemin: Laciverte çalan bir mavi, turkuaz. Mavinin her tonundan bir tutam.

Şekil: Hayatın seni içine attığı çemberler. Çember içinde başka başka çemberler. Onların içinde nefes alan kendimi görüyorum. O masum kızı çok seviyorum. Öyle güzel, öyle güçlü ve inançlı ki....

Oraya gülümseyerek, karanlığın içindeyken bile görebildiğim ışık huzmelerini kuşanarak bakıyorum. Feri sönen gözlerime aldırmadan bakıyorum. Hayatta hiç bir şeye şaşırmıyorum. Her an her şey olabilir, herkes her şeyi yapabilir. Başıma gelenleri tekamül yolculuğuma ekleyerek duruyorum. Orada. Cumhuriyet Senfoni Orkestrası'nın yeni binasında geziyorum. Kızımla, yol arkadaşımla, sevdiceğimle, ışığımla... 

Güç seninle olsun, Yodaaa kalp kalp💓




22 Aralık 2022 Perşembe

Evgeny Grinko gecesi


20.12.2022

2022 hayallerimden birini yıl sonlanmadan gerçekleştirdim. 

Evgeny Grinko konserine gittim. 

Ekibi ve sahne performansı bambaşka bir boyuttu.

Onunla fotoğraf çektirmek için sıraya bile girdim:)

2022'nin en uzun gecesi benim için 20 aralıktı.

Teşekkür ederim.








“Her imge, dünyanın gerçekliğinden bir şeyler götürmeli, her imgede bir şeyler kaybolmalıdır… Sanatın ve ayartmanın sırrı budur. Michaux’nun sözleriyle, sanatçı “hiçbir iz bırakmama yönündeki temel itkiye var gücüyle direnen” kişidir.” (Baudrillard, Sanat Komplosu)

2 Aralık 2022 Cuma

teşekkür


Blog Mahallesi Maviye İz Süren'e yer vermiş, mutlu oldum, çok teşekkür ederim:)

Blog Mahallesi, blogları destekleyen değerli bir oluşum.


2010 yılında blog yazmaya başladım. Çocukluğumdan bu yana yazmak benim en sevdiğim eylemlerden biri. Bu blogun Gülce kızımla ilgili güzel bir hatırat olmasını istedim. 2013 yılında Bloglar Mahallesi blogumu en duygusal blog star seçmişti. Zamanla yazdıklarım kitap eleştirmenliğine, öykü yazarlığına evrildi. Blogumun ismini çok seviyorum. Kıymetli bir arkadaşım öykü dosyamı okurken, kitabının adı da Maviye İz Süren olsun diye fikir verdi. Bu ismi çok anlamlı bulduğunu ifade etmişti. Bu şekilde kitabımın adını da belirlemiş olduk. Bir ara blogu, zaman ayıramadığım için tamamen kaldırmayı düşündüm. Sonra bazı geçmiş yaşantıların tüm doğallıyla burada yer alması bu düşünceme engel oldu.  Eskisi kadar paylaşım konusunda aktif olamasam da, buradaki dostlarımı ve kaliteli paylaşımları özel buluyorum. Kendi kişisel tarihimin bir kısmını, fırsat buldukça  buraya kaydediyorum. Ara ara sosyal medyadan uzaklaşma özgürlüğümü kullanıyorum, o zamanlarda en çok blogumu özlüyorum:)



 

11 Haziran 2022 Cumartesi

sınıfımın mezuniyeti


 Geçen hafta içi sınıfımın mezuniyet törenini kutladık. Öğrencilerimle okuduğumuz ilkokula veda şiirimiz, rap müptelası olan erkek öğrencilerimle çıkardığımız Bilmem mi dans grubumuz, otuz kişilik sınıfın on kız öğrencisiyle hazırladığım Cici kızlar Ah kalbim dans grubu, salonu eğlenerek sallayan sevgili öğrencilerimin ve değerli velilerimin enerjisi çok güzeldi...

Vedalar buruk oluyor. Ama bu gerçeğe takılmadan, her veda yeni ve güzel bir başlangıçtır,  düşüncesiyle, coşku içinde kutladık mezuniyetimizi. Öykü kızım da sınıfımın Cici Kızlar dans grubunda yer aldı, o da çok eğlendi:)


El yapımı çocuk hikaye kitapları hazırladığım küçük yazarlarımı, bazı son derslerde rap dansı yaparak beni de coşturan halinizi, sınıfa girmeden masamı hazırlayan, beni benden önce düşünen saflığınızı, her zorlukta bir olma gücünüzü, bana her durumda yaşama sevinci veren sıcaklığınızı unutmayacağım...

Ufkunuz hep aydınlık, yolunuz açık olsun...



"İki yolu var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek." -Italo Calvino


23 Ocak 2022 Pazar

oui

 Kış

çiy damlaları

yok olmuş bir kırlangıcın şarkısını

söylüyor

masum kar kristalleri valste


Elmalı Turta

radyoda eski bir Fransız şarkısı çalarken

buğusu tütüyor fincandaki kış çayının

tabaktaki bir dilim elmalı turta

anıların ellerini tutuyor

çocukluk arkadaşınla bölüştüğün bir dilim elmalı 

turtayı hatırlatıyor


Ay

geceleyin gözü yaşlı bakmıyorum ona

bana gülümsüyor

ışığından bir bade sunuyor


Kitaplarım

-Neden bu kadar çok kitap okuyorsun?

-Yaşamı daha iyi okuyabilmek için. Dünyayı daha anlaşılır ve dayanılır kılmak için. Bir de..

-Bir de ne?

-Mutluluğu görünür kılmak için.






4 Kasım 2021 Perşembe

bir konser güncesi

 

30.10.2021 Cumartesi

O sabah hafta sonu tatiliydi, okul telaşımız yoktu. Annem: "Oğuzhan hikayesinde günaydın Ankara yazmış" dedi. Ankara'daymış, sonra internetten bakınca konser için buraya geldiğini anladık. Belediyenin açık hava konseriydi, çok kalabalık olacağı gün gibi açıktı. Ama annem: "Sakin bir köşede uzaktan da olsa canlı canlı dinleriz," dedi. Geçenlerde Evgeny Grinko'nun konserine bilet bulamayışı içine oturmuştu, Ankara'da giderek azalmaya başlayan güneşli gün sayısını hesaba katarsak, pandemi dönemindeki bu açık hava konseri onun için kaçırılmaz bir fırsattı. Babam da buranın yoğun trafik çilesinde iyi bir çilekeş olarak yetişmişti, o hengameye kendini atmayı kabul etti. Ablam, annem ve benim kadar Oğuzhan'a düşkün değildi ama o da konser sözünü duyunca çok sevindi.  Heyecanla hazırlanmaya koyulduk. O gün için yaptığımız dışarı planını değiştirdik. Oğuzhan'ın Kendime Sardım şarkısını çok seviyordum, klipte bebek havuzuna girdiği bölümü, onun hareketlerini komik buluyordum. 


Yollara düştük, Akm'ye yaklaşınca olağan trafiğe takıldık. Durmadan arabanın saatine bakıyordum, geç kalmak istemiyordum. Kapalı otoparkın uzun, labirent yollarında arabamıza uygun bir yer bulmak için epey döndük. En sonunda bahçeye açılan merdivenin yakınında bir yer bulduk. Bahçeden "Gel birazcık sola doğru, seviyorsan bana doğru." şarkısını gümbür gümbür söyleyen o muydu?  Babamın kucağında onu gördüm, gözlerim koca koca açılmış, şaşkınlıkla bakıyordum o tarafa. İlk kez bir konserde hem de sevdiğim bir sanatçıyı görüyordum. Annem ve ablam ortamın havasına çoktan girmişti, ablam telefondan kayıt alıyor, annem şarkısına dans ederek eşlik ediyordu. Kendime Sardım'ı söylemeye başlayınca annemin kucağında zıplayıp durdum. Üzerimdeki şaşkınlık geçmemişti. O şarkısındaki gibi çimlerde uzansak dedikçe, annemle babamın çimlere attıkları montlarının üzerinde uzanmaya başladım. Konserin geri kalan kısmını çimlerde uzanarak dinledim. Açık hava mı, o kalabalık mı, o şaşkınlık mı beni çarpmıştı? Anlayamadım. Hüzünlü şarkılarını, Hepsi Geçiyor şarkısıyla çok güzel bağladı. Sonra bir türkü söyledi. Konserde biri bayıldı, biri tişörtünü imzalaması için sahneye attı. O da tüm kliplerindeki kahve içen adam imajını aratmadı, beyaz kupasından durmadan bir şeyler içerek söyledi şarkılarını. Ekibiyle çok uyumluydu. Konserin kapanış şarkısı çok tanıdıktı...



24 Eylül 2021 Cuma

enerji patlaması:)


Çocuklar, sesler, yüzler. 
Karanlık bir tünelde oturmuş da beklemişler zamanın geçişini.

Zaman mı geçmiş onlardan, onlar mı zamanı ezmiş geçmiş? Belli değil.

Eskitmişler her şeyi. Eskitmişiz kendimizi. 
Tıpalanmış enerji. Bekletilmiş, yönünü kaybetmiş, savruk enerji. 
Belirsiz bekleme salonu karmaşasından kopmuş devasa bir devinim. 
O tünelde beklerken, akıtılmayan enerji artık duramıyor hiç bir yerde. 
Çocuklar, onlar, anlar, yüzler, sesler.
Okulda her gün çocuklarımın yaşadığı büyük enerji patlamasından sonra bir enkaz gibi eve dönüyorum.

Benim için ağlama günlük:)) Çünkü bu da geçecek, öyle diye diye somuruyoruz yavanlaşan bir ömrü..

Keyifli bir hafta sonu olsunnnn💙



5 Ağustos 2021 Perşembe

aşı oldum, bekliyorum


Bugün aşının ikinci dozunu oldun. Kahveni yaptın bekliyorsun. Bir zombiye ya da bir vampire dönüşmeyi. Farklı bir dilde meramını anlatmayı. Bütün acıların dili aynıdır, unutuyorsun. Profesör Y yazdıklarının cilası olsun diye, sana argo sözlük hediye etmişti. Nerde o? Bul onu. Kaybolan fark edilir. Her zaman yanında olan fark edilmez ya da aranmaz. Her zaman kendini hatırlatma. Kaybol. Bu sözcüğü duydukça dalıyorsun. Kaybettiklerine hayıflanıyorsun. Kaybettiğini sandıkların belki hiç senin olmamıştır.  Dalma, çık. Ya batarsın, ya çıkarsın kural bu kadar basit. Çık. Bir zamanlar sana arkadaş olan bir ağacın ruhunu hissediyorsun. 

Doğayı katledenlerin, binlerce canlıya yuva olan ormanları yakanların kuyruklarını titretmek ve nallarını havaya dikmek istiyorsun. İçindeki şeytanları salmak ve geçmişte kötülüklerle savaşan mitolojik kahramanların ruhlarını hortlatmak istiyorsun. Yeniden yeşertilen umutlarla o kadar yanan yer nasıl eski haline dönebilir? diye soruyorsun. Haberler, haberler, sosyal medyadaki vatandaş gazeteciliği, içindeki aktivisti  öldüren büyük iklim krizleri. Salgını, seli, yangını, bitmeyen kadın katliamları. İçin yanıyor. Bir korku filminde gibisin. Devamlı uzun yazılar akıyor. 

Aşı oldun bekliyorsun. Beynine, new world dedikleri yeni dünyanın dinmeyen felaketlerine dayanabilecek bir format atılsın istiyorsun. Pandemiden sonra okuldan, okumaktan kopan öğrencilerini ve kendi çocuklarını toparlamakta güçlük çeken bir anneye deva olacak güncel bilgiler istiyorsun. Eski bilgilerin yeniye uymuyor, okuduğun onlarca kitabın sarı kağıtlarını sıksan mürekkebinden doğru okunacak, işe yarayacak rafine edilmiş çok az cümle çıkıyor. Yetememenin kaygısını hissediyorsun. Yakılan, kaybolan her şey karşısındaki acizliğini görüyorsun. Bir vampir gibi şeytan ruhluların kanını içmek istiyorsun. Hayır hayır bunu yazarken bile tiksiniyorsun. Kötü insanların kanını içme düşüncesi bile mideni bulandırıyor. Bu ara çok mu korku-gerilim izledin kuzum? Hayat başlı başına bir gerilim zaten biraz romantik komedi izle. Romantik akşamlarda buhurdanlığını yak, kan içemezsin sen, meditasyon yap. Yağmura uyumlan. Yağmur yağsın diye dua et. 

Bekliyorsun, belki ağrıyan sol kolundan, sağ kolundan kanatlar çıkar ve uçarsın uzaklara. Sıyrılırsın kötü izlerden, küllerden. Belki de hiçbir şey olmaz yine akşam olur, gökyüzünün göğsünden yıldızlar fışkırır. Yanık kokularının içinde oksijen tüpüyle dolaşan insanları yazmaya devam edersin. Kendine kavuşmak için yine kitaplarla kurduğun düşsel bir evrende yatıp kalkarsın. Çünkü iflah olmaz bir düşçüsün sen. Hayata karşı geliştirdiğin bir refleks bu.









28 Temmuz 2021 Çarşamba

geçiyordu


Sıcak, turuncu günler. Çiçekli çarşaflar. Pencere önü minik serçeleri. Bedenindeki kan şekeri düşüklüğünü fark etmek. Görünen hastane yolları, Aşağı Eğlence tarafı kafa dağıtmacaları. Öykü'nün sıcağa dayanamayınca tavan yapan kaprisleri. Gamoş'un su ile onu yatıştırma fikirleri. Gülce'nin depreşen kedi sevgisi. Gamoşumla beraber uyumalar, ritüeller, Can'a kikirdemeler. Babamın diyabetle savaşı. Annemin güzel yemekleri. Buzlu kahveler, okuma saatleri. Çamların altında sohbetler. Tempolu yürüyüşler. Dost ziyaretleri. Ama arkadaşlar iyidir, etiketiyle storyde fotoğraf biriktirmek, çöl sıcağında neredeyse buharlaşacağını hissetmek. Memlekete yeniden dönmek, küçük yerlerin sıcaklığıyla hasret gidermek, serin Ankara'yı özlemek. Yol için arabada dinlenecek şarkı listesi hazırlamak. 









3 Kasım 2020 Salı

İlk edebi söyleşim


Parşömen Sanal Fanzin'de bugün kitabımla ilgili, İlk Göz Ağrısı söyleşim yayımlandı....

https://parsomenfanzin.com/2020/11/03/ilk-goz-agrisi-70-bahar-uysal-karakus-ve-maviye-iz-suren/


26.10.2020 Pazartesi günü "Maviye İz Süren" İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat programında yer aldı... 


27 Ekim 2020 Salı

mişaaa


Mişa'yı çok özlüyorlarmış. Mişa eski evlerinde bahçede oynadıkları en yakın arkadaşlarıymış. Bu şehre geldiklerinden beri değiştirdikleri kaçıncı evmiş? Eski ev tabiri biraz tuhaf geliyormuş. Çünkü bir şeyi eskitmek için çok kullanıp onun yerine yeni bir şey koymak lazımmış, ömrünü bitiren her nesne orada yaşanan duyguları da eskitmek gibiymiş. İnsan eskittikçe, tükettikçe tükendiğini çok sonradan fark ediyormuş. Evler, mekanlar ve bağlılıklar hepsi bir yana savrulabiliyormuş...

Yeni evlerine yerleşiyorlarmış ama her gün sofrada Mişa'dan bahsediyorlarmış. Küçük kız sabahları 'onu görmeye gidelim' diye tutturuyormuş. Bir gün annesi Mişa'nın ailesinin de taşındığını söyleme gafletinde bulunmuş. Bu fikre inanırsa onu daha çabuk unutur diye düşünmüş. Küçük kız, çizgi filmlerde bir şeye sinirlendiğinde gözlerinden su pınarı fışkıran çizgi karakterler gibi ayaklarını yere vura vura ağlamış. Babası zor sakinleştirmiş onu. Mişa'nın özlemini unutmak için her gün Barbie Evi ile oynuyormuş, Aç Tırtıl kitabını okuyormuş, o kadar çok kitabı okumuş ki sonunda o kitabı ezberlemiş. Büyük kız da bahçede annesiyle badminton oynuyormuş. Özlemi dindirmek için, yeni bir yere bağlanmak için yeni bağlılıklar edinmek gerekiyormuş bunun için de zaman gerekiyormuş. Büyük kız 'düşünme düşünme' diyormuş kardeşine.

Anne ve baba Kelebek'ten onlar için özel bir kitaplık almışlar. Anne, çocuk kitaplarını kendi kitaplığından ayırmış. Kitapları okşayarak, onların sayfalarını koklayarak tozlarını alıyormuş. Evde bangır bangır Plüton Sakinleri çalıyormuş. Anneleri Düş Sokağı Sakinleri'nden sonra Plüton Sakinleri'ne sarmış. Pandemiden sonra herkes bu gezegenden fazlaca soğuyunca başka gezegenlerin düşlerindeki ezgilerde hayatı tonlamak daha cazip geliyormuş. Babaları yeni bir ev düzenini kurduğu için pek mesutmuş. Akşamları manzaraya karşı balkonda oturduklarında, 'dört beş katlı evlerin içinde yükselen bu apartmanın yalnızlığını yaz' diyormuş anneye. Anne balkondan gökyüzüne bakıyormuş, gökyüzünden ışıklı uçaklar geçen bu yeni evde Virginia Woolf gibi kendine bir yazı odası ayırmak istiyormuş. Bazen her şey çok sahici gözüküyormuş...

26 Ağustos 2020 Çarşamba

çığlık


 "Edvard Munch gökyüzünün çığlık attığını işitti. Munch bu çığlığın resmini yaptı. Bugün tablosunu gören herkes kulaklarını tıkıyor. Yeni yüzyıl çığlık atarak doğuyor." Eduardo Galeano



17 Kasım 2019 Pazar

tükenmez kalem


Bitmiş bir tükenmez kalemin ucunu düşün. Kalem yazmıyor ısrarla yarım kalan bir sayfadaki yazıyı tamamlamaya çalışıyorsun. Ucu bitmiş bir kalemle sayfaya yazıyorsun ve yazılar okunmuyor. Okunsun istiyorsun, çırpındığın nice bedbin halin bilinsin istiyorsun. Ama nafile... Kalem bitmiş, yazı yarım kalmak zorunda, anlamıyorsun... Tükenmez kalem diye satılan bütün kalemlerin tükendiğini görmüyorsun...


6 Mart 2018 Salı

Öykü Gazetesi Mart 18. sayı


Merhabalar nasılsınız☺

Bloguma uğramayalı yine aylar geçmiş, zaman su misali akıp gidiyor.
Küçük bir bebekle uğraşmak başlı başına bir sorumluluk ve enerji gerektiren bir iş.
Ondan kalan zamanlarımda da okuma ve yazma işleri, olabildiğince yani.
Ruhumu bu şekilde dinlendiriyorum, arındırıyorum ben de :)

Can Yayınları'nın aylık olarak çıkardığı Öykü Gazetesi'nde bu ay bir öyküm var, haber vermek istedim.
Sevgilerimle..💗






2 Ocak 2018 Salı

yılbaşı sürprizi


Bazen uzaklar gerçekten uzak değildir, bazen de yakınlar gerçekten yakın değildir.
Mutluluk sürekli olan bir şey değildir, o gizlidir hayatın bağrında.
Onu bulman, yaşatman gerekir.
Bazen bir çocuğu sevindirmekte gizlidir mutluluk, bazen soğuk kış günü içilen sıcacık bir çorbadadır, bazen de bir dostun derdini bölüşüp onun yalnız olmadığını hissettirmektedir.

Blogumun bana kazandırdığı güzel arkadaşlarımdan Özlem, küçük mektup arkadaşı Gülceme çok tatlı bir yılbaşı sürprizi hazırlamış, çok teşekkür ediyoruz kendisine.

Hepinizin yeni yılını kutluyorum, dostlukların sıcağını hissettiğiniz güzellik dolu bir yıl diliyorum 💓