15 Kasım 2015 Pazar

meşe öyküleri III


Güneşin cılız ışıkları kalın güneş perdesini aşıp masasına vuruyordu. Sarı sayfalı eski kitabını kapattı. Gözlerini iki parmağıyla ovaladı. Elindeki kalemle bir şeyler karalamaya başladı, yazmayı yarım bıraktığı sayfalara. İlkokulda güzel yazı defterinin kenarına yaptığı süslerden, çiçek desenlerinden bir kaç desen çizdi...

Günlerdir uyku girmiyordu koyu kahverengi gözlerine. Sabahları penceresinden gözlerinin ulaşabildiği ufkun en uzak noktasına bakıyordu. Bugün de toz bulutu içindeydi kent. Toz bulutunun hakim olduğu gri, kahverengi karışımı iki renk. İnsanlar sabahın erken saatinde uyanıyorlar, koşuşturuyorlar, günü kurtarma telaşında yaşamak oyununu oynuyorlardı. Birbirlerini görmüyorlardı ve durmadan toz yutuyorlardı. Gittikleri suyu çoktan boşaltılmış havuzu olan parkların içindeyken bile kahverengi bir göğün eşlik ettiği fotoğraflar çekiyorlardı. Güz fotoğrafları.. O anın değerli olduğunu hissetmek için, belki de o an geçti ama bak işte yaşadım ben demek için telefon hafızalarına sığacak yalancı fotoğrafları biriktiriyorlardı.

O ise, çarşının boydan boya uzanan yolunda gidip gelen insan kafilesinden biriydi işte. Gözleri görünmez bir kente bakan, onun içinde ufak bir gerçek kırıntısı arayan bir dünyalıydı. Belki de yaşadığı yer bir toz bulutundan başka bir şey değildi. Toz bulutu bir dağa değmek ya da bir yağmur olmak istiyordu.. Rodin'in düşünen adamı gibi kalabalık bu dünyanın içinde bir yer edinmek, bu kalabalık dünyanın balık hafızalı kafasında ufak da olsa iyi bir şekilde anımsanmak istiyordu... Yürüdü yol boyu, yine toz yuttu. Akşamları girdiği astım krizlerini yeniden yaşamamak için, bu havada bu yerde bu güzde giyinmiş olduğu hüzünlerin dışında yürümeliydi oysa.. Çetrefilli duygu istilalarının sığınağı gibiydi.. İnsan istese kurduğu dünyadan kaçabilir miydi? Bir döngü yaratan evinden, sahip olduklarından yani sahip olduğunu sandığı her şeyden bir anda uzaklaşabilir miydi? Bu tozlu kentin görünmez kahramanlarından birinin söyledikleri ne kadar önemliydi ki... Kim dinlerdi ki? Peki bu bitmez, doymaz, kendini yineleyen anlatma güdüsü neyden ileri geliyordu? Hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Sokağın köşesindeki aktara girdi, annesinin yazdırıp zorla eline tutuşturduğu kağıda baktı. Bir tutam karanfil, bir tutam tane karabiber, bir demet de ada çayı aldı ve çıktı. Tozlanmış dükkan camekanlarına baktı, gülerek yanından geçen birbirleriyle şakalaşan liseli delikanlılara..

Kısa bir mesafe sonrasında, büyük bir  kitapçı dükkanındaki ilan dikkatini çekti. Durdu. "Kitap basımı yapılır" diye yazıyordu ilanda. Yıllardır yazdıklarını paylaşacak bir yer bulamamıştı. Hayallerinin kitabını çıkarmak ise, bu şartlarda zaten oldukça zordu. Bunca edebiyat karmaşasının içinde kaybolmaya yüz tutmuş bir sesten başka neydi o? Kitapçıya girdi ve kitap basımı ile ilgili bilgi aldı. Not defterine küçük notlar düştü. Kitabını sadece kendisi için bastırmaya karar verdi. Yazdıklarını sadece kendi için bastıracak sadece kendi okuyacaktı.

Kitapçıdan çıktıktan sonra şehrin göbeğindeki Mimar Sinan Kültür Parkı'ndaki bizim yaşlı meşe ağacının altındaki ahşap banklardan birine oturdu. Toz bulutlarına baktı, parkta sallanan çocuklara, birbirini kovalayan kuşlara... Sessizliğin içinde haykıran çok sesli düşüncelerine daldı. Altında oturduğu meşe ağacına düşüncelerini anlattı, günaşırı kurduğu uzak ülkelerin esamelerini fısıldadı ona.. Rüyalarından uyandığında aklında kalan şiir mısralarını ve ilk aşkını kaybettiği bir ekim gününün yasını... Sustu... Meşe ağacı yapraklarını döktü... Yanına düşen kuru yaprağı eline aldı. Yaprağın ince çizgilerine baktı. Dökülen yapraklarıyla belki de onunla doyunca konuşmak istedi meşe ağacı... Konuştu meşe ağacı ancak duyamadı genç adam.

16 yorum:

  1. Toz bulutundan başka birşey değiliz belki de..
    Meşe öykülerinde farklı insan kareleri, onları duyumsayabilmek ve bizden birilerinin olduğunun ayırdına varmak iyi geldi . . En çok ince detayları seviyorum yazılarında♡♡ :-*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hakikat ayrıntılarda gizlidir derler, teşekkür ederim elsacımm :)

      Sil
  2. Öykünün üç bölümünü birden okudum. Çook güzel. Kalemine yüreğine sağlık.

    Devamı gelecek di mi? Merakla bekliyorum :)

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili çınar her öyküde meşe ağacının tanık olduğu farklı insan yaşanmışlıklarına dokunmaya çalışıyorum, beğenmen mutlu etti beni, teşekkür ederimm :)
      devamı olacak eveet :)
      sevgiyle..

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. böyle dönütler alınca çok seviniyorum, teşekkürler :)

      Sil
  4. Mavi! :) Özledim burayı! Bir süredir yoğunluktan girememiştim... İşte geldim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahh mertcim biliyorumm yayınevinde sabahlıyorsun, emeklerin boşa gitmesin, merakla bekliyorum Tersdüz'ü, arada böyle ses versen de yeter, teşekkür ederimmm, hoş geldinn :))

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. merhaba tatlımmm geleyim almaya, teşekkür ederim :)

      Sil
  6. Sarı sayfalı kitaplar ne severim..
    Çok görüyoruz değil mi anında parlayan flaşları. Ben önce bakıp sonra çekerim çekersem. Ki böyle müzedir akvaryumdur gibi yerlere gidersem nerdeyse hiç fotoğraf çekmiyorum. Fotoğraf çekinmeyi de sevmem zaten deyip bu gereksiz bilgiyi de ekleyeyim buraya, heheh :))
    Güzel yazı yine :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sarı sayfalı eski kitaplar çocukluğumu çağrıştırıyor nedense :)
      fotoğraf tutkunluğu her yerde fazlaca var, ben de kitapları daha çok çekiyorum :)
      teşekkürler, sevgiyle..:)

      Sil
  7. bak bu bölüm çok iyi valla. gündelik yaşamın yansıması ama edebi gözlen. astımlı olan da işte marsel proust yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))
      astımlı marsel, yine çok güldüm :)

      Sil
  8. sen bu işi iyi beceriyorsun
    https://www.youtube.com/watch?v=KQ-xl3pErkI

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim, sevindim :)
      güzel bir türkü..

      Sil

 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram