21 Temmuz 2014 Pazartesi

Biraz tatil :)

- 34 yorum
Önce sevdiklerimi ziyaret etmenin, onlarla zamanı anlamlı kılmanın
ve sonrasında maviye iz sürmenin heyecanını yaşamak..
Sonunda çıkıyorum tatile..
Yeni günü yollarda, uzaklarda karşılamak,
Yeşile, maviye sığınmak,
Onların içinde kaybolmak..
Yolculukların benliğime uzaktan bakma olanağı sunan
enginliğine karışmak..
Günlerin nazlanarak geçişine doymak..
Deniz çağırıyor beni, duyuyorum..
Mavi,
daha çok mavi..
Anılar toplayıp yeniden burada sizlerle paylaşmak..
Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın.
Sizleri çok özleyeceğim..
Dönünce büyük bir heyecanla kucaklayacağım hepinizi :))


Peggy Lee, Joan Baez, Chris de Burgh, Zaz, Johnny Cash, Cat Power şarkıları fonunda gezmek..

İşte benim tatil senfonim :)
Şimdi susuyorum, gelince anlatacağım..
Devamı >>

18 Temmuz 2014 Cuma

Çocuklar ölmesin..


Elimden bir şey gelmez deme, 
avuçlarında gizlidir duaların..
Devamı >>

17 Temmuz 2014 Perşembe

♥ Her bir renk'ten damladı bir renk ♥

- 18 yorum

"Bir yıldızda yaşayan çiçeği seversen, geceleri gökyüzüne bakmak güzel gelir. Bütün yıldızlar çiçeğe durur." K. Prens

Her şey, bir yıldızdaki çiçeği sevmekle başlayabilir. Bütün yıldızlar sana ışıltısını yaymaktan yorulmayabilir. Yeter ki kaybetme, tüm güzel başlangıçlara kapı açan o sevgiyi..

Rüzgarın gücüne karşı koyabilirsin inan. Pencereyi açtığında odana yayılan rüzgarın yönünü değiştirebilirsin. Kilometreleri aşan sevgilerin, yollarını aydınlatan umutların gücü ile her şeye karşı koyabilirsin..

Küçük Prens'i sevdiğimi bilirsin sen, küçük mutlulukların gövdesinde hayata gülümsemeyi sevdiğimi de..
' Farklı coğrafyalarda yetişmiş olsak da aynı çiçeğin tohumlarıyız biz, iki kardeşin çocuklarıyız... '
Öyle söylemiştin blogunda  canım herbir rengim...

Herbir renk..O benim en değerli blog arkadaşlarımdan biri. Küçük Umut, dünyaya gelince bloguna yazamadı. Uzak kaldı buralardan ama hep ses verdi bana. Bugün de çok güzel bir sürpriz yaptı. Çok güzel kitaplar ve Umut'un doğum hatırasından bir hatırayı içten notlarıyla gönderdi. Çok mutlu oldum.. Çok teşekkür ederim..

Haftada bir kere de olsa bloguna yazmanı güzel film, kitap önerilerini ve hayatla ilgili anılarını paylaşmanı çok çok istiyorum. İyi ki varsın güzel arkadaşım...
                                                                       
                                                                UMUT
Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır..

Parmağını sürsen elmaya,
rengini anlarsın..
gözünle görsen elmayı,
sesini duyarsın..
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

Nedensiz bir çocuk ağlaması bile,
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır...

Edip Cansever
Devamı >>

15 Temmuz 2014 Salı

Gülce ile :)

- 42 yorum

Bugün önce kum boyadan arı maya yaptık.


Sonra tatil öncesi alış veriş yapalım dedik, çarşıya çıktık. Bayram için daha önce ayakkabı almıştım Gülce'ye. Bu sefer her çıktığımızda ayakkabı almaya başladık :) Barbie'nin bir sandaletini, bir de babetini aldık. Evden atmak için, bir yandan fazla, kullanılmayan eşyaları elimde büyük çöp torbası ile gezerek topluyorum. Bir yandan da attıklarımın yerine yenilerini alıyorum. Sevgili Viva minimalist yaklaşımı yazmıştı bu postta. Ben de onun vesilesiyle evi biraz fazlalıklardan kurtarayım dedim. Ancak topla, at, hemen yerine yenisini al yaklaşımı ile benden minimalist olmaz anladım :)


Gülce'ye miki fare kulaklı taç aldım. Büyük bir heyecanla taktı. Anne sen de kafana tak dedi durmadan :) Bütün mağazalarda bana ne giysem yakışır oynadık. Şapkaları takıp takıp birbirimize güldük. Her çarşıya çıktığımızda en sevdiğim kitapçıya gidelimm diye söylenir. Ada kitabevi çalışanları ve kitapları ile pek samimi. Bu durum beni çok mutlu ediyor. Güzel kitaplar aldık.
Devamı >>

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Kelimeler Şehri - Alberto Manguel

- 12 yorum
 

“Belli koşullar altında, hikâyeler bize yardımcı olabilirler. Kimi zaman bizi iyileştirebilir, aydınlatabilir ve yol gösterebilirler. Her şeyden önce, bize halimizi hatırlatabilir, şeylerin yüzeysel suretini yarıp geçebilir ve altında yatan akımların ve derinliklerin farkına varmamızı sağlayabilirler. Hikâyeler bilincimizi besleyebilir ve dolayısıyla kim olduğumuzu değilse bile en azından olduğumuzu bilme yetisine, bir başkasının sesiyle yüzleşmenin getirdiği temel bir farkındalığa yol açabilirler.” 

Kelimeler Şehri, Kassandra'nın sesi, Gılgamış Tabletleri, Babil'in Tuğlaları, Don Quitoje'nin Kitapları, Hal'in Ekranı şeklinde adlandırılmış beş bölümden oluşmuş bir deneme kitabıdır.

Manguel bu kitapta dünya üzerinde bir arada yaşamamızın nasıl mümkün olacağını, dilin bizi tanımalama yetisini ve edebiyatın gücünü sorguluyor. Toplumlar, kültürler arasında giderek artan tahammülsüzlüğe edebiyat büyütecinden bakıyor ve sorularının yanıtlarını en iyi hikayelerin vereceğini ifade ediyor. Ona göre hikayeler, insanlığı ortak paydada toplayan, önemli değerleri yansıtan en iyi araçtır. İnsan evvela tarihten bugüne ulaşmış, kült hale dönüşmüş hikayeleri, efsaneleri araştırmalıdır. Mesela Gılgamış'ı, Don Quiteje'yi, Babil Kulesi'ni..

Kitaba hakim olan düşünceler, bir çok edebi eserin önemli mesajları ile çeşitlendirilmiş ve sağlam belgelerle çerçevelenmiştir. Mitolojiden alıntılarla günümüzdeki olaylar arasında bağ kurmaya çalışılmıştır. Bunların yanında günümüzde popülerliği yüksek, fast-food kitaplara karşı eleştiriye de yer verilmiştir eserde. Günümüz yayımcılık endüstrisi, engin ve derin kitapları okumayı teşvik etmek yerine; tek boyutlu nesneler, yüzeyden ibaret olan, okura keşif imkanı tanımayan kitaplar yaratmaktadır. O kitaplarda, kısa betimlemeler, televizyon dizilerinden kopyalanmış diyaloglar, tanıdık marka isimleri, çetrefilliğe izin vermeyen belli türden konforlu okumalara alıştırma söz konusudur. Kelimeler Şehri, buna benzer yaşamla ilgili, yazı ile ilgili çarpıcı gerçekleri ve tespitleri çok iyi bir şekilde aktarmıştır.

Hikayelerin, istismara uğramış bir dünyada, kim olduğumuzu anlatan; konforlu, mutlu  bir sona  gereksinim duymaksızın, bize bir arada yaşamda kalmanın yollarını sunan bir geleceği getirebileceğini anımsatan, düşünce boyutunuzu açan bir kitap.


Devamı >>

11 Temmuz 2014 Cuma

yıldızlarını yitiren bir rüya

- 20 yorum

"Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
Manzaraysa ayrılığa sıfır!

İşte her şey hazır..


Acılarımla iki lafın belini kırdık.
Yokluğunda bir kuş sütü eksik.
Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik…"

                                                   Cemal Süreya

Bayan S. eve girer girmez, üstü şiir kokan elbiselerini çıkardı. İnce keten bir elbise giydi üzerine. Açık saçlarını topladı. Çektiği bir katliam fotoğrafına yeniden baktı fotoğraf makinesinden. İrkildi, avuçları terledi. Telefonu çalmıyordu günlerdir. Postacı ise çoktan uğramayı unutmuştu adresine. Etrafa baktı ayrılık yaprakları dökülmüştü her odaya. 'Bir ağaç ne zaman ölür?  Kaç yaprak döktükten sonra ölür?' dedi.

Elektrik süpürgesini çalıştırdı, ölü kelebekleri, rüzgarların her yana savurduğu  ayrılık küllerini ve sayısını bilmediği yaprakları süpürmeye başladı. Bütün pencereleri açıp havalandırdı evi. Süpürdükten sonra masanın üzerinde onun aldığı kitaba baktı. Kitabın sayfalarında gezinirken onun el yazısıyla yazdığı notu okudu:

/Bütün rüyaların olabilmek ne güzeldir be sevgili.. Ne güzeldir ilkyaz kokan bir mevsimin kapısından sana açılmak.. Yanık düşlerimin infazından kaçarken ak düşlere mavi serpmek… Mavi serperken o sonsuz denizinde bir damla olmak…
Hoyrat akşamlarda demliyorum hüznümü gelip içine bir tutam karanfil atıyorsun. Karanfil kokuyor her yan.. İnanmak istiyorum sana tüm çocuk inanışları ile, sarılmak istiyorum tüm içten sarılışlar ile… Ruhumun biteviye sıradanlıklarından uzakta salınması ne büyük bir erdemdir bilemezsin sevgili.. Geçtim beni içine alıp bırakmayan kara girdaplardan… Üstüme yağan amansız yağmurlardan payımı aldım.. Öyle güçlüyüm ki şimdi.. Girdaplar, amansız yağmurlar beni alıkoyamaz bu kuşların cıvıldaştığı yolculuktan..Asi yolculuklar, ketum yollar, meçhul kapılar, rengi bilinmez pencereler, karabasan doğuran geceler işte şimdi  yanağımı okşayan o rüzgarın esrikliğiyle buradayım.. Duyumsuyorum onu ve bana uzattığı pembe bulutları.../

Dokundu elleri ile o yazıya. Dokundu o yazı kalbinin en ıssız kalan duvarlarına, yankılandı, ellerinde kağıt hıçkıra hıçkıra ağladı Bayan S. Kısık sesle ağladı, kısık sesle de ağlanmıyordu ki! Haykıra haykıra ağladı. Şimdi bu yalnız evde onun göğüne uzattığı ne pembe bulutlar kalmıştı ne de o satırların içinde gülümseyen aşığın yüzü kalmıştı...

Aldı eline kalemi ve yazdı Bayan S.:

/Boğazımda düğümleniyorsun Bay T. Boşluğumun sancılı sınırsızlıklarını görmedin hiç. Yargılayarak baktın bana hep onlar gibi. Asılsız iddialarımı çürütecek  ispatlarla uğraştın. Ezdin onların altında filizlenen sevi çiçeklerimi. Biz onlara karşı mücadele ettiğimizi sanırken, hislerin dokunduğu anları hiçe sayarak, onlar gibi davranmıştık işte. Öldürmüştük o hisleri  ezilmiş dürtülerin, esir alan egoların ve kıs kıs gülümseyen yaraların yangınında.../

Daha fazla yazamadı elleri titremeye başladı ve bıraktı kalemi... 

Geçmez yapışkan bir acı değildi hayat. Sökülmez dediğimiz her şeyin üzerinden bir çok şey geçiyordu. Yeniden ölüp yeniden doğacaktı insan, her acıda. Yeni bir ben olarak dünkü benden bir adım ötede duracaktı. Düşecek, ayağa kalkacak ve yeniden yürüyecekti...

Mümkün değil dedi Bayan S. -Mümkün değil yıldızları koynunda uyutan bir rüya mümkün değil. -Boşuna bekleme..
Devamı >>

eylemsizlik

- 12 yorum
Seversin dünyayı dolu dizgin
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?

bu şiirleri okuyup büyüyen bir kalbin, sürekli karşılık bekleyen biri yerine konulması ne acıdır bilemezsin. şiirleri okumakla, kitapları okumakla onların hayatına nüfuz etmesini beklemek evet bir anda olmuyor. Kabul. bir anda tecrübe denen şey oluşmuyor. tamam. zaman, yaşanmışlık hepsi bir süzgeçten geçiriyor seni. sınavlardan geçiriyor. duygularının sınavı sanırım en zor olanı. hani en sevdiklerinden gelen dönütler en çok etkileyeni.
hani beklenti içinde değilsindir o an, içinden iyi bir şey yapmak gelmiştir. kendin için iyidir, önemlidir yaptığın. karşındaki bunu görmez. sana inanmaz. onun için bir şey ifade etmez. orada bir kuş olup uçmak istersin o andan, kendinden uzaklaşmak. kimse için bir şey yapmamak istersin. kabuğuna çekilirsin. akan göz yaşlarını hiçe sayarak. en iyisi bu dersin. duyarsızlaşmak, duygularını akıtmamak, eylemsizliğin içinde var olmaya çalışmak.
Devamı >>

10 Temmuz 2014 Perşembe

Tatilde çocukla yapılabilecek aktiviteler

- 23 yorum
Ramazan dolayısıyla tatile henüz çıkamadık. Evde kızımla her gün değişik aktiviteler yapmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar yaptığımız aktiviteleri yazacağım bugün. Belki bir fikir olur size de :)


Hayvan çerçeveleme. 
Herhangi bir hayvanın çıktısını alıyoruz, delgeçle belirli aralıklarla minik boşluklar oluşturuyoruz.
İpi bir alttan, bir üstten geçiriyoruz. Bu da bir montessori etkinliği :)


Sayıların karşılıklarını kürdanla tamamlama. 
Sayılara göre kürdanları kuzunuz yerleştiriyor. 
Rakamları yazdığım ahşap kap ksilofonun altıydı, oyuncak sepetindeki oyuncaklardan faydalanıp materyalinizi kendiniz oluşturabilirsiniz.

Renk uygunluğu. 
Renklere uygun kartonlara aynı renkteki mandalı takıyor.


Klasik bir montessori etkinliği daha. 
Sünger yardımıyla bir kaptan bir kaba su aktarma.


Çorap eşleştirme. 
Karışık olarak yerleştirmiş sepetten çorapların eşini bulmaca. 


Tahılları, çerezleri gruplandırma.


Lastiklerle geometrik şekiller oluşturma.


Merak ettiği, sorduğu sesleri hissettirme.


Rakamları tanıma, yazma.


Düğüm atma ve bağlama egzersizleri.


İngilizce posterlerle farklı kavramları öğrenme, tekrar etme. 

Devamı >>

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Öyle bir gece

- 36 yorum

Dışarıda açılan bir iftar. Sonra da Çifte Mağara'da rüzgarın yüzünü okşadığı bir gecede dostlarla menengiç kahvesi keyfi. Mağaranın içine tüneyip uyuyan kuşlar yan tarafta, bir ney sesi, içilen nargilelerin kokusunun sindiği bir an. Halı yastıkları, ahşaptan yapılmış koltuklar ve bir dilim sohbet. Bu kentten giden dostları uğurlamak.. Günleri çekiştirmek, ramazanda gece ile gündüzün yer değiştirdiği bu tarihi şehrin insan dokusuna uzaktan bakmak.. Şehrin yanan ışıklarına kalenin eteğinden bakmak..

Yaşam, insanları ağırlamakla, uğurlamak arasında arta kalan bir süreç gibi. Ne olursa olsun, kaybettiklerin ve kazandıklarınla onun içine kattığın renklerin zenginliği, geride bıraktığın iyi  izlenimlerin bolluğu olmalı. Seni yaşamın heyecanından soyutlayan, içindeki enerjiyi bitirmek için debelenen adreslerden, uzak durmak olmalı. Paylaşmak dostluğu, paylaşmak yaşamı; ondan somut ve soyut kazandıklarını paylaştırmak olmalı. Yaşamdan alıp, güzel değerleri geri ona katmaya çalışmak olmalı. O zaman anlamlıdır işte yaşam..
Devamı >>

8 Temmuz 2014 Salı

Şiirli

- 14 yorum

BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ
alnına konsun bu öpüş!
ve şimdi senden ayrılırken,
itiraf edeyim ki-
günlerimi bir düş
sayarken yanılmıyorsun ;
ama , umut gitmişse uzaklara
bir gece ya da bir gün
bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
fark eder mi bu yüzden?
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
yalnızca bir düşün içinde bir düş.
kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
haykırışları içinde duruyorum:
ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda-
ne kadar az! ama nasıl da
süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere
ben ağlarken- ben ağlarken!
ah tanrım! daha sıkı
tutamaz mıyım onları?
ah tanrım! tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?
bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
EDGAR ALLAN POE (19 Ocak 1809 – 7 Ekim 1849)



Devamı >>

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Eşref Saat - Şevket Rado

- 10 yorum

"Sizin için günün en iyi saati hangi saattir hiç düşündünüz mü? Şair tabiatlı olanlar akşam saatlerini severler. Güneşin batışı insana tuhaf bir hüzün verir. ..Yemek düşkünleri de öğle saatleri­ni… Yaş ilerledikçe insanlar sabah saatlerini sever olurlar…Sizin için en iyi saat hangisidir? Buradan bir şey söyleyemem ama bana sorarsanız, saatlerin en iyisi…..şu ne zaman geldiği pek de bilin­meyen, adına “Eşref Saat” dediğimiz saattir. Eşref saat gündelik hayatımızda işlerimizin en iyi gittiği, kararlarımızın en isabetli olduğu, hükümlerimizde asla yanılmadığımız saattir….."

Eşref Saat, Şevket Rado'nun İstanbul radyosundaki radyo sohbetlerini okumaya elverişli hale dönüştürerek sunduğu bir kitap. Yazar bu kitabı önsözünde, insanların manevi dünyasında olumlu bir kalkınmaya yardım etmesi ümidiyle yazdığını belirtmiştir. 

Kitabın başlangıcında eşref saat kavramını, yazar çeşitli örneklerle anlatır. Bunun yanında salt insanların yaşamında böyle bir saatin olmadığını milletlerin de yaşamında böyle bir saatin olduğunu vurgular. Bu saatin farkında olmak için sabretmeli, çalışmalı, tecrübelerden ve geçen zamandan çıkarımlar yapmalıdır insan.

Kitap; yaşama zevki, güler yüz, iyimserlik, kötümserlik, ebeveynlerin beklentileri, ihtiyarlık, gençlik, hayaller üzerine yazılmış konulardan oluşmaktadır. Yazar, yer yer kısa anektodlarla, yer yer tarihten örneklerle, kıssadan hisselerle bu konuları zenginleştirmiştir.  Hayata ve insana dair bu gerçekleri, çok sade ve içten bir dille aktarmıştır.


Devamı >>

6 Temmuz 2014 Pazar

İntihar etmiş bir taşra berberinin şiir kitabı ve önsözü - Polat Onat

- 28 yorum
güneş
ısıt kaldırımları, vitrinleri, çimenleri
gökyüzüne bakınca gündüz hep oradasın
güneşsin üzmezsin karıncaları var ol
gezegenlerle çevrilisin ne mutlu sana
canın sıkılmaz dönüyorsun kendince
uzay gizemli gözüküyor rahat mısın?
hararetin müthiş olmalı tahminimce
bahse girerim karanlık nedir bilmezsin
o benim hayatım
                             Adem Yoksun

Şiirleri ile tanınan Polat Onat, uğradığı bir sahafta Adem Yoksun adlı bir taşra berberine ait şiir dosyasına rastlamıştır. Bu dosyanın içeriğindeki birbirinden ilginç tespitleri fark edince bu dosyayı yayın evine gönderir.

Kitapta Adem Yoksun'un genelde insanlara, özelde edebiyat çevrelerine karşı yeri geldiğinde içtenlik ve sevecenlik; yeri geldiğinde eleştiri ve öfke dolu duygularını paylaştığı bölümlere bunların yanı sıra orijinal poetik tespitlere yer verilmiştir.

Şair, şiirlerini bir önsöz ile beraber aktarırken, edebiyat çevrelerinde yaşanan ayrımcılığa karşı tepkilerini de yansıtmıştır. Hiç arkadaşı olmayan, az konuşan ve küçük bir kasabada berbercilik yapan Adem Yoksun şiir üzerine çok kafa yormuştur. Yazdığı, yazmaya çalıştığı şiirler için gecelerce uykusuz kalmıştır. Sanat ve edebiyat dergilerinden koca bir arşiv oluşturmuştur. Şiirlerini defalarca dergilere göndermiş ancak hiç bir yanıt almamıştır. Ama yazmaya devam etmiştir. O, şiirin hayatın içinden koparılması gerektiğini dile getiren, bir çok tekniği şiirinde kullanmaya çalışan, şiir konusunda meraklı insanlar için Genç Şairler Akademisi'nin kurulmasını isteyen, bu anlamda şiir adına büyük düşler kuran bir şairdir. Ne yazık ki, kitabı yayınlanmadan yaşamına son vermiştir.

Kitap şiirlerle harmanlanmış monolog tarzı bir hikayeyi andırıyor. Sanki biraz şiir, biraz hatıra, biraz mektup, biraz eleştiri, biraz hayal..

Polat Onat'n blogu için buraya 
Adem Yoksun'un hayatı için buraya tıklayabilirsin.
Devamı >>

3 Temmuz 2014 Perşembe

Kpss'zede Oya

- 42 yorum

Sıcak yaz günlerinden biri. Suna Hanım, televizyonun karşısında kızının çeyizi için renkli iplerden tığ işi bardak altlıkları örüyordu.

Odasında Kpss'ye çalışan Oya annesinin yanına geldi:
- Anneciğim biraz sesini kısar mısın? Dışarıda inşaat gürültüsü, içeride televizyonun sesi çalışamıyorum.

-  Tamam kısıyorum da yeter çalışmasan diyorum. Gözlerin bozuldu iyice. Sonra televizyona bakarak, devam etti: Şu ellere, şu tatlılığa bak. Benim de böyle tombik elli bir torunum olsa fena mı olur? Kolejleri olan o ailenin çocuğunu kabul etseydin sınava çalışmana da gerek kalmazdı.

- Anne bu konuyu kaç defa konuştuk. Ben hiç bir erkeğe köle olamam. Sürekli ilerleyen bir çağdayız ancak ilişkiler hep bozuluyor, üstüne ne kadar titresen de bozuluyor. O yüzden düşünmüyorum evlenmeyi.

-Ah kızım.. Unutma bir kadın evlendiğinde üç maymunu iyi oynarsa, çocukları olursa, büyük bir mutfağa ve kitaplığa sahip olursa ondan mutlusu olmaz.

- Canım anneciğim, Silviya'ya göre kadınların tek bekledikleri sevecenliktir. Oysa erkekler sadece güdüleri ile hareket edip, hep sevecenliği kadınlardan bekliyorlar. Freud'un hangi döneminin yansımasına göre davranıyorlardı? İd, ego, süperego... Immm bak yine unuttum anne.

- Oya çok çalışma dedim, bak yine değişik konuşmaya başladın. Freud'u boş ver sen. Bir de kaç defa dedim Duygu Asena'yı, Silviya'yı okuma. İyice feminist oldun çıktın sen. Git aşkı romantik anlatan yazarları, şairleri oku. Ümit Yaşar'ı mesela. Ahh baban bana onun şiirlerini yazardı hep.

- Ne feministi anne ya. Kpss'yi geçeyim, şarkta ücra bir köye çıksa da tayinim yeter bana. Orada mutfağım da, kitaplığım da olur. Mutlu mesut yaşarım.

-  Hah tamam seni seven, düşünen, kollayan biri de olsun işte.. Bak yazıyorum şuraya, yalnızlıktan da sıkılacak şu an sıraya giren görücüleri mumla arayacaksın. Aklını kullan, güzelliğini heder etme.

- Anne tamam sınavdan bir seksen beş alayım, bir atanayım. Sana şimdikinden daha büyük bir kitaplık yaptıracağım içini de aşk yazarlarının kitapları ile dolduracağım. Hem benim için de üzülmezsin.

- Ah yavrum ben senin iyiliğini istiyorum. Geleceğini düşünüyorum. Torun sevmek istiyorum. Baban duymasın evlenmek istemediğini bak kalpten gider adam. Peşin yargılı olma kızım.

- Canım annem üzülme sen. Hele bir sınavı geçeyim konuşuruz bunları. Ben gideyim Freud'a biraz daha çalışayım.



Devamı >>

2 Temmuz 2014 Çarşamba

F. Kafka - Dönüşüm

- 16 yorum

Franz Kafka'nın meşhur eserlerinden Dönüşüm'ü daha önce pdf halinde okumuştum. Bu sefer kitap halinde kısa bir sürede okudum. Zaten ince bir kitap. Okuduğum kitabın yayınları İş Bankası olunca ona uygun görsel bulmaya çalıştım. Görseldeki gibi kalın bir öykü kitabı değil.

"Gregor Samsa, bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulur. İlk başta gördüklerinin gerçek olduğunu inanmak istemez ancak yatağından kalkmak isteyince buna inanmak zorunda kalır. O artık dev bir böcektir. Her sabah işe gitmek için bindiği tren saat altıda hareket etmektedir; bu yüzden en geç saat beşte uyanmak zorundadır. Ancak saate baktığında saatin hemen hemen yedi olduğunu görür. Kalkmak istemektedir ama artık ona yardımcı olacak kuvvetli bacaklarının yerinde birbirinden bağımsız hareket ediyormuş gibi görünen onlarca bacakçık bulunmaktadır..."

Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa'nın uykusundan yukarıda anlatılan şekilde uyanması ile başlayan Dönüşüm üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölüm, baş kahraman Gregor Samsa'nın mesleğine, ikinci bölüm ailesine  ve son bölüm ise kendisiyle olan ilişkisine dönük düşüncelerden oluşmuştur. Kitap sade bir dille yazılmıştır. Uyanışın korkutucu ve sancılı olması, sürekli kitapta zamana vurgu yapılması insanın içindeki uyanışa da yaşarken geç kaldığının bir göstergesidir. Samsa, böcek olarak uyanmıştır ama kendini kaybetmemiştir. Burada böcek haline dönüşerek somutlaştırılan yön, aslında Samsa'nın aile, iş çizgisi üzerinde gidip gelen kendi olamayan halidir. Böceğe dönüştükten sonra küçük bir burjuva olan ailesinin ona yaklaşımı, iş yerinden gelen temsilcinin tepkisi, insan ilişkilerinin farklı durumlarda değişkenliğini gösterir. Onun böcek olarak başkalaşması, toplumun oluşturduğu çarkın dişlisi olamaması ve bunun cezasının toplumca dışlanmak olması çoğumuzun yakından tanık olmaya başladığı bir durumdur. 

Bir değişimle insan kalma mücadelesi, insanken farkına varılmayan insani dürtülerin bir başkalaşımdan sonra ortaya çıkması.
Devamı >>

1 Temmuz 2014 Salı

Pembe rugan ayakkabılar

- 30 yorum

O gün, yaz mevsiminin en sıcak günlerinden biriydi. Annemle balkonu yıkadık, kuruladıktan sonra masayı serin bir tarafa çektik. Gülen maymuşlar yapıştırmasının üzerine renkli kumları döktük. Çok eğlenceliydi. Yaptığım bu, renkli kum boyama kağıdını babama hediye ettim, o da çok beğendi. Sonra hazırlandık hep beraber bu şehrin en büyük alış veriş merkezine gittik. Çok kalabalık değildi. Kendime patlak şekerli dondurma aldım. Bir sürü mağazaya girdik, çıktık. Güzel ciciler aldık. Babamla ayakkabıcıya girdik. Bu aralar winksli her şeye ayrı bir ilgim var. Ayakkabılara bakarken yan tarafı winksli, pembe, rugan bir ayakkabı gördüm. Hemen ayağıma uyan numarasını rica ettik görevliden. Denedim, aynadan kendime baktım. Bir kaç adım attım, rahattı ve çok güzeldi. Annem de kendine lacivert bir ayakkabı aldı. Eve doğru yol aldık.

Eve gidene kadar, kendi ayakkabı poşetimi sıkı sıkı tuttum. Annem taşımak istedi ona da vermedim. O kadar mutluydum ki, ayakkabının poşeti hep elimde kalsın istiyordum. Eve geldik, üstümü değiştirdim. Ayakkabıyı kutudan çıkarıp evde dolaştım onunla.

İki gündür sabahları annemin bigudileri ile saçlarımı ponpon yapıyor, bileziklerimi takıyor evde ayakkabılarımla geziyorum. Nazan Öncel'in hadi o zaman  şarkısını açıp dans ediyorum. İstiyorum ki, annem de yeni aldığı ayakkabılarıyla evde benimle beraber dolaşsın ve küçük mutlulukların içinde kaybolsun benim gibi. Ve çabucak bayram gelsin..

Adını yazmışım daha da yazabilirim
Doldurabilirim yaprak yaprak...

Devamı >>

Zaman Geriye Dönmez

- 24 yorum

Zaman Geriye Dönmez, farklı başlıklarla adlandırılmış on bölümden oluşmuştur. Kitabın ana karakteri Mişon, akordeon çalan, resim yapan, çok lezzetli mezeler ve yemekler hazırlayan doksan yaşında bir sanatçıdır. Romanın anlatıcısı, Mişon'u bir televizyon programında görür. Konuşmasından ve o yaşta nadir görülecek heyecanından etkilenir. Bir sergi açılışında anlatıcı Mişon'la karşılaşır ve onunla arkadaş olur. Böylelikle onun yaşamına yakından tanık olur.

Romanın bazı kısımlarını Mişon'un ağzından, çoğu kısmını da bu, adı belirtilmeyen anlatıcının ağzından okuyoruz. Mişon'un babası gönlünü Giritli bir güzele kaptırınca evi terk eder ve kendisini büyüten şiddet yanlısı üvey babasının olumsuz yaklaşımı ile büyür. Çocukluğunda göremediği sevgi ve fazlasıyla hissettiği şiddet, hayatının sonraki bölümlerinde de kendini su yüzeyine çıkaracaktır. Yaşanmışlıkların galerisinde dolaşırken yeni bir ben'le hayata dokunmaya çalışsak da, ne kadar anıların etkilerini siler gibi bir yaklaşım oluşturmaya çalışsak da, onların izlerinden kaçmak mümkün olmuyor. Zaman geriye dönmüyor ancak ileriye ise, geride yaşananlardan yol alarak ulaşıyor. Bir dostluk, bir paylaşım, bir aşk ve yaşadıkça farklılaşan ilişkiler hiç beklenmedik bir anda bambaşka bir yaşam kıyısına bırakıyor insanı.

Geçkin yaşına rağmen kadınların ilgi odağı, yaptığı her işi heyecanla ve mutlulukla yapmaya çalışan Mişon'un mabedinde tutku, sevgi, nefret,suç ve aşka dair gerçekler.. Asmalı Mecid'in Annası, Abanoz'un Afrosu,
Şirvan, Nevin, Türkan ve diğerleri, Mişon'un kimselere benzemeyen hayatını süsleyen kilometre taşları..
Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram