11 Temmuz 2014 Cuma

yıldızlarını yitiren bir rüya


"Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
Manzaraysa ayrılığa sıfır!

İşte her şey hazır..


Acılarımla iki lafın belini kırdık.
Yokluğunda bir kuş sütü eksik.
Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik…"

                                                   Cemal Süreya

Bayan S. eve girer girmez, üstü şiir kokan elbiselerini çıkardı. İnce keten bir elbise giydi üzerine. Açık saçlarını topladı. Çektiği bir katliam fotoğrafına yeniden baktı fotoğraf makinesinden. İrkildi, avuçları terledi. Telefonu çalmıyordu günlerdir. Postacı ise çoktan uğramayı unutmuştu adresine. Etrafa baktı ayrılık yaprakları dökülmüştü her odaya. 'Bir ağaç ne zaman ölür?  Kaç yaprak döktükten sonra ölür?' dedi.

Elektrik süpürgesini çalıştırdı, ölü kelebekleri, rüzgarların her yana savurduğu  ayrılık küllerini ve sayısını bilmediği yaprakları süpürmeye başladı. Bütün pencereleri açıp havalandırdı evi. Süpürdükten sonra masanın üzerinde onun aldığı kitaba baktı. Kitabın sayfalarında gezinirken onun el yazısıyla yazdığı notu okudu:

/Bütün rüyaların olabilmek ne güzeldir be sevgili.. Ne güzeldir ilkyaz kokan bir mevsimin kapısından sana açılmak.. Yanık düşlerimin infazından kaçarken ak düşlere mavi serpmek… Mavi serperken o sonsuz denizinde bir damla olmak…
Hoyrat akşamlarda demliyorum hüznümü gelip içine bir tutam karanfil atıyorsun. Karanfil kokuyor her yan.. İnanmak istiyorum sana tüm çocuk inanışları ile, sarılmak istiyorum tüm içten sarılışlar ile… Ruhumun biteviye sıradanlıklarından uzakta salınması ne büyük bir erdemdir bilemezsin sevgili.. Geçtim beni içine alıp bırakmayan kara girdaplardan… Üstüme yağan amansız yağmurlardan payımı aldım.. Öyle güçlüyüm ki şimdi.. Girdaplar, amansız yağmurlar beni alıkoyamaz bu kuşların cıvıldaştığı yolculuktan..Asi yolculuklar, ketum yollar, meçhul kapılar, rengi bilinmez pencereler, karabasan doğuran geceler işte şimdi  yanağımı okşayan o rüzgarın esrikliğiyle buradayım.. Duyumsuyorum onu ve bana uzattığı pembe bulutları.../

Dokundu elleri ile o yazıya. Dokundu o yazı kalbinin en ıssız kalan duvarlarına, yankılandı, ellerinde kağıt hıçkıra hıçkıra ağladı Bayan S. Kısık sesle ağladı, kısık sesle de ağlanmıyordu ki! Haykıra haykıra ağladı. Şimdi bu yalnız evde onun göğüne uzattığı ne pembe bulutlar kalmıştı ne de o satırların içinde gülümseyen aşığın yüzü kalmıştı...

Aldı eline kalemi ve yazdı Bayan S.:

/Boğazımda düğümleniyorsun Bay T. Boşluğumun sancılı sınırsızlıklarını görmedin hiç. Yargılayarak baktın bana hep onlar gibi. Asılsız iddialarımı çürütecek  ispatlarla uğraştın. Ezdin onların altında filizlenen sevi çiçeklerimi. Biz onlara karşı mücadele ettiğimizi sanırken, hislerin dokunduğu anları hiçe sayarak, onlar gibi davranmıştık işte. Öldürmüştük o hisleri  ezilmiş dürtülerin, esir alan egoların ve kıs kıs gülümseyen yaraların yangınında.../

Daha fazla yazamadı elleri titremeye başladı ve bıraktı kalemi... 

Geçmez yapışkan bir acı değildi hayat. Sökülmez dediğimiz her şeyin üzerinden bir çok şey geçiyordu. Yeniden ölüp yeniden doğacaktı insan, her acıda. Yeni bir ben olarak dünkü benden bir adım ötede duracaktı. Düşecek, ayağa kalkacak ve yeniden yürüyecekti...

Mümkün değil dedi Bayan S. -Mümkün değil yıldızları koynunda uyutan bir rüya mümkün değil. -Boşuna bekleme..

20 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. eski yazdıklarımdan biraz hüzünlü..

      Sil
  2. Mümkün değil yıldızları koynunda uyutan bir rüya mümkün değil. -Boşuna bekleme..
    Neden böyle kelimeleri yan yana getirme kabiliyeti olan insanlardan değilim ki :(

    YanıtlaSil
  3. "niye yadırgayacakmışım hem
    sen bana inanırsın temmuzun ortalarıydı
    aldanacak bir şey yoktu, olmadı.
    gel demek neyse, su içmek neyse
    geldimse, bir bardak suyu içtimse
    hepsi de aynı şeydi aşağı yukarı...

    ilk duydum,, bir daha duymadım yağmurlar yağmadığını
    sonradan çizik çizik oldu neye baktımsa...
    sevda, bir işe benziyordu tahta tezgâhta...
    kirpikleri anımsatan,
    çocukların çizdiği güneşleri anımsatan
    kenevirden dokunmuş plaj örtülerini anımsatan
    en çok da ellerin üzerindeki kılcal damarları...
    sözgelimi yontardım, eğip bükerdim bir gece yarısını
    böyle olağan şeyleri pek sevmem...

    içkisiz günlerimizi anımsa..
    bindiğimiz hangi kalyondu ve anlatsana
    baş yanı bir köpek balığının dişlerinden
    arkası bir mırıldanma.
    bakkal çırağına benzer bir şeydi yokuş aşağı inen
    içinde yağ paketleri,
    peynir maydanozlar görünen
    elinde bir sepetle oydu.
    Ve işin en önemli tarafı
    sana söylenecek her şey söylenmiş olurdu.
    boşuna mıydı nedensiz gülmelerim,
    bir yandan yüreğim daraldıkca
    tam dediğim gibi
    bir daha karşılaşmamak
    bize özgü bir çoğulluktu...

    şimdi bu akşam üstlerini niye sevmiyorum?
    ne bileyim ben neden...
    üstelik bir sap menekşe iliştirmiş ağzına
    gidip geliyor durmadan
    sabahla akşam arasında.
    deniz ötemde,
    deniz içimde.
    Hayır hiç yadırgamıyorum yokluğunu!
    sarılıp gövdesine sımsıkı,
    bir kadın kendini doğurabilir isterse! " demiş üstad...Belki yıldızları koynunda uyutan rüya mümkündür, gökyüzünde yıllardır uyanmıyorlarsa...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir duygu sağanağına kapıldı kalbim,
      bir yitimin binlerce kıyımına gark olurken şimdi,
      sen tutup öyle bir anda,
      unutulmuşum dediğim saatte,
      bir kenara atılmışlığımın şarkısında,
      çıka gelirdin öyle büyülü, öyle içten, öyle dokunaklı..
      yazılabilirdi o rüyalar,
      kim bilir bir gün uyanıp yaşanadabilirlerdi..
      çok teşekkür ederim çok.

      Sil
  4. Düşecek, ayağa kalkacak ve yeniden yürüyecek.
    Bu yazıda kendimi buldum. Çok güzel yazmışsın!
    Kalemine sağlık. Sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  5. "Bütün rüyaların olabilmek ne güzeldir be sevgili.. " Bunu okur okumaz bir rüya gördüğümü hatırladım. Unutup gidecektim, canım rüyaya yazık olacaktı, teşekkürler =)

    Bay T. ve Bayan S.'in öykülerini okumak isteriz gene, çok hüzünlü. =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) unutmaa
      devamı belki olur neden olmasın, çok teşekkürler..

      Sil
  6. Can içim her kelime içime işledi sanki ;(
    Yüreğine sağlık :*

    YanıtlaSil
  7. Bir kere okunup sirt cevirilemeyecek kadar etkileyici olmus be Mavim, cok guzel...

    YanıtlaSil
  8. Düşecek, ayağa kalkacak ve yeniden yürüyecekti...''
    işte budur

    YanıtlaSil
  9. Çok güzel yazmışsın :))
    Cemal Süreya okurken heyecanlanmamak mümkün mü acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim eskilerden :)
      cemal süreya bir başka..

      Sil

 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram