30 Ocak 2016 Cumartesi

The Revenant, Diriliş 2015

- 22 yorum


Film Künyesi:

Yönetmen:  Alejandro González Iñárritu
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Tom Hardy, Domhnall Gleeson..
Tür: Western, macera
Ülke: ABD

Hugh Glass kürkleri için hayvan avlayan bir tuzakçıdır. Avlandıkları bölgede kızılderili bir kafilenin yanı sıra Fransız birliklerinin dolaştığı başka bir kafile daha vardır. Bu kafileler arasında bitmeyen bir güç ispatlama yarışı söz konusudur. Bir gün Glass, karşısına çıkan büyük bir boz ayı ile amansız bir mücadeleye girer ve büyük bir yara alır. Yaralı haliyle grubundaki arkadaşlar onu terk eder. Bu olaydan sonra başlayan yaşam savaşı 19. yüzyıldaki Amerika'nın doğasına, gizemine ve tehlikeli oyunlarına davet ediyor izleyeni. Vahşi batı filmlerini sevenler için oldukça anlamlı bir film...
Devamı >>

28 Ocak 2016 Perşembe

Ters Düz - Mert Ofluoğlu

- 12 yorum

Blog aleminin Kafa Dergisi Mert’in kitabı yakın bir zaman öncesinde edebiyat dünyasına merhaba demişti. Bitirmem gereken kitaplar, değerlendirmeler, okul, ev derken nihayet sömestr tatili başladı. Ben de tatil gevşekliğinde rahat rahat okudum Ters Düz’ü…:)

Altın Bilek Yayınları’ndan yayımlanan bir kitabı ilk kez okuyorum. Bu yayınevinin baskı, dizgi kalitesini ve kapak tasarımını beğendim. İçerik olarak kitap otuz bölümden oluşuyor. Bölümler arası geçişin zamanlaması iyi ayarlanmış.

Konuya bakacak olursak; kitabın kahramanı Ece Duman, Bozbalık Köyü’nde doğmuştur. Annesi onu doğururken öldüğü ve sonrasında babası başka bir kadınla evlendiği için çocukluğu pek iyi geçmemiştir. Ece on yaşına geldiğinde, üvey annesinin hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul’daki teyzesinin yanına taşınır. Sonraki hayatı İstanbul’da geçen, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen Ece artık yirmi sekiz yaşında ve yakında kitabı çıkacak olan bir yazardır. Yıllar sonra bir gün, amcası Ece’yi arar ve babasının kaybolduğunu haber verir. Bu durumu öğrenen Ece, on sekiz yıl sonra Bozbalık Köyü’ne döner.  Orada üvey kardeşleriyle tanışır.

Bir doğa harikası olan bu küçük köyde kahramanımız babasının kayboluşu ile ilgili herhangi bir ize rastlayabilecek midir? Bu sorunun peşinde okuyucuyu tesiri altına alan kitaptaki olay örgüsü beraberinde, günümüz insanının karmaşıklaşan ilişkilerini, metropol kentleriyle doğayla iç içe olan küçük yerlerin karşılaştırmalarını, geçmişte yapılan hataların geleceğe yön veren farklı  uzantılarını, ihanetin masum insanları lekeleyen kötücül güçlerini de aktarıyor okuyana. Bu konuların yanı sıra, bir yazar olan kahramanın kitaplarını yayınlatma konusunda yaşadığı sıkıntılara, yayınevlerinin edebiyattan uzak salt ticari amaçları benimsedikleri gerçeğine, çağımız edebiyat dünyasındaki kirliliğe, yozlaşmaya belli yerlerde göndermeler yapılıyor. Kitabın sonunda düğüm çözülüyor ve herkes yaptığı hataların bedellerini çeşitli şekillerde ödüyor. 

Hayatın gerçeklerinden yola çıkan, insanın zayıf yönlerini gözler önüne seren Ters Düz’de yalın ve akıcı bir dil kullanılmış. Her bölümde merakın katlanarak arttığı kitabı çok kısa zamanda bitirebiliyorsunuz. Yörenin halk dilinde kullanılan kendine özgü sözcüklerini öğreniyorsunuz. Karadeniz’in yeşil ve mavi ile bütünleştiği muazzam görüntüsünün içinden küçük bir kesit olarak yansıtılan Bozbalık Köyü’nde o yöre insanının kültürüne, yaşam tarzına ve mutfağına aşina oluyorsunuz. Kitabın son kısmında bahsettiğim bu değişik sözcükler için terimler sözlüğü yer alsaydı iyi olurdu diye düşünüyorum. 

Serinin diğer kitapları için genç yazarımıza başarılar diliyorum.
Keyifli okumalarımız olsun…:)
Devamı >>

25 Ocak 2016 Pazartesi

Kelebeğin Rüyası, 2013

- 16 yorum

Film Künyesi:

Yönetmen: Yılmaz Erdoğan
Oyuncular: Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat, Yılmaz Erdoğan...
Tür: Dram

Bir madenci kenti olan Zonguldak'ta yaşayan iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu memur olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışan iki sıkı dosttur. İkisi de şiire tutkundur. Belediye başkanının kızı Suzan'ın iki genç şair arasındaki arkadaşlığı bu şiirsel dünyaya farklı bir ivme kazandıracaktır. Savaş yıllarında bulaşıcı hastalıkların nüksettiği bu zorlu dönemde iki gencin  bu çetin şartları zorlayarak yazıya olan bağlılıkları insanı yürekten etkiliyor. Hele bir de şiirlere meraklıysanız, dünyayı incelikli noktalardan kuşatan bir yüreğe sahipseniz bu gençlerin öyküsünü izlerken göz yaşlarınızı tutamayacaksınız... İki şairin en büyük hayali şiirlerinin Varlık Dergisi'nde yayımlanmasıdır. İçlerindeki şiir aşkı şartlara yenilecek midir? Salgın hastalıklar bu iki naif insandan uzak kalabilecek midir? Yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı iki gerçek yaşam öyküsü, Kelebeğin Rüyası...

"Sevgili şair, belki de sen haklısın. Susmak en iyisi. Unutmak değil de belki hatırlamamak mümkündür."
"Günün birinde ermiş, rüyasında kelebek olduğunu görmüş. Uyandığında kafası karışmış. Kendi kendine şöyle demiş: ‘Ben mi rüyamda kelebek olduğumu gördüm yoksa kelebek mi rüyasında ben olduğunu gördü?"

Hülasa

Ben ölsem be anacığım
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösümü bakkal
Borcuma mahsuben...
Ya aşklarım
Ya şiirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karşı
Nasıl bakacaksın insan yüzüne
Hulasa anacığım
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni
Çıplak gideceğim

Rüştü Onur


Bilmediğini Biliyorum

Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan..
 
Bel ki diyorum kendi kendime.!
Belki öldükten sonra
Mümkündür yaşamak.!

Muzaffer Tayyip USLU

Devamı >>

24 Ocak 2016 Pazar

içre

- 8 yorum

ipek atlasın kıvrımında açtım
coştum bulutlarla
söyledim rüzgarla
güneşle açıldım çiçeklerde
yelkenlisiyle ufka karışan
seyyahların seyir defterine yazıldım
ak hayallerin devamı vardı orada

suyun ortasında kaldım
ahir zamandı
herkesin sesi kısıktı
yüzleriyle konuşan
ağızlarını oynatan
konuşamayan
insanlar kafilesi vardı
ürperdim

büyük kervanlarla yürüdüm
bir yağmur menzili için
suskunluğun içresinde vardım toprağa
taifsizdi yollar toprağın kokusu vardı
dünya kapatmıştı tüm perdelerini
süt beyaz sabahlar kana bulanmıştı
adım bir devinim sergüzeştinden silinmişti




Devamı >>

22 Ocak 2016 Cuma

efendimiz acemilik

- 14 yorum

“halbuki acemilik. efendimiz acemilik. bir taş alacaksınız. yontmaya başlayacaksınız. şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinizden. bir başka taş, bir başka daha. sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. belki başkaları sever, tamamlar. ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız, korkunuz, yenidir, tazedir. başaramamak endişesinin zevkiyle çalışacaksınız.

gelin böyle yapın demiyorum. durduğum yerde kalmaktan korkuyorum. şiir bir sanat olayı değildir. bir yaşama çabasıdır önce. yaşadığımıza tanıklık eder. her gün yeni bir dünya içinde, her gün yeniden ve başka etkilerle duygulanan insan, her gün bunları yeni biçimlerle söylemelidir.

“belki de asıl ustalık budur,” diyordu bir başka yazısında, “her zaman acemi olmayı bilmek.”
(…)”


                                   

Turgut Uyar'ın bu satırlarıyla yoluna devam eden Acemi Dergisi'ndeyim...


Su yorumcularına II

biz bir parça acemi bir su yorumcusuyuz 
öteden beriden dayanıklılık taşırız durmadan 

ellerimiz bir türkü gibi öyle, kendiliğinden 
uzun bir gündüzü farkedenlerin en sonuncuyuz 

ay batar, çünkü rüzgar bir menekşeye dönüşür, biliriz bunu 
çünkü mavi gözlü ve deli sekiz kardeşin onuncusuyuz 

ah büyük tarla, ah büyük deniz, ah büyük çalgı, bil! 
senin en son alacağın biçimin sabırlı yontucusuyuz 

sezgilerimiz ve ellerimiz sonsuz bir alışkanlık gibi. ilerde 
aşkın ve tüberkülozun ve uranyumun bulucusuyuz 

karalarımız ve aklarımız bir duvarı yıkmaktır, anlatılır 
biz, çılgın bir yürüyüşün en tetik yolcusuyuz 

eririz tükeniriz, toplanır yaratırız. bu bize aşktır 
biz belki de en uzun yaşamalı bir su'yuz 


Turgut Uyar
Devamı >>

21 Ocak 2016 Perşembe

inkıta

- 10 yorum

Büyük bir kıtadan ayrılan küçük bir toprak parçası gibi, bölünüyor her şey. Bir bölünüş ağır ağır belirginleşiyor her şeyde. Sükunete vukuf olan bir dua gibi ağarıyor siyah... Ansızın eski bir neyin sesinde kalıyor şarkı, kesiliyor.. Bir inkıta vakti... Yağmura meydan okuyan, dağların gücüne mazhar olmak isteyen efsunlu bir yol ayrımı... Gün ufkunda sönüyor, akşam alacasında yutkunuyor insanlar... Geçiyor her şey, birer birer azalıyor ve bitiyor...

Eskizlerini çiziyor, yaşamak adlı savaşın. Her güne uygun kahramanlar buluyor. Sokaktan geçen insanları konuşturuyor, kafasında türettiği senaryoları oynatıyor. Bitimsiz, iç ses... Onun kah dikenli yollarında, kah pamuk şekeri kokan mevsimlerinde dolaşıyor. Hiç bir eskiz uymuyor gerçeğe, hiç biri yaklaşamıyor ona.. Gerçek neydi, neye göreydi?

Bazen yürüme kabiliyetini kaybettiren o kazanın enkazı sanıyor yarım gövdesini. Aynalardan kaçıyor, insanlardan kaçıyor. Ağlayarak uyandığı günlerin sabahlarını geride bırakalı çok oldu. Alıştı yeni haline, kabullendi zamanla... Zaman her şeyin ilacı diyorlardı, zaman ona da devalarını sunmaktan çekinmedi. Beterin beteri vardı, daha ne olsundu, çok büyük bir kazaydı buna da çok şükürdü...

Sardunyalar kuruyor saksılarda, ayaza yenik düşüyor. Üzülüyor sardunyalara, donuklaşıyor, kafesteki kanarya boynunu bükmüş bakıyor. Duvarda eski fotoğraf çerçevelerinin yan tarafına sarınan sarmaşık, bağlanmayı dillendiriyor. O ise, bazen çiçek çiçek gezen bir arının tüm bahçeden toplanması gibi, çiçeksiz yaşamayı kendine seçmesi gibi bir yok oluşa bırakmak istiyor kendini. Dayanamıyor... İnsanların tutmayan ayaklarına acır gibi bakmalarına dayanamıyor. O da kimi vakit, sardunyalar gibi yenik düşüyor insanların ayazda yapayalnız, sözcüksüz bıraktıran hallerine.. Pencereye uzanıyor tekerlekli sandalyesiyle. Dışarıyı izliyor. Bir yer, bir gök; bir gök, bir yer... Sahte var oluşların gri gömütlüklerinden aşırdığı yaşam sevinçleri damla damla yağıyor toprağına. Durağan bir akşama varıyor. Mutfaktan kokular geliyor burnuna. Annesinin sesi karışıyor gürültülere. Kapıyı çalan komşu bir tabak yemek getirdi galiba, diye içinden geçiriyor.

Sessiz sedasız kalıyor bir süre. Duruyor öyle, hiç bir tedaviye yanıt vermeyen ayakları gibi. Geçiyor masanın başına eskizlerini çizmeye koyuluyor yeniden. Bir sabah, bir akşam güftesiz bir tekerrüre nail oluyor hayat. Doğanlar-ölenler, sevilenler-sevenler, gidenler-gelenler, bulunanlar-kaybolanlar, kaybedenler-kazananlar bir bir asılıyor kağıtlarına. Yaşam yürüyor işte. Orada kimsenin görmediği kağıtlarda. Kendi oluyor o da, daha çok kendi, yalnız kendi... Uzağa savruluyor tüm bağlanışlar, tüm yükümlülükler, tüm eziklikler... Özgürlük evet özgürlük bu olmalı! Bir kağıdın üzerinde kendince konuşturmak hayatı. Onların, şunların, bunların görmesine lüzum kalmadan. Lüzumsuz salt yaşamak. Her şeye rağmen, yine de yaşamak...

Mahkum olduğu tekerlekli sandalye ile mutfağa doğru yöneliyor. Annesine kapıyı çalanın kim olduğunu soruyor. Kendi olmadan ezbere yaşamaya koyuluyor, unutuyor her şeyi bir anlık da olsa. Biliyor ki, bir tek beyaz kağıtların ve kalemin ucunda özgürlük. Ayaza yenik düşen sardunyalarda değil de, duvara sarılan özgürlüğü tadan bir sarmaşık gibi olmanın her yana dağılan tohumlarında hayat...





Devamı >>

19 Ocak 2016 Salı

kış güneşine

- 22 yorum

ıslak şiirlerimi astım uslu kış güneşine
gözlerimi diktim ufkun en uzağına
yarına uyanmamış düşler var dedim
yüksünmedim hayata
gündüzler sağır geceler birer vurgun
dünya sağlam pabucunu arayan bir düşkün

sabahın seheriydi kuşlar uyanmamıştı
bir çiğ tanesi düşmüştü yaprağa
sokaklar ışıklarını söndürüp göz kırpıştırıyordu
gökyüzü mavi kalacakmışçasına  gülüyordu
tufanlar bitmişti kimseler yoktu
loş sabahta anlam eskicisi uyanmıştı
anları sevgiyle kucaklamak adına
unutulmuş bir anlam aldım ondan

içinde sen yoktun

Devamı >>

16 Ocak 2016 Cumartesi

korunak

- 14 yorum

Burada kalmalı acı, başladığı yerde, sürgitleşmeyi unutmalı.
Dik durmak zor olsa da yürünen yollarda kalkmalı düşülen yerden...
Tutulsa da ay, güneş bulutlansa da, yağmur sussa da, fırtına her yanı savursa da içindeki ışıklar korumalı naif yüreğini...
Dünyayı incelikli kılmalı tükenmeyen sevgin...
Karanlığa teslim olmayan bir korunağın olmalı büyük kalbinde...


Devamı >>

14 Ocak 2016 Perşembe

bugün

- 16 yorum

bir gün sen geçmiş oldun,
ben gelecek.
bir gün sen gelecek oldun,
ben geçmiş.
gece ve gündüz sayıklamaları,
ruh ve beden ayrılıkları,
gizlenilen sahte kaçışlar,
buluşamadık bugün de...


Devamı >>

10 Ocak 2016 Pazar

Kırmızı Rugan Ayakkabılar - Stella Vretou

- 26 yorum

"Ne verirsen hayattan onu alırsın. Adil ol, sana saygı duyulsun istiyorsan sen de insanlara saygı göster"

"Gerçek hayatın renksiz bir temsilini yaşamaya mahkum olmuş biriyim ben. Her gün koca bir "hiç" ile karşı karşıya kalmak zorundayım. Hayatı yaşamıyorum, kitaplarımdan okuyorum. Şimdi beni kendi halime bırak."

Bir Rum ailesinin dört kuşak öncesine dayanan tarihi ve sıcacık aile yolculuğu...
Kırmızı Rugan Ayakkabılar ile ilgili ayrıntılı değerlendirmem ve çocuk edebiyatından Canavarlar, Curcuna ve Kahraman Kardeşler kitap yorumum ocak ayı Ayraç Dergisi'nde...

Devamı >>

9 Ocak 2016 Cumartesi

hayalperest

- 28 yorum


Ben daha büyümemişken, hani dünyayı tanımamışken bir denizaltı almalıydı babam. Gezinmeliydik onunla denizin görünmeyen o gizemli aleminde. Fersah fersah açılırken denizlere unutmalıydık dünya telaşını, su altı canlılarıyla konuşmalıydık...

Yeryüzüne tahammül edemiyorum artık... Unutmuyorum onun oyunlarını, aklımda diyorum bile bile lades diyor hep... Kaybediyorum oyunlarını, aldanıyorum... Durup dinlenmeden başka alemler düşlüyorum, başka gezegenleri merak ediyorum... Gün geçmiyor ki aynı halde yeniden bulmayayım kendimi. İnsanları tanıdıkça daha çok sarılıyorum yalnızlığıma. Daha çok seviyorum sessizliği. Sevgi adına bağlandığım insanların adları nerede kalmıştı, yüzleri nasıldı? Onlar için katlandığım her şey ne kadar anlamsızmış, ne kadar boşmuş yaptıklarım...
Öyle kırgınım ki... Bazen içimde incinmekten yorulan, ağlayan çocuğu hissetmemek için oyalıyorum sanki kendimi. Ama kaybolmuyor o biriken acılar, hiç bir yere gitmiyor. Gittikçe de tortullaşıyor...

Yaşadıkça görüyorum her türlü kötülüğü ve yaşanan, bir şekilde duyduğum her acıyı her yanımda hissediyorum. Yakarışlarım bitimsiz, gecelerim kimsesiz. İnsanların bencilliğine yenildi aşk, sevgi, iyilik. Düzenin getirmek istediği insan profiline mi yaklaşıyorum, duygularını kaybetmiş, düşünmeyi unutmuş, dünyadaki her şeyi kanıksamış bir insan mı oluyorum?
Korkuyorum... Korku, tedirginlik, endişe çağımızın bulaşıcı hastalığı gibi.

Yine de bir gün inanıyorum kötülük yapmaktan da sıkılacak insanlar, öldürmekten de yorulacaklar... Bir gün kötülüğün, savaşın gücüne ve nefsin azgınlığına kanan insanlar yalnızca vicdanlarının seslerine kulak verecekler. İnanmasam buna, nasıl her gün yeniden başlarım?

Çok mu hayalperestim? Belki de.








Devamı >>

7 Ocak 2016 Perşembe

Odisseus Elitis

- 8 yorum


VIII 
Öyleyse söyleyin güneşe, 
Yeni bir yol bulsun kendine 
Onurundan bir şey yitirmek istemiyorsa eğer- 
Yeryüzündeki yurdu artık karardığına göre; 
Ya da toprak ve suyla yeniden başka bir yerde 
Söyleyin güneşe yeni bir yol bulsun kendine 
Bakmasın yüzüne bir papatyanın bile 
Söyleyin papatyaya yeni bir erdenlikle açsın 
Ona yaraşmayan parmaklarla kirlenmesin diye! 
Devamı >>

3 Ocak 2016 Pazar

perfect sense-yeryüzündeki son aşk

- 28 yorum

Filmin Künyesi :

Yönetmen: David Mackenzie
Oyuncular: Ewan McGregor, Eva Green, Lauren Tempany...
Tür: Bilim-kurgu, dram, romantik
Ülke: İngiltere
Yapım yılı: 2011

Filme dair...

Bu filmi dergi okurken not aldığım kağıtlarımdan birine yazmışım. Hangi dergide bahsediliyordu bilmiyorum ama kadroda Eva'yı görünce tamam izleyeyim dedim :)

Michael bağlanma sorunu yaşayan aşçılık yapan bir erkek, Susan ise işini ciddiye alan ancak ilişkilerde kendini hep korumayı seçen o nedenle kolaylıkla düzenli bir ilişki yaşamamış bir doktordur. Michael ve Susan'ın yolları küçük bir tesadüfle kesişir. Bu sırada dünyada ağır bir üzülme, buhran hali ile başlayan, insanların duyularının yitirilmesine neden olan salgın bir hastalık hızla yayılmaya başlar.

Şiddetin arttığı, sevginin geri planda kaldığı, insanların yeryüzünde kötü anlamda farklılaştığı, tabiatın dengesinin bozulduğu bu kokuşmuş çağda bu ikilinin aşkı yaşayabilecek midir?
Bilim kurgunun ve romantikliğin bütünleştiği bir film... Çok beğendim mi? Fena değildi :)
Devamı >>

2 Ocak 2016 Cumartesi

belki

- 14 yorum

kanadı yoktu uçamazdı
bitmeyen hasretliği vardı kırlangıçlara
kelimelerin kanatlarıyla dolaşırdı sayfalarda
bir ses kalmazdı ıslak kederlerden
gecelerin ışıksızlığına inat yaktığı mumların
izleri kalırdı ellerinde

dünya iyi bir yer değildi
çiçeklere benzeyen hayallere uzaktı

salkım söğüdün gölgesinde büyürdü doyurmayan sevgi
tekinsiz yollarda herkes kendine sürgün olurdu
kalpler korunaklı, niyetler pazarlıklı
izi sürülen hikaye hep hüzün kokulu

belki başka bir yer, başka bir rüya bekliyor onu
yalnızlığın zehrini akıtmış sarmaşığında


Devamı >>

blog yıl dökümü

- 30 yorum

- 2015 yılında blogda yayımladığım kitap etiketinde yer alan 57 adet kitap okumuşum, dergide ekim ayında yazmaya başladım. Dergi için okuduklarımı blogda yayımlamadığım için onları ayrı tutuyorum.

- 2015 yılında sinema güncem adlı etikette 63 adet film izlemişim ve blogda küçük notlar şeklinde tanıtmışım. Blog izleyici sayım 650'den 613'e düştü. Bunun nedenini anlamadım sanırım birçok blogda aynı durum yaşanmış.

- 2015 yılında Ayraç'ta yazmaya başladım, Berhava Öykü'de bir öyküm, Siyah Sanat Dergisi'nde bir yazım, Acemi Dergisi'nde bir şiirim çıktı. Ayraç'ta her ay yazmaya devam ediyorum. Yazının içinde olduğum bu gelişmeler benim için önemli.

Blogda yorumcularım yıllardır tanıdığım arkadaşlarım. Çok yorum alan bir blogum yok insanlar çok yorum alan bloglara yorum yapmayı, blogda özel yazışarak yani yorumlarını yayınlamadan ya da yorumda sohbet ederek izleyici kitlesini sürekli elinde tutuyor ya da arttırıyor. Çalışan bir anne olduğum için bloga çok vakit ayıramıyorum ama insan yazdıklarını burada paylaşınca okunsun da istiyor. Bu konuya bir süre çok kafamı taktım ama bu yeni yılda kafamı takmayı düşünmüyorum. Yazılarım okunsun ya da okunmasın ben yine de yazmaya devam edeceğim. Yazmak benim için başka bir dünya. Zaten dünya haksızlık dolu bir yer, blogda ya da başka şekilde okurlara ulaşmak popüler olmak da biraz şans işi. Kesinlikle emek verip, kafa yorup yazanların burada hak ettiği değeri bulduğuna inanmıyorum. Çok yorum alan yazı iyi bir yazı değildir ya da az yorum alan bir yazı kötü bir yazı değildir. Bir anda yıl dökümünden iç dökümüne bağladım, neyse herkesin canı sağolsun :)

Geçen yılda ve daha önceki yıllarda bloguma yorum yapan, destekleriyle yanımda olan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Umarım bu yıl yazı ve edebiyat açısından kendimizi daha çok geliştirebileceğimiz bir yıl olur...



Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram