28 Haziran 2014 Cumartesi

Doğu Yolculuğu

- 16 yorum

Hermann Hesse genel olarak kitaplarında insanın öz benliğini bularak, medeniyetin yerleşik biçimlerinden kurtulma çabasını işler.
Doğu Yolculuğu adlı eserinde, ilk gençlik yıllarından beri hayranı olduğu Doğu felsefesinin ve mistisizmin etkilerini görürüz. Ana karakter H. H. için yolculuk, kendi hayat yolunun sembolüne dönüşür, onu yakın geçmişine, çocukluk döneminin masum, suçsuz zamanlarına götürür.

Üyesi olduğu ve ona yolculuğa katılma şansını veren cemiyet, giderek inandırıcılığını kaybeder ve H. yolunu şaşırır, karşılaştığı gerçekler içinde kendini kaybeder.

Doğu yolculuğu, günümüz insanının yalnızlığının, bireyin kendini bir bütünün, bir topluluğun içine katma ihtiyacının kısa öyküsüdür.
Devamı >>

27 Haziran 2014 Cuma

Allah de, ötesini bırak - Uğur Koşar

- 18 yorum

"Allah her şeyden haberdardır, sanmayın ki size yapılan haksızlığa kayıtsız kalıyor. O, size bir annenin evladına yaklaştığı merhametten daha fazla merhamet duyandır. Duanın karşılığını takip etmeden "Allah de ötesini bırak". Kul Rabb'ini imtihan etmez. O'na tevekkülle yaklaştığında rahmetini tüm hücrelerinde hissedeceksin.

Karşında o kadar çok maskeli insan var ki onları tanımak için yoruluyorsun. Şayet dikkat edersen güzel olan bir şey var; o senin hakkını aldıkça, sen onun sevaplarından kazanıyorsun. O halde kaybettim diye üzülme, biraz daha derin bakarsan, aslında kazandığını fark edeceksin!.."


Dünya, insanlar, zihin senin Allah ile münasebetini perdeleyen ve yanlış tepkiler vererek derin bir uykuda kalmana yol açan tetikleyicilerdir. Bu tetikliyicilere karşı senin içinde oluşturduğun tepkilere dikkat et. O uykudan uyan ve seni yaradan eşsiz, büyük güç olan Rabb'ine sığın. Ona kalbini aç. Yunus gibi, yaratılanı yaratandan ötürü sev. Bulutlara, aya, yıldızlara ve toprağa bak. Mucizeyi gör. Seni en değerli varlık olarak yarattı. Kendine sırf başkaları için kıyma. Kendini sev. Uyanık ol, farkında ol ve onu anmaya devam et. Ona isimleri ile yaklaş. Tevekkül et, sabret, kusurları ört, kadına değer ver, annene hürmet et, duada ısrarcı ol, ümitsizliğe düşme ümit Allah'tır...

Kitap bu şekilde Allah sevgisini aşılayan, kıssadan hisselerle zenginleştirilmiş, insanın hastalıklı hale dönüşen gidişatında o sevginin önemini, faydasını ifade eden hadislerle bütünleşmiştir. Tasavvuf tarzındaki bu kitabı okurken çok sevdiğim Osho'nun sırlar kitabını anımsadım. Önerdiği yöntemler benzeşiyor. Seni Allah' a korkularla değil, sevgiyle yaklaştırmanın yolunu açıyor.




Allah bir insana hediye göndermeden önce önüne engel koyar ve arkasına hediye bırakır. İnsanlar bu engele isyan ettikleri içinhediyelerini göremezler!..
" Sizin duanız olmasaydı , Rabb'im size değer verir miydi? "
( Furkan suresi, 77. ayet )
O halde Allah de ötesini bırak..


Devamı >>

24 Haziran 2014 Salı

geçer

- 26 yorum
Her sigara ayrılıklar gibi
genzimizi yakıyor büsbütün
çekiyor anıların ağzıyla bizi
Gizleyebiliyor muyuz dersin
sıkıntıları ve tedirginliği
bütün bir akşam kendimizden
Ahmet Telli


Üzerinden geçsin bulutlar, üzerinden geçsin geceler, gündüzler, mevsimler.. Hani bazen olumsuz bir durum yaşarsın. O an, bitsin yok olsun, hiç yaşanmamış istersin. O anda girdiğin duygu derinliğinde kaybolmaktansa silmeli dersin. Kesmeli. Bir film şeridi gibi akan hayatından o kareyi kesmeli. Gördüklerini görmemiş, duyduklarını duymamış olmak istersin.

İstersin sadece. Bu, öyle sandığın gibi kolay geçmeyen bir süreçtir. Bu, bir resimden istenmeyen bir bölümü kesmek kadar kolay değildir. O duyguların geçmez saatleri esir almak isterken ve hiç bir şey yapmana izin vermezken bir savaş başlar. Düşünmeme savaşı. Susturursun zihnini. Oyalarsın onu. Açar bir kitap okursun. Dizeleri canlandırırsın zihninde. Kalkarsın herkes gibi işine gücüne bakarsın. Aynayı silersin. O an, ezbere yaşamını bozduğun her şeyin bir hiç olduğunu çarpar ayna suratına. Dışarı çıkarsın yürüyüş yaparsın. Yumuşak bir müzik açarsın dinleye dinleye yürürsün. Doğaya bakarsın, imrenirsin ona, onun gibi kayıtsızca akışa alışmak istersin.

İstersin sadece. Başlamak bir işi bitirmenin yarısı derler. Başlarsın hep. Bir daha bir daha başlarsın. Sen ne kadar silmeye çalışsan da, o olumsuz durumun kalbinde işgal ettiği yeri yok etmenin zor olduğu saatleri yaşayacaksındır. Yaran kanaya kanaya duracaktır. Günler sonra kabuk bağlayacaktır. Ve sen o kabuğu kaldırıp atacaksındır ya da farkında olmadığın bir anda yok olup gidecektir o kabuk. Hayat devam edecek ve sen eksilirken çoğaldığını sanmaya devam edeceksin.

Geçmeyen bir şey yok. Geçer.




Devamı >>

23 Haziran 2014 Pazartesi

Süt kesilirsee :)

- 28 yorum


Başlığı yazınca su kesilirse diye bir söz öbeği aklıma geldi. Aman sularımız kesilmesin. Kaynaklarımızı bilinçli kullanalım, diş fırçalarken suyu açık bırakmayalım diye hayat bilgisi dersine başlarmışım şimdi. Yok yok ders vermeyeceğim. Bu gün yaptığım faydalı bir şeyi anlatacağım sana :)

Uzun süredir süt alıp yoğurdu kızım için evde yapıyordum. Sen bilmesen de, organik anne lakapları olan bir anneydim yakın geçmişte :) Bugün köyden getirttiğimiz sütü kaynattıktan sonra sütün kesildiğini gördüm. Sanırım havalardan dolayı, açıkta az bir süre kalınca böyle bir durum oluştu. Ufak bir araştırma sonrasında bu hale dönüşen sütü lor yapmaya karar verdim. Sütü yeniden kaynattım. Sonrasında bir çay bardağı elma sirkesi ve bir tatlı kaşığı tuz ilave ederek altı, yedi dakika daha kaynattım. Ocağın altını kapatıp bir süzgece boşalttım. Süzgeçten alıp temiz bir bez torbaya sıkıca bağlayıp iyice süzdürdüm. Daha sonra buzdolabına koydum. Dolaptan çıkarma halimi görmeliydin, kendimi büyük bir iş yapmış gibi hissettim. Bir kısmını kaşarla karıştırıp börek sardım bir kısmını da kahvaltıda yemek için ayırdım. Eğer sen de sütle yoğurt yapayım derken sütün kesildiğini görürsen bu şekilde değerlendirebilirsin.

Güzel gecelerin olsun :)


Devamı >>

22 Haziran 2014 Pazar

Sırça Fanus ve Le Passe

- 16 yorum

Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya;
Yeniden doğuyor açınca gözlerimi.

Yıldızlar dans ediyor mavilerle, kırmızılarla, 
Dörtnala geliyor keyfince karanlık:
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya. 

Sırça Fanus - Sylvia Plath

Syliva Plath Amerikan edebiyat tarihinin önemli şairlerinden biridir. Sırça Fanus adlı kitabı ise, tek romanıdır. Onun şiirlerini anlamak için hayatını yakından tanımak gerekir. Zira o şiirlerine hayatını yansıtmıştır hep. Babasının ölümü ile sinyallerini veren manik depresif rahatsızlığı sonraki yaşantısında belirginleşmeye başlamış ve zaman zaman intihar girişimleri olmuştur. Ve son girişiminde kötü bir şekilde yaşamına son vermiştir.

Sırça Fanus, yazarın hayatındaki ikinci intihar girişimi sonrasında gördüğü tedavi süreci ve o süreçteki ruh halini anlatmaktadır. Bir nevi yazarın gizdökümcülüğünü ortaya koyduğu eseridir. Kitapta erkek egemen bir toplumda kadın bir yazar olarak kendini geliştirmeye çalışan Estre'in hayatı sinir krizleriyle kesintiye uğrar. Bu kesintilerde Esther kadın erkek ilişkilerini, aile kurma gibi toplumca sürüklenen rolleri sorgular. Bedensel ve ruhsal açıdan geçen zorlu bir sürecin ardından yeni bir hayata kapı aralar.

Le Passe / Geçmiş / 2013

4 yıllık ayrılıktan sonra , karısı Marie'nin çağırması üzerine Ahmad Tahran'dan Paris'e geri döner, geliş amacı boşanma davasıyla ilgili belgeleri tamamlamaktır. Kısa süreliğine yaptığı bu ziyaret esnasında eski eşi Marie'nin kızı Lucie ile son derece sancılı ilişkisinin farkına varır. Bu duruma el koyarak düzeltmek için çaba harcamaya karar veren Ahmad'in uğraşları , eski ve kuytuda kalmış bir sırrın ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır. Baş rollerinin Bérénice Bejo, Tahar Rahim, Ali Mosaffa tarafından paylaşıldığı filmin yönetmenliğini Asghar Farhadi yapmış.
Devamı >>

20 Haziran 2014 Cuma

Karadenizli Gülce :)

- 30 yorum

Bugün babanın Rize'den aldığı yöresel elbiseyi giydin. 
Okuldaki seminere benimle gelebilmek için erken kalktın.
Çok yakışmıştı bu elbise sana, okuldaki herkes çok beğendi :))


Sen hep yaşam dolu ve mutlu ol canım kızımm ♥ ♥ 

Devamı >>

19 Haziran 2014 Perşembe

yutkunan mısralar

- 18 yorum

kalkıp buradan göçen buraya yeni gelen, bavulunu bırakan, bavulunu toparlayan sen, öteki diğeri.
bir zamanın değişen çarşafı, bir zamanın değişen saati ve bir tür geçişimin ekru rengi. kalan bir geçiş, durmayan hayat.
artık senin üzerinde oynamayacağım hayatı. kimseye kızgın değilim. kimseye sözüm yok. senin geçişinle gülümseyen bir sokaktım sadece hepsi bu.

Bir söz düştü dilinden. O an, o dakika. Zamanın durduğu yerdi. Anlatsam kelimeler ayaklanacaktı. Dilim bir ihtilale gebe olacaktı.
Bir söz düştü dilinden. Aykırılığını gösterdi tüm doğrularımın. İçinden maviler aktığını sandığım doğrularımın. Hayallerim üç beş öykünün ağzına bakıyordu, mevsimim çiçeklerini döken şaşkın bir iklime teslim oluyordu.

Sıcak düşler terkediyordu her şeyi, aynen söylediğin gibi Dante; Beatrice de Melinda da bir yalandı. Gördüğün gibi. O uykusuz, ürkünç gecede anlattığın gibi. Defaatli sahiplenmeler, dürtüler yakışmıyordu o büyülü hayale.

Çek ellerini bırak da öyle kalsın, büyülü ve sahipsiz.
Savaşsız, tok gözlü, sakin, uslu ve uysal kalsın.

Karanlıkta uykudan uyanmış, gözlerini kırpıştırıyordu ışıktan, gerçeğin ışığından, o ürperten ışığından.
Ona da alışacaktı tıpkı ötekilere alıştığı gibi.




Devamı >>

16 Haziran 2014 Pazartesi

Yaz

- 26 yorum

Bir yaz. İçinde ılık, tatlı meltemleri barındıran. Günler sonrası, kavurucu bir sıcaktan kaçan ve gölgeliği kendi içinde bulan. Gölgelik de sen, ışık da sen diyen şarkılarını söyleyen.

Bir yaz. Suya hasret kalan çiçekleri sulamanın büyük mutluluğunu bağışlayan. Rengarenk çiçeklerini sunmaktan çekinmeyen. Akşam beş çayına en çok yakışan çikolatalı parfedir diyen keyif-i balkon nidaları. Baba evi özlemi, parmak arası terlik rahatlığı, en serin yerde kitap okuma keyfi, çekirdek eşliğinde film izleme günleri. Ah bir de yazlık sinemalar olsaydı diyen anne sesleri. Kapı önü sohbetleri, iftarı bekleme telaşları. Minik bir su kuşu ile suda vakitleri parlatma heyecanı. Bozkırda yaşanan kıştan sonra denizle bütünleşen kentlerde balık ve soğuk meze eşliğinde gün batımları. Akdeniz'in tuzunu bedeninde hissetmek, ürpermek gece sahil yürüyüşlerinde. Geç uyumak, geç kalkmak, sokak kedileri gibi aylakça dolaşmak. Sevdiklerinle bir dilim karpuzu ellerinde pür neşe ile yemek, çok şükür bugünlere demek.

Bir yaz. Yaz yaz bitmeyen üzerindeki keten elbise rahatlığı ve az kalorili dondurma hafifliği.
Az kaldı..







Devamı >>

15 Haziran 2014 Pazar

Babama

- 14 yorum

Gün biterdi, umudun, yeşilinde kalırdı ağaçların. Bir yok oluşu anlatırdı bir yudum insan. Sen ellerinle yıldızlardan şiirler çekerdin. Suların en durusunda kalmak isterdin. Kırılışlarında hemen gözlerin dolar, ağlardın. Kaçardın gerçeklerden, anneme, sonsuz sevgini sunardın. Onun gözlerinden görürdün dünyayı.
Anımsıyor musun o gün ablam erken gidecekti. Annem geçen haftadan açık havada pazar günü için sabah kahvaltısı hayali kurmuştu. Sen en çok da onun hayali için ablamın kalması konusunda ısrar ettin. Sen hep onun isteklerini öncelikli tuttun. Sen onu mutlu etmek için çırpındın hep. Senin için, onun gülümseyerek bakması hayata, senin gülümsemen demekti.

Şimdi geldiğim yerden bakıyorum da kendime, ben senin sunmaktan çekinmediğin sevginin, sonsuz, çıkarsız sevginin şartlı yerindeyim baba. Koşullu sevmelerin adreslerinde yüzüm değişiyor. Taze rüyalarımın, hayallerimin yok olduğu yerden ayağa kalkmaya çalışıyorum. Dünyanın kaç bucak olduğunu bir hiç yerine konulduğum yerlerde anlıyorum. İçinden çıkamadığım, boğulduğum ve göz yaşlarımı saklamayı öğrendiğim yerde. Orada bile seni anımsamak, seni söylemek güzel baba.
Devamı >>

14 Haziran 2014 Cumartesi

uçuklayan anılar

- 12 yorum

Mavinin laciverde değmesi, gökyüzünde asılı duran, yanıp sönen yıldızlar..
Matemli ay, dibine ışık vermeyen mum, gölgesinde oturmaktan bıkmadığım ağaç, bir belirip, bir kaybolan çardak..
Bu resmin hepsine çok aşinaydım sanki..
Oysa bu manzarayı uzun zamandan beri ilk defa gerçekten duyumsuyordum. O anın sarhoşluğuyla koştum aklımın karışık yollarında.

" Ben bunları daha önce nerede yaşamıştım? " diye sordum defalarca. Soluk soluğa kaldım o heyecanın sınırlarında. Sonunda anımsadım.

Bunların hepsi beyaz defterlerimin yırtıldığı, oyuncak bebeğimin kaybolduğu, en sevdiğim bardağımın kırıldığı anlarda yaşadığım çocukluğumun gece yansımalarıydı. Daha doğrusu düş kırıklıklarımın gece hislenmeleri...


Devamı >>

13 Haziran 2014 Cuma

Ferit Edgü - Kimse

- 8 yorum


"Biliyor musun, az önce uyurken, düşümde düşünüyordum ki, diyor Birinci Ses.
Uyudun demek, diyor Birinci Ses (şaşkın).
Sen uyumadın mı? diyor İkinci Ses (şaşkın).
Uyudum sayılmaz, diyor Birinci Ses.
Düşümde düşündüm ki... diye devam etmek istiyor İkinci Ses.
Sen hep böylesindir, diye sözünü kesiyor Birinci Ses. Düşünde düşünür, uyanıkken düşlersin.
Elimde değil, diye cevap veriyor İkinci Ses.
kimsenin elinde değil, diyor Birinci Ses (içini çekerek). Bunda utanılacak bir şey yok.
Ben de bunu söylemek istiyordum, diyor İkinci Ses."


Bir kara kış boyu, ülkemizin doğusunda Hakkari'nin on üç haneli, yüz on dört nüfuslu Pirkanis adlı dağ köyünde ayakta kalmak için sürdürülen yalnızlık konuşmaları. Kitap zorlu bir coğrafyada çıkılan bir yolculukta ansımak, aramak, yaşamak, yaşatmak, sormak, sorgulamak adına su yüzüne çıkan içsel iki sesin yahut içsel monologların yaşamla birleşip bir diyaloga dönüşmesi çabalamasıdır. Edgü bu romanında az sözle, düşündüren, sorgulatan derin bir atmosfere götürmektedir okuyucuyu.

Hepimizin bir çok zaman yaptığı bir eylemdir bu içsel konuşmalar. Bu anlamda bizim içimizdeki konuşmalardan oluşmuş bir bütündür bu kitap. Birinci ses, ihtiyaçlarınızı, güdülerinizi psikolojide Maslow'un ihtiyaç hiyerarşisindeki basamakları sırası ile gerçekleştirmenizi salık verirken, öbür ses toplumun doğrularını göz önünde bulundurarak hareket etmenizi öğütler size. Burada mekan, koşullar, içinde bulunulan kültürün özellikleri baskındır ve bu doğrultuda hareket etmeniz gerekmektedir. Birinci sesin dediklerini yaparsınız, ikinci ses yeri gelir aykırı düştüğü için bağırır size. Bunun gibi arada kalmanın ve hayatı sorgulamanın farklı bir tekniğini usta kalemiyle sunmuştur Ferit Edgü.
Devamı >>

12 Haziran 2014 Perşembe

Teşekkürler :)

- 32 yorum


Her gün blogunda değişiklikler yaparak bizlere örnek olan, blog tasarımı konusunda uzmanlaşmış bir isim olmanın yanı sıra bilgilerini paylaşmaktan çekinmeyen çok değerli arkadaşım Ferhat Bayram bloguma yeni bir yüz kazandırdı. Kendisine çok teşekkür ediyorum ellerine sağlık. Temayı oluşturmak için çok yoruldun emeğine, kalbine sağlık..

Hepinizin kandilini kutluyor, huzurlu ve mutlu günler diliyorum..
Devamı >>

11 Haziran 2014 Çarşamba

Film adamı

- 28 yorum


Herhangi bir akşam üstüydü. Mimar Sinan Kültür Parkı'nda havuzun kenarında tek başına oturuyordu Ferda. Parkın çevresindeki ağaçlar için bütün fıskiyeleri açmıştı görevli. Her tarafı bir toprak kokusu sarmıştı. Bu kokuya bayılırdı Ferda. Bir kahve daha söyledi kendine. Bu masada Emir ile oturdukları günleri anımsadı.

Emir:
- Rezil sarhoşluklardan, bilumum düzensizliklerden, sahte aşklardan bıktım Ferda. Gerçek aşkı arıyorum ben. Onu da senin büyülü gözlerinde görüyorum. Seni düşünmediğim bir dakika yok inan.

- Her şeyi akla, bilime dayandırmayı severim ben Ferda. Artık duygularımı kontrol altına almayı çok iyi biliyorum. Kontrollü duygularım ve mantıklı fikirlerim bir tek sen de karar kıldı Ferda. 

- Yerel yönetimler konusunda kendimi geliştireceğim. Bu punto hamallığından bıktım canımın içi. Bir de düşünce suçundan yargılanıyorum hala, kendime bir çeki düzen vereceğim Ferda bak her şey daha güzel olacak.

Bunları söylerken kaşını kaldırıyor o cool dediği duruşunu takınıyor. Sigarasını yakıyor. Bir püf sağa, bir püf sola, bir püf de Ferda'nın yüzüne. Ferda eli ile dumanı yok etmeye çalışıyor. Tanıştıktan sonra Emir'in ilişkilerinde yarattığı dumanlı hava sahasını yok edemiyor ne yazık ki. Konuşurken tok sesiyle Emir, Ferda onu dinler bir süre sonra aynı şeyleri gevelediğini fark edince içinden Özlem Tekin'in Laubali şarkısını söylemeye başlardı. Zoraki bir gülümsemeyi yerleştirmeyi de ihmal etmezdi yüzüne. Emir'in insanı anında çekim alanına dahil eden bir havası vardı. Bunun dışında Ferda'yı çeken hiç bir albenisi yoktu. Emir'e sorsan yakışıklı, entelektüel, görmüş geçirmiş biriydi kendi.

Herhangi bir sabahtı Emir aramadı, günaydın mesajı çekmedi. Herhangi bir öğlendi Emir Şükrü Erbaş şiirlerinden dörtlükleri mesaj olarak göndermedi. Herhangi bir akşamdı Emir akşam yemeğinde hangi otelin akşam yemeğinde olduğunu yazmadı. Herhangi bir geceydi. Emir iyi geceler mesajı çekmedi. Kayboldu birden. Yerleşik bir düzeni olmadığı için gidip bulma olanağı da yoktu Ferda'nın. Aklına kötü şeyler gelmeye başladı Ferda'nın. Telefon etti ona. Hiç bir yanıt alamadı. Mesaj yazdı yanıt alamadı. İyice işkillenmeye başladı. Sonra nice sabahlar, öğlenler geçti. Ferda'nın aklına bir fikir geldi. Arkadaşının telefonundan Emir'i aradı. İlk çalışta telefonu açtı Emir ve tanıdı sesini Ferda'nın. Ferdacığım şu an hocamın yanındayım sana dönerim ben sonra dedi, kapattı. Ferda o an kendine kızdı. Tamam onu istemiyordu ama en azından iyi olduğunu ona söyleyebilirdi ya da ben artık seninle olan ilişkime son vermek istiyorum diyebilirdi. Onu belirsizlikte bırakması, açık olmaması Ferda'nın çok zoruna gitti. Bıraktı, uğraşmadı artık onunla. Ne aradı ne sordu.

Kısa bir zaman sonra bir cumartesi akşamı telefonu çaldı Ferda'nın. Telefon eden Emir'di.
- Ferdacım kredi kartımı memlekette unutmuşum. Bana elli lira gönderebilir misin? Yoksa başka arkadaşımdan isteyeceğim.
Ferda şaşkınlıktan önce ne diyeceğini bilemedi.
- Bugün cumartesi nasıl göndereyim. Hem bunca zaman aklına gelmedim para zamanı mı aklına mı geldim? dedi. Kapattı telefonu.

Durmadan bilimden dem vuran Emir'in bir film adamı olduğunu o kadar acı çektikten sonra anladı Ferda. Ama zararın neresinden dönersen kardır dedi. Gülümsedi. Masadaki eşyalarını çantasına koydu, hesabı ödedi, Özlem Tekin'in Hep Yek şarkısını telefonundan açarak uzaklaştı parktan.



Devamı >>

9 Haziran 2014 Pazartesi

Masalların masalı

- 32 yorum
Su basında durmuşuz, 
çınarla ben. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarla benim. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınarla bana. 

Su basında durmuşuz, 
çınarla ben, bir de kedi. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarla benim, bir de kedinin. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınarla bana, bir de kediye. 

Su basında durmuşuz, 
çınar, ben, kedi, bir de güneş. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarın, benim, kedinin, bir de günesin. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınara, bana, kediye, bir de güneşe. 

Su basında durmuşuz, 
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze. 

Su basında durmuşuz. 
Önce kedi gidecek, 
kaybolacak suda sureti. 
Sonra ben gideceğim, 
kaybolacak suda suretim. 
Sonra çınar gidecek, 
kaybolacak suda sureti. 
Sonra su gidecek 
güneş kalacak; 
sonra o da gidecek... 

Su basında durmuşuz. 
Su serin, 
Çınar ulu, 
Ben şiir yazıyorum. 
Kedi uyukluyor 
Güneş sıcak. 
Çok şükür yaşıyoruz. 
Suyun şavkı vuruyor bize 
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze..

                                          
                                                          Nazım Hikmet
Devamı >>

'beni olmak acısıyla yalnız bırak'

- 20 yorum

Suyun Ayak Sesi
...............
İçten olalım.
İçten olalım,
Bankada da bir ağacın altında da içten olalım.
Bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak.
Bizim işimiz belki de:
Kırmızı gülün büyüsünde yüzmektir.
Bilimin ötesine çadır kuralım,
Bir yaprağın cezbesiyle elimizi yıkayıp
Sofraya oturalım,
Sabah güneş doğarken doğalım,
Heyecanları serbest bırakalım,
Uzayın, rengin, sesin, pencerenin
Anlamını tazeleyelim,
Varlığın iki hecesi arasına, gökyüzünü yerleştirelim,
İçimizi ebediyetle doldurup boşaltalım,
Bilimin yükünü kırlangıçların sırtından alıp yere koyalım,
Bulutların, çınarın, sivrisineğin, yazın ismini geri alalım,
Sevdayı yağmurun ıslak basamaklarından
Yükseltelim,
Kapıyı insana ve ışığa ve bitkiye ve böceğe açalım.
Bizim işimiz belki de,
Nilüfer çiçeği ve çağımız arasında,
Hakikat şarkısının peşinde koşmaktır.

                                                      Sohrab Sepehri
                                                     Türkçesi : Işık Tabar Gençer – Şirin Mehran


Sonsuzluk bahçelerinde bir dal arayan o kuş şimdilerde Sepehri şiirleri okurdu. 

Açık pencereden içeri giren rüzgarla birlikte daha çok sarındı çiçekli pembe pikeye. Kapattı gözlerini. İyiyi ümit ederek kapattı zihnini. Uyku kardeşin ellerine bıraktı tüm bedenini. Rüyasında yüzünü görmediği bir varlığın düşsel sundurmasında buldu kendini. Masum bir dokunuşun gevşekliği yayılıyordu bedenine. Gözlerini açmak ve o varlığı görmek istiyordu. Göremiyordu. Alabildiğine şeffaf bir şeydi. Şefkati benliğine yayan bir eldi bu. Somutça duyumsadığı, şu an soyuttan öteye yazmak için didindiği bir anın varlığına akseden yumuşak bir tavırdı. 

Uyandı. Hiçbir şey yoktu odada. Açık bıraktığı ışık ve sessiz bir gece vardı. Saat üçü çeyrek geçiyordu. Bir arkadaşı ansızın gece uyandığında amin diye içinden söylemen gerek demişti. Amin dedi. Bir duaya dahil olursun demişti. Hangi duaya dahil olmuştu, bilmiyordu. Sabahlığını üzerine geçirdi. Ellerini yüzünü yıkadı, bir bardak su içti. Uzandı yeniden. Uyuyamadı kalkıp abdest aldı. Kutsal kitaptan enam suresinin üç sayfasını okudu. Huzurun mistik şarkısı yayıldı odaya. Şefkati rüyalarında gören bir zavallıydı o. Sevgiden ümidini kesen. Aylakça mevsimleri geçiren ve kayıtsız tarihlerde yaşamayı tüketen. Sevgiyi somut yüzlerde görmeyi beklerken, hakikatin sırrını perdeleyenlerin kabuğunda kırılan, sınırlı bir alanda soluğunu harcayan biri. Bunları sıralarken zihninde rüzgar odanın kapısını kapattı hızla. İrkildi. Yokluktan var eden büyük ışık, merhamet kapılarını kapatmamak istercesine işaretleri gönderiyordu ona. O ise, hala, sınırlı, fani işlere dalarak önündeki duvarları göremiyordu, anlarını tüketiyordu, büyük huzurun kaynağını unutuyordu. 



Devamı >>

Şiir Üstüne

- 14 yorum
- genç bir ozana -
1.
imge avlama
gelirse kapıyı aç
düşüncenin içsel sesidir imge.
2.
ses
sesteki tını
bak işte o, çok önemli:
a’dan sonra u, u’dan sonra a.
3.
uyum
iniş çıkışı sesin
uyumu yineleme
başka grafikler.
4.
gerçekse dize düzenler solunumu.
5.
çok konuşma
suskunluğa yakın dur.
6.
şiir yazarken
eski ozanları düşün
eski, belki de
çok eski.
7.
bir ilkçağ ozanı şiirini okusun istemez misin.
8.
göğe benzemeyi dene
gök gibi doğal
gök gibi şaşırtıcı
9.
ne duygu üret
ne çağrışım
o okurun işi.
10.
dengeli ol,
öyle ki, cambaz sakar kalsın yanında.
11.
kıvılcım külün altında
külünü karıştırmayı unutma.
12.
çağına uy,
zaman dışıymışsın gibi davran
bunda çelişki yok.
13.
bir avucun matematik,
bir avucun büyü,
bunda da çelişki yok.
sonra düşün, olsa ne çıkar:
çelişkidir şiir.
14
matematiğin rastlantısı da diyebilirsin ona.
15.
geceyle gündüze denk
karşıtlığında
bütünü tümleyen.
16.
demosthenes gibi yap
ağzında çakıl taşı denize karşı konuşurdu o
senin de dizeler olsun ağzında
onlarla otur kalk
onlarla uyu
onlarla uyan.
17.
sözcük,
sözcükten şaşma.
18.
insanlığın yükünü taşımıyorsan,
kendinden söz etme.
19.
şiir, tarihinden bu yana pek değişmedi
insan yüzleri gibi tıpkı
o denli benzer
o denli başka.
20.
çaban özgünlüğe yönelik olmasın
sıradan konuş
unutma ki özgünlük mayanda ya var ya da yok
çabayla ulaşılmak istenen özgünlük
ozanı daha bir iter sıradanlığa
21.
küçük bir sesteki çığlık
benzemez hiçbir çığlığa.
22.
masanın anlamı yok,
kuşun anlamı yok,
piramidin anlamı yok.
23.
unutulmayı iste
yeniden anımsanırsan
sonsuz yaşam ondan sonra.
24.
daha da var, bunlar ilk usuma düşenler.
                                                 Sabahattin Kudret Aksal
Devamı >>

2 Haziran 2014 Pazartesi

Göl olmak

- 28 yorum

Hintli Bir usta, çırağının mutsuz bir şekilde devamlı her şeyden şikayet  etmesinden usanmıştır. Çırağına bir ders vermek ister ve çırağını tuz almaya gönderir. Çırak, tuz almaya beni niye gönderdi diye şikayet ederek döner. Usta, bir avuç tuzu bir bardak suya atıp karıştırıp, içmesini söyler.
Çırak, tuzlu suyu içer içmez tükürmeye başlar.
Usta sorar:
- Tadı nasıl?
Çırak öfkeyle cevap verir:
- Tadı berbat, acı
Usta gülümser, çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Az ilerideki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler. Suyu içen çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken, usta tekrar sorar:
- Tadı nasıl?
Çırak cevap verir: 
- Tadı çok güzel, ferahlatıcı 
- Tuzun tadını aldın mı? 

diye sorar usta,
- Hayır suyun tadından başka tat almadım.
diye cevaplar çırağı. 


Usta, gölün yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der:
- Yaşamda kederler, sıkıntılar tuz gibidir, ne az, ne de çoktur. Sıkıntın olduğunda yapman gereken tek şey sıkıntı veren sorunla ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sorunlarla başa çıkarken sen de bardak gibi değil, göl gibi olmaya çalış.


Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram