30 Mart 2014 Pazar

Handan ve İnsanyavrusu için çikolatalı krep :)

- 40 yorum


Sabah  Gülce ile uyandıktan sonra hemen evin yakınında oy kullanacağımız okula güle oynaya gittik. Eşim seçimde görevli olduğu için sabah beş buçukta çıkmıştı. Dışarıda hem güneşli hem de rüzgarlı bir hava vardı. Gülce ile rüzgar estikçe kollarımızı açıp uçar gibi yapmak özellikle yokuşlarda beraber koşmak çok heyecanlıydı. Güneşin vurduğu yerlerde de birbirimizin gölgesini yakalamaya çalıştık. Okula vardık kapıda bile seçim için kağıt dağıtıyorlardı, hiç birini almadan oyumu vereceğim sınıfa girdim ve kullandım. Vatana, millete hayırlı olsun :)


Eve geldikten sonra dünkü yazımda bahsettiğim nutellalı krebi bugün şeker ve sevilesi blog arkadaşlarım Handan ve İnsanyavrusu için yaptım. Krepleriniz hazır sizi bekliyorum :)

Malzemeler:

-1 yumurta
-1 bardak süt
-1 yemek kaşığı zeytin yağı
-1 bardak un
-az tuz,az karbonat
-1 yemek kaşığı pekmez


Yumurta, süt, yağ, pekmez iyice çırpılır ardından un, tuz, karbonat eklenir.Kepçe yardımıyla az tere yağı ile yağlanmış tavada kısık ateşte arkalı önlü pişirilir. Arasına isteğe göre bal, nutella, reçel sürülür. Ben isimleri yazabilmek için çikolata sosu ile yaptım. Afiyet olsun :)
Devamı >>

29 Mart 2014 Cumartesi

Sabahlar güzeldir haydi uyan :)

- 62 yorum

Kalk dedim haydi kalk. Tamam yüreği şiir döken bir kadın olmaktı hayalin lakin görüyorsun işte şairlere her gören deli diyor. Desinler, umursama sen yazmaya devam et.
Bak dün gece taze yoğurt mayaladım. Mayalarken, mayaladığın yoğurdun, sütün iyi olması gerekiyor, biliyorsun. Önceki yaptığım yoğurtla mayaladım. Mayalarken hayatı düşündüm; onu da hep iyi, dolu kavramlarla mayalamalı diye geçirdim içimden. Evet bunu hep engelleyecekler sonra ne biliyim hep kızacaklar sana. Ama aldırma. Boş bırak.

İnsanlar seni anlamıyorsa kendini onlara anlatmak için zaman kaybetme. Sana zaten zerre kadar değer verseler bir kez olsun seni anlamak için onlar uğraşırlar değil mi? Haydi bunları bırak. Kalk yüzündeki kederi yıka. Öyle kırık bakma ne olur.. Üzerimize düşenleri düşünmekten doğrulamadık bir türlü, haklısın. Doğrulmak zor.. Ahh görüyorum işte her yer muz kabukları ile dolu ama ne olursa olsun ayakta bitirmeli bu yaşamı, ayakta ve onurlu bir şekilde..

Hayat her gün yeni bir şarkı ile başlıyor. Dinle o şarkıyı. Duyuyor musun? Bak hava da çok güzel bugün. Kahvaltıyı balkona hazırladım. Çayı demledim, nutellalı krep de yaptım. Haydi elini yüzünü yıka da gel, çayı dolduruyorum 
Devamı >>

25 Mart 2014 Salı

Lüsyen'e dair

- 12 yorum

"Kısmetse seni tekrar görmekle bahtiyar olacağım demektir. Dehşetli korkuyorum; sevinçten ölmenin mümkün olacağına inanır mısın? Sen inanmasan bile ben kabul ediyorum: Istıraptan ölmektense, sevinçten ölmek yeğdir."    
Edebiyat derslerinde görmüştük, bir sürü dönem vardı. Tanzimat dönemi, Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat dönemi gibi.
Her dönemde yetişmiş çok büyük yazar ve şairler vardı. Ama bunların içinde biri var ki, neredeyse asırlık bir adam, Osmanlı Devleti'nin yıkılışını, Dünya Savaşı’nı da görmüş, Cumhuriyet’in kuruluşunu da.


Atatürk ile tanışıp konuşmuş, Nazım Hikmet’i kendisinin artık eski tarz kaldığını ve önemli bir şair olmadığını söylediği halde evinde ağırlamış ve kendisine hayran bırakmış bir adam.
Mehmet Akif, Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Samipaşazade Sezai, Süleyman Nazif, Mithat Cemal gibi birçok önemli yazar-şair ile yakın arkadaş olan, 60 yaşında iken Brüksel’de tanıştığı 18 yaşındaki Maria Lucienne Sacre ile ömrünün geri kalanını geçirip hayata veda eden Abdülhak Hamid Tarhan’ı anlatıyor bu kitap. Nam-ı diğer  Türk edebiyatının Şair-i Azam'ı..

Aralarındaki büyük yaş farkında rağmen ,hatta görenler onları baba kız sanıyormuş, büyük bir aşkla bağlanıyorlar birbirlerine. Hamid çapkın bir adam, içkiye-eğlenmeye çok düşkün ve zıtlıklarla dolu biri ama Lüsyen onun son aşkı olarak kalıyor.
25 senelik bir hayat geçiriyorlar beraber. Aralarında o kadar çok şey yaşanıyor ancak aşklarını yaşatmaktan hiç bir zaman yılmıyorlar.
Son yıllarında bile ölüme inat ediyor hep Abdülhak Hamid, hâlâ piyesler yazıyor titreyen elleriyle, unutulmaktan çok korkuyor.
Edebiyattan hoşlanan ve Abdülhak Hamid’in hayatını merak edenlere okumalarını öneririm, çok sıra dışı ve etkileyici bir hayatı var çünkü.


bir yangın şahane bir şehri küller vadisine dönüştürür
bir olay okyanus gibi bir kalbi ,gözyaşına dönüştürür
ölüm, görkemli bir beyni akrep yuvasına çevirir,
bir zelzele, dağları bir avuç toza indirger 
bütün bunların olması mümkündür.çünkü sen benden uzaksın
sonsuza kadar dönmezsen bunlar hep senin eserin olacak ; ceza gününde sorumlu olursun 
iyi etmiyorsun lüsyen,sana yakışmaz 
gel!

Hamid 1921
Devamı >>

24 Mart 2014 Pazartesi

4. yaş diyalogları

- 38 yorum

Canı sıkılan Gülce halleri:

- Anneciğim  keyfim yerine gelmiyor..
  + Bugün keyfinin yerine gelmesi için her şeyi yaptım ama..
- Bir sürprizin yok mu anneciğim, sürpriz istiyorumm
   + Nasıl bir sürpriz bu?
- Adı kinder olan bir çikolata..
Bir de anne mısır çatlatır mısın?
   + Mısır çatlatılmaz patlatılır kızım.
- Ama anne mısır çatlayıp beyaz çiçek açıyor :D

Gülüş'ün şap dudaklı çim adamı :)

İlaç içmeden  önceki Gülce halleri:

- Haydi Gülcecim ilaç zamanı
  + Anne bak bu ilaç kalbimi acıtıyor içmek istemiyorum..

Elindeki havucu bitiremeyen ve iki dilimi annesine yedirmeye çalışan Gülce halleri:

- Anne bu havucu yersen çok güçlü olursun, süper kahraman olursun, sağlıklı olursun..
  + Kızım ben yemek istemiyorum sen yemelisin.
- Anne bak tavşan olmak istiyorsan yemelisin :D

Not: Gülce şunu da yaz dedi:
Ben çok güzel prenses dansları yapıyorum. Duyrulur :)








 

Devamı >>

17 Mart 2014 Pazartesi

Vagondaki kitaptan

- 34 yorum

Şimdiye değin senden zorla alınan ya da çalınan ya da boşuna akıp giden zamanına sarıl.. İyi kullan onu. Kimi zamanımız bizden zorla kapılıyor, kimisi sinsice çalınıyor, kimisi de boşuna akıp gidiyor.
Dikkat edersen, hayatımızın en büyük bölümü kötü iş yapmakla geçiyor. Büyük bir bölümü hiç bir iş yapmamakla, bütün hayatımız da gerekenden başkasını yapmakla geçiyor. Sanıyoruz ki ölüm önümüzdedir; oysa ölümün büyük bir kısmı geçip gitmiştir. O halde sarıl bütün saatlerine. Yaşamak ertelendi mi, hızla akar geçer..
                                                                                         Seneca Lucilius

Bizi yok edecek şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlaktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana atmış bilim.
                                                                                               
                                                                                                                M. Gandhi

Şimdiye kadar nasıl yaşadıysan gene öyle yaşayacaksın sanırsın. Sonra beklenmedik bir anda biri çıka gelir. Etrafındaki kimseye benzemez. Kendini bu yeni insanın gölgesinde görmeye başlarsın. Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır. Ve sen bunca zaman hep bir eksiklik duygusuyla, yaşadığını bilmediğin bir şeye hasretlik çektiğini anlarsın. Şamar gibi iner hakikat suratına..
                                                                                                                Chuck Palahniuk

Her şeyi kontrol etmeye ve yönetmeye çalışmaktan vazgeçin. Sürekli " alarmda " olmanız gerektiğini söyleyen iç sesinize kulak vermeyin. Bir şey için elinizden geleni yaptıktan sonrasını dert etmeyin. Kendinizi huzursuz hissettiğinizde içinizdeki barışın merkezine gidin. Sinirlenmenin boşa giden enerjiden başka bir şey olmadığını unutmayın. Tek bir doğru yoktur. Olayları algılama şeklinizi değiştirin. Kendinizi başkalarının yerine koyun. Böylece daha zor incinir ve incitirsiniz.
                                                                           
                                                                                                              Dr. Deepak Chopra
Devamı >>

13 Mart 2014 Perşembe

"Hava çok acı yakıyor içimi"

- 18 yorum

Bazen ne düşünüyorum biliyor musun Mavi? Git buradan, uzaklaş, gün aşırı yolcuklar yap bilmediğin, görmediğin ülkelere.. Bu bir kaçış, bu bir kolaylık, bu bir yoksunluk biliyorum.. Ama gel gör ki dayanamıyorum. Yuvasında yavru kuşlar yiterken, insan da yitiyor be Mavi.. Geleceğe uzattığı taze fidanlarının gözlerinin içine bakamıyor.. Sonra gülerken içinin açıldığı yavrusunun gözlerine bakamıyor anlıyor musun beni? 

Savaşın olmadığı, çocukların ölmediği bir yer var mı Mavi? İnsanların onlar, bunlar diye ayrıldığı bir çizgide değil de insan diye bir noktada birleştiği huzurlu bir yerden bahsediyorum. Öyle bir yerin özlemi ile yanıyorum..

Bazen diyorum altmışlarda yaşayan umursamaz bir hippi olsaydım ama geç doğmuşum.. Bazen de diyorum büyük bir sevgi yağmuru yağsa bütün lekelenmiş yanlarımızı temizlese ya da bir peri bir çocuğun masumiyetinden damlalar damlatsa yüreğimize.. 
İyi masallar yazalım Mavi.. İyi. Sonu mutlu biten masallar.. Bunca kirletilmişliğin içinde çok zor deme ne olur? 

Gözlerimi kapayıp mavileri ağırlasam değişir mi hayat?
Devamı >>

12 Mart 2014 Çarşamba

Kavafis'ten

- 6 yorum


Konuşmalardan, görünüş ve davranışlardan
sağlam bir zırh yapacağım kendime, 
böyle çıkacağım karşısına kötü insanların
korkmadan, hiç zayıflık duymadan.

Zarar vermeye çalışacaklar bana. Ama
bilmeyecek yanıma yaklaşanlardan hiçbiri,
yaralarım nerede, nerede incinebilir yerlerim,
göremeyecekler örtündüğüm yalanların altını. 


Konstantinos KAVAFİS
Çev: Cevat Çapan



KENT

Dedin, "Bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim."
Bundan daha iyi bir başka kent bulunur elbet.
Yazgıdır yakama yapışır nereye kalkışsam;
ve yüreğim gömülü bir ceset sanki.
Aklım daha nice kalacak bu çorak ülkede.
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam
hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma,
yıllarıma kıydığım, boşa harcadığım.

Yeni ülkeler bulamayacaksın,
başka denizler bulamayacaksın.
Bu kent peşini bırakmayacak.
Aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede yaşlanacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Bu kenttir gidip gideceğin yer.
Bir başkasını umma-

Bir gemi yok, bir yol yok sana
Değil mi ki, hayatına kıydın burada
bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.

Konstantinos KAVAFİS
Çev: B. Pirhasan, Erdal Alova
Devamı >>

11 Mart 2014 Salı

bir ömür de senden çocuk..

- 28 yorum
beklemek ölüm gibiydi bekledik
bugün dedik yarın dedik olmadı
böyle doğduk büyümeye korka korka
umudumuzdu gücümüzdü kalmadı
Arkadaş Zekai Özger

Ey Ahali
Duyduk duymadık demeyin
Bir çocuk kayboldu
Elinde defne dalı
Parmakları tan yeli
Saçları darma dağınık
Dalgalanır yağmur içinde
Bulup getirene
Görüp haber verene
Aydınlık yepyeni bir dünya verilecektir.
Ey ahali bulan var mı, gören var mı
İyiye doğruya güzele selam durulacaktır...
 Yaşar Kemal

Devamı >>

10 Mart 2014 Pazartesi

O kuşu yazdım, his et

- 30 yorum

Kadın koca bir ağacın gövdesine dayamış sırtını oturuyor. Usunun ince katmanında kayıyor. Mavilerden aşırıyor onu. Damlaları çekiliyor usul usul...
Bir su perisi beliriyor son damlaların göğsünde. Gül teninde geçmeyen yaralara dokunuyor bir bir. Sihirli bir dokunuşla usul usul iyileştiriyor o yaraları. Ağır aksak bir şarkının notalarında kayboluyor sonra. Bütün suları içen ağaçsa bir bir tomurcuklanıyor dallarında. Tüm gölgelerini saklıyor onun altında.

O ise, tüm bencil, fütursuz, mazoşist hisleri ile betimliyor aşkı. Kadın ürküyor, şaşırıyor, kaçıyor.. Olabildiğince bilindik bir yağmur bu, görüyor.. Üşüyor.. Oysa..

Başka türlü bir şey benim istediğim. 
Ne ağaca benzer ne de buluta. 
Burası gibi değil gideceğim memleket. 
Nerde gördüklerim nerde o beklediğim. 
Rengi başka tadı başka..*

Bırakıyor o elleri. Bırakıyor o gözleri..
Bütün sahillerde balık tutan adamlar olmuyor. O, her sahilde yalnız bir adam oluyor. Yalnız bir adam.. Güneşin yansımasını hiç kimsede aramayan. Aynasına yansıyan gölgelere tahammül edemeyen, yanında hiç bir insanın ağırlığına dayanamayan..

Birikmiş bin bir renkli hikayenin, kurumuş mor çiçeklerin, heyecanların hiç bir manası yokmuş. Görüyor kadın. Bir flüt sesi eşliğinde, kırık bir kalbi avcunda sıkarak aşkın pastoral resmindeki bir kuş figürü oluyor.

İflah olmaz bir kuştan başka bir şey değildi kadın. Kanatlarını kırmalarına izin verecek kadar seven akıllanmaz bir kuş..

* Can Yücel

Devamı >>

8 Mart 2014 Cumartesi

Kafiyeler değil, eylemler önemli diyorum

- 20 yorum

Elizabeth Smart'ın Serseri ve Kopukların Göğe Çıkarılışı adlı kitabını okudun mu bilmiyorum? Bana kalırsa güzel bir kitap ve unutmadığım, ara ara okuduğum özel bölümleri var. Bugüne özgü birkaç bölüm paylaşmak geldi içimden.

Sen de öyle düşünür müsün bilmiyorum? Ama bana kalırsa bir kadına en çok yakışan şey, gülümsemek.. Dil, din, ırk fark etmez.Gülümseyen her kadın etrafına güzellik katar. Kadın gülümsemek demektir ve kadının gülüşü her derde devadır. Onlara kafiyeli, ezberlenmiş mısralarla değil de sevgiyi hissettirecek eylemlerle yaklaşmak gerek diye düşünüyorum. Mesela gülen bir yüzle, mesela içten bir dokunuşla...

Kadınların daima gülümsediği ve önemsendiği bir dünya ümidiyle, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününüzü kutluyorum.

"Endişeyle eylem arasında kadınların yüzleri çöküyor. Sahte, yararsız, alçakça, aşktan yoksun giden her şeyi geride bırakarak çekip gidebilirler mi, o mantarlarıyla gizemli tarlalara... 
Hakikat onlara yapışıyor, güzelliklerini kemiriyor. 
Rahim hantal bir yük sanki. Kim böyle yaygaracı bir yükle düşe kalka tepeye çıkabilir ki?" 


"Yaşmakların altına mı gizlenmişler, ya da ev işlerinin deli gömleğini mi giymişler, ya da odalarda yalnızken yaralarına çekiç mi vuruyorlar?" 

"Usulca ve özenle gülümse. Bu sonu gelmez dışsallık senin kurtuluşun. Yaşamın tekir balığını bir deniz salyangozu gibi kap." 

"Şimdi, dünyayı yalanlar döndürüyor diyorsun, koruyucu yastıklar insanların işlevlerini sürdürmelerini sağlıyor. Benim kendi koruyucu yastıklarım, ışığım, özlemlerim var."

"Mutluluk geometrik değildir, ama nereye bakarsanız bakın her yandan akar gelir." 
                                                                                                               Elizabeth Smart
Devamı >>

Mes’ut Bir Tesadüfe Üçüncü Mektup - Selim Temo (2 Ekim 1996)

- 6 yorum

Aynalardan geçen bir gecenin uzun ve aksak sesidir; seni hep hatırlamanın buğusu. Minnacık harflerle yazanların parmaklarını merak edişim, durup dururken. Yollar boyunca uykusuzluğuma eşlik eden bir yarım ayın anısı. Pekisen orada mısın? 
Ellerinin sıcak nemini eğitiyorum yanaklarımda, saçlarımda geçmiş baharların kokusu. Öfkenin rengine karışarak sokağa duman içinde akmam bundandır, içimdeki cesur acı bundan. Yine de burada geceye bulduğum adların bir yankısı yok. Peki sen orada mısın?

Gece dostumuzdur bizim. 

Bu banliyöde göğün siyah perdesi çekildi mi, göğsümde derin bir boşluk, odamda akışkan bir keder, bir bahçenin Eylülü. Bir yamacı tırmanan yoldaşların dizlerindeki gecikmiş uyku. Ne varsa dışarıda unutulmuş. 

Sözcüklerin elleri var.

Taşların seslendiği bir penceredeyim şimdi. Ilık bir suyun tenine say beni.De ki, bir keder antolojisi okuyor sabahlara kadar. Ufka bakarak sefer eyliyor. Şimdi duyduğu, bir okyanusun sesidir, kıyılarına çarpmaya doyamayan.

Ama duyduğum ses kendi sessizliğimdir yine. Ağzımda bir tür dublaj Türkçesi var. Sözcüklerimiz farklı zihinlerde aynı anlama gelemiyor. Ellerin, ellerimin konuşmasına izin vermiyor. Sanırım ezberlediğim bir şey oluyor gitmek.

Walt Whitman’ı sevelim.

Birlikte yapabileceğimiz hiçbir şey yok, ayrılamayız bile. Benim yüzümü bu kadar ağırlaştıran şey budur işte. Ben ki neyim? Geceye ağıtlar dizen bir sabah rüzgârı mı? Bir akşamın gelişi mi? Ruhunu sözcüklerle onaran anakronik bir derviş mi?

Eğer kendine sorular soruyorsan aşk yoktur. Ruhunla bir hesaplaşma demelisin buna. Ruhunu bir yere sürükleye sürükleye götürüp onarmalısın. Bir ruhun aynasından yansımıyorsan, kendini bekle. Peki bunları söyleyen kim?

İnsan bazen bilir.

Bu kâğıtları atmamalıyım. Romanları, şiirleri, gerilla anılarını, eski gezi kitaplarını atmaya benzer bu. Gittikçe sararan mektupları küstürmeye benzer. Defterlerde biriken kuşları silmeye benzer. 

Bütün eski kitaplarda ölülerin parmak izleri var. Rüyalarıma giren, beni geceye ekleyen, bir yenilgiyle avutan kitaplar. Uzak yollardan yorgun kervanların gelmesi gibi, sayfalarda kesik kesik soluk sesleri. Dönüyorum, dönüyorum işte böyle gecelerden. 

Peki sen orada mısın?

Devamı >>

7 Mart 2014 Cuma

ellerim hep açık olacak Mavi..

- 34 yorum

Gök gürültüsüyle uyandım, kış kızgın sesini bırakıp gitti sanmıştım oysa. Rüyamda bir kahinin yanına gittim. Bana defterimi geri verdi. Eskimiş sayfaları çevirdim, son günceyi buldum. Hayır dedim iyiye, güzele dair inancımı yok etmek isteyen laf cambazlarının gölgelerini bile düşürmeyeceğim sayfalarıma..

Öykü defterime yağmursuz gecelerimden bahsettim, acıdan kıvrandığım yok olduğum gecelerden bahsettim. Sokaklarda yürüdük beraber. Aklım darmadağındı. Duman oluyordu gözlerim beni kıranları düşündükçe. Onları içleri erguvan kokan bir bahar mevsimi olarak görmüştüm oysa. Neyse, yeter, sus! Bahsetme artık, yalvarırım bahsetme.. Üçüncü kişilerle oynanılan oyunlarda hep yenildim ben. Yenilsem de sizin küçük dünyanızda imgelerimi, umutlarımı, sözcüklerimi sizin koymak istediğiniz yere koymayacağım ve tüketmeyeceğim onları...

Koştum.. Kan ter içinde kalıncaya dek koştum. Karanlıkla saklambaç oynayan Mavi'yi buldum. Saçı başı darmadağınıktı, gözler kan çanağı.. Tomurcukları patlamaya başlamış bahçeye götürdüm onu. Çimenlere uzattım. Keskin mısraları ile bir şairin kitabından şiirler okudum. Küçük, bir kuş misali cıvıl cıvıl konuşan çocuklar ise parmak uçlarından öptüler onu. Güneşin ışığı öyle güzel aydınlatıyordu ki gülüşünü öyle güzel bakıyordu ki gözleri o an hiç bitmesin istedim. Sonra hepimiz göğe doğru elimizi açtık, bütün mavi bizimdi.. İşte sonsuzluk, işte huzur, işte vuslat, işte sevinç oradaydı..

....................................................................

Ani verdiğim yazmama kararım üzerine bana yazan, bana destek olan arkadaşlarım:
Anarşi, Hayattan Payetler, Handan, Pe hito, The Bircan, Hamiyet Akan, Sonsuz, Seyhan, Asi Yapıncak, Alis, Tubaanne, Dilvin, Adsız 1, Adsız 2, Ahukader, Potterhead  ve sevgili eşim desteğiniz ve düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.
Yazmak ben de bir huy artık.. Bu güzel, düzeyli dostlukların kurulduğu tatlı alan ise vazgeçilmezim... Sizleri çok seviyorum...


Devamı >>

4 Mart 2014 Salı

Anne günlükleri I

- 50 yorum

Bir zamanlar Montessori annesi olan Mavi şimdilerde meleği yemek yesin diye dünden beri dışarıda yemek yemektedir. Dün dışarıda terbiyesiz tavuk yemiştir Naz. Yerken: anne bak terbiyesiz tavuk, çok terbiyesiz bu kiikiiikii diye hem espri yapmıştır hem de tavuğunu yemiştir:)


Kızı yemek yesin diye kırk takla atan Mavi acaba şimdilerde kolaya mı kaçmaktadır? O değilde her gün yaptıklarını çöpe atınca büyük bir buhrana girmiş ve anneliğini yine sorgulamaya başlamıştır. Annelik işte hem yapıyorsun hem de vicdanını susturamıyorsun. Burada beslenme konusuna büyük bir titizlik gösteren bir annenin dramından bahsedilmektedir. Ki durum gerçekten ciddidir (!)
Bugün de Dominos'da kızı pizza yerken Mavi bu düşünceler içinde çikolatalı suflesini yemiştir.
Eve gelir gelmez bu duruma el koyan baskın mantıklı anne güdüsü ile hemen Gülce'nin sevdiği yemeklerden oluşan bir listeyi hazırlar. Akşamdan onun sevdiği yemekleri yapmaya koyulur:)





Devamı >>

Howl ile yattım Howl ile kalktım :)

- 20 yorum

Dün gece Howl - Ulumalar adlı filmi izledim. Howl, Beat Kuşağının sınırları aşan yazarlarından Allen Ginsberg'in Ulumalar şiirini anlatan bir film. Ginsberg'in gençlik yıllarını, Ulumalar'ı yazışını, kitaba açılan davanın gidişatını anlatıyor. Filmde kitap üzerine dava açılırken, şiirdeki müstehcen bölümler üzerinde duruluyor ve  herhangi bir edebi değeri olmadığı ifade ediliyor. Ardından Walt Whitman'ın Çimen yaprakları adlı eseri ile mukayese ediliyor. Etkileyici bir tartışma sonrasında; şiirin gittikçe yozlaşan Amerikan kültürüne ait gerçeklerin çarpıcı bir tarzla dillendirilmesi, özgün bir üsluba sahip olması gibi özellikleri onun sanatsal bir değere sahip olduğunu gösteriyor.

Jazz eşliğinde Ginsberg'in yazın, şiir ve hayat üzerine düşünceleri canlandırılırken, arada şiirden kesitler okunuyor ve şiirin mısraları tek tek anime ediliyor. Ulumalar çok çarpıcı bir şiir. Evet müstehcen yönleri var ancak ütopik değil, gerçek. Çılgın tüketim çağı insanını inanılmaz derecede eleştiriyor,  insanı dibe çökerten kurallara, insanı bir düzenek haline getiren sisteme sert bir tepkiyi barındırıyor içinde.

Çok etkilendim.. Şiiri sabah bir daha dinledim. Karar verdim, Ginsberg'in kitabını alıp onun edebi dünyasını daha yakından tanıyacağım.
Devamı >>

3 Mart 2014 Pazartesi

Paramparça

- 37 yorum

PARAMPARÇA - DUYGU ASENA

Yazarın daha önce Değişen Birşey Yok adlı kitabını okumuştum. Asena'nın Paramparça adlı kitabı ise, bir erkeğin aralanmayan, gizli dünyasına ayna tutuyor. Bir erkeğin dilinden, onun yaşadığı ikircikli dünyanın kapısını aralıyor. 

Kitabın kahramanı bir taraftan klasik bir erkek gibi yaşıyor, bir taraftan da su yüzüne çıkaramadığı farklı cinsel kimliği ile erkeklerle ilişkilerini sürdürüyor. Kitap, bu anlamda sürekli gel- gitler, huzursuzluklar yaşayan toplumun baskısı ve seçtiği hayatın bağlılığından kopamayan bir insanın profilini aktarıyor.

Hayatı çözmeye çalışan, çözmeye çalıştıkça da kısır bir döngünün içinde kitli kalan, kendini, cinselliğini sorgulayan tam olarak anlamlandıramayan; evli, çocuklu, resmi görevli bir erkeğin hayata tutunma çabası. 
Belki biraz empati kurmaya yardımcı olmak açısından okunabilir.
Devamı >>

2 Mart 2014 Pazar

Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım

- 27 yorum
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin allahını bilirim bayım

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!
                                                             Didem Madak
Devamı >>

1 Mart 2014 Cumartesi

Bir SU, bir kruvasan bir de kalanlar :)

- 26 yorum

.................................
Ormanın fısıltısı bütünleniyor sonsuzlukla..
Haydi gel kanatlarını beraber arayalım,
gecenin sadece seslere mesken olan yüzünde.
Yeryüzünün hummalı ağlayışı çekiyor en dibe bizi..
Haydi gel kaybettiğin masum sözcükleri beraber arayalım,
göğün sonsuz mavisinin en ak yerinde...

...............................



Kimi zaman yer etmesini arzuladığımız ancak yer etmemesi gerektiğinin farkında olduğumuz oluşları iki üç satıra sığdırıp suya akıtmalı; kendi içimizde boğulmamaları için. Suya akıttım ben de. Su.. Nasıl güzel bir addır. Aklayan, paklayan, arıtan ve az evvel anlatmak istediğim gibi yok eden belki de..

Günler sonra bitirdim SU romanını. Sevgili Buket Uzuner'i okumayı özlediğimi itiraf etmeliyim. Mavi Tuna Kumral Ada adlı romanı çok etkilemişti bir zamanlar beni.

Su romanı ise, bütün canlıları eşit değerde kabul eden, tabiatı ve yaşamı kutsayan büyük Türk geleneği Kamanlık kültürünü anımsatıyor ve bu geleneği, kültürü günümüzde diri tutma adına ne yapılabilir sorusuna yanıt arıyor. Kitapta doğadaki kaynakları bilinçsizce, fütursuzca tahrip eden insanoğlunu sağ duyuya davet eden bir sesleniş ve bu anlamda çalışan kuruluşları, dernekleri hatırlatma söz konusu. Ben de bir Greenpeace üyesiyim. Elimden geldiği ölçüde birey olarak ekolojik sorunları önemseyen, çare arayan bu grupları desteklemeye çalışıyorum.

Kitapta bin yıl önce Yusuf Has Hacib'in yazdığı Kutadgu Bilig ( Mutluluk Bilgisi ) adlı eser günümüze uyarlanıyor. Akıcı bir olay örgüsünün içinde bu değerli eserde yer alan önemli bilgilerin altı çiziliyor.

Hiç bitmesin istedim kitap.. Otacı, şifacı Umay Nine'den daha çok bilgi öğrenmek, Komiser Ali Ümit'in geç gelen mutluluğunun tadını çıkarmak, gazeteci Defne Kaman'ın duyarlı, bilinçli yazılarını daha çok okumak, Sahaf Semahat'in Kadıköy'deki kedileriyle yaşadığı, eski kitap ve gerçek dostluğuyla muhabbet kokan kitabevinde daha çok kalmak istedim. Umay Nine'nin pişirdiği ay çöreklerini, kruvasanlarını, bahçesinde yetiştirdiği şeftalileri ve bol limonlu ada çayını gerçekten duyularımla hissettim.Ve sabah kalkıp hiç yapmadığım, yapımı zor kruvasanlardan yaptım. Kitabın o oluşturulan güzel atmosferini sanırım bizzat yaşatmak istedim. Yapımı çok uğraştırıcı olsa da harika oldu kruvasanlarım, beklerim sizi de:)

Güzel, tatlı bir hafta sonu sizinle olsun..








Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram