30 Haziran 2013 Pazar

Gülün gölgesinde

- 6 yorum

"Hiç bir şey, gerektiği gibi, hiçbir zaman olması gerektiği gibi değil, dedi insanlar.
Müziğin sesi, sözcüklerin yazılışı.
Hiçbir zaman olması gerektiği gibi değil, dedi, bütün bize öğretilenler, peşinden koştuğumuz aşklar, öldüğümüz bütün ölümler, yaşadığımız bütün hayatlar,
Hiçbir zaman olması gerektiği gibi değiller, yakın bile değiller.
Birbiri arkasında yaşadığımız bu hayatlar, tarih olarak yığılmış, türlerin israfı, ışığın ve yolun tıkanması, olması gerektiği gibi değil, hiç değil, dedi.
Bilmiyor muyum? Diye cevap verdim.
Uzaklaştım aynadan.
Sabahtı, öğlendi, akşamdı.

Hiçbir şey değişmiyordu.
Her şey yerli yerindeydi.
Bir şey patladı, bir şey kırıldı, bir şey kaldı. "

                                                               Charles Bukowski
Devamı >>

29 Haziran 2013 Cumartesi

Blogumun ödülü:)

- 24 yorum


Bugün blogumun hediyesini kargodan almak beni tarifsiz bir mutluluğa sürükledi.
Çok teşekkür ediyorum emeği geçen herkese...
Sizleri çok seviyorum şeker parçalarım :)))


Devamı >>

27 Haziran 2013 Perşembe

Anne bakışı

- 6 yorum



Anne demek her şey demektir.
Daha da ilerisi olmalı.
Arkadaş,dost,öğretmen,her şey…
Onu hiç yargılamayacağım.
Aynı yollardan geçtiğimizi,aynı hisleri soluduğumuzu unutmayacağım.
Okuldan kaçacak ve ben bunu ilk kez görmüş,duymuş gibi davranmayacağım.Çünkü bende yaptım.
Aşık olacak,bunalıma girecek.Özel hayatına saygı duyacağım.Acısını yaşamasına izin vereceğim.
Annelik,gardiyanlık demek değil.
Benim kavramım da değil.
Eskimeyeceğim ve bu yüzden aramızda uçurum olmayacak.
Ben onun sahibi değilim ki.
Anne vasfına layık görülenim,yetiştirenim.
Uçması gerektiğinde,uçacak…
Düştüğünde hep burada olacağım.
Her ne olursa olsun !
Devamı >>

24 Haziran 2013 Pazartesi

-Murphy Kanunları-

- 16 yorum


-Aileniz sizin ders çalıştığınız zamanlarınızı değil, sadece çalışmadığınız zamanlarınızı görür.
-Bir şeyin istenme olasılığı ile gerçekleşme olasılığı ters orantılıdır.
-Trafikte bulunduğun şeritten ilerleyen şerite doğru geçtiğin zaman yeni geçtiğin şerit durur.
-İnsanların hayalleri hayallerde kalır.
-İstenilen şey hiçbir zaman gerçekleşmez.
-Sakınılan göze çöp batar.
-İnsanlar birbirini hak eder.
-Ekmek tereyağlı yüzü ile düşer.
-Hangi yüzüne tereyağı süreceğinize önceden karar veremezsiniz.
-Gülümseyin, ne düşündüğünüzü bilmesinler.
-Sizi izleyenlerin sayısı yaptığınız işin saçmalığı ile doğru orantılıdır.
-İyilik cezasız kalmaz.
-Her çözümün doğurduğu yeni problemler var.
-Bir şey yapmanız gerektiği zaman, öncelikle başka bir şey yapmanız gerekir.
-Her şey düşünce hızından daha yavaştır.
-Aptallığın gücünü göz ardı etmeyin.
-Bir işi ne kadar önceden planlarsanız, ters gitme olasılığı o kadar artar.
-Bozuk bir alet tamire geldiğinde çalışır.
-Murphy kanunları Ohm kanunundan daha geçerlidir.
-Diş ağrısı gece ve tatil gününde başlar.
-Borç alabilmek için, borca ihtiyacınız olmadığını ispatlamalısınız.
-Kimse başkasının yaptığı iş ile ilgilenmez.
-Yeni aldığınız donanım eskisini sattığınız an bozulur.
-Yanlış anlaşılmayacak kadar basit bir şey yoktur.
-Hiç bir şey göründüğü kadar iyi değildir.
-Sigaradan alınan zevk çevrede bulanan içmeyenlerin sayısı ile doğru orantılıdır.
-Sigara dumanı içmeyene doğru ilerler.
-Yemeğe oturduğunuz zaman izlediğiniz TV programı reklama girer.
-Karar verme anlarında eldeki bilgi miktarı kararın önemi ile ters orantılıdır.
-Önünüzde bulanan araç sizden yavaş gider.
-Kasislerin etkisi yavaş giden arabalaradır.
-Yarının işini asla bugün yapma.
-Ayakkabı ağırlığı yürüyüş mesafesine göre artar.
-Ayakkabıdaki kum tanesi basınca karşı en fazla basıncın olduğu noktaya doğru ilerler.
-Basit teoriler en anlaşılmaz şekilde izah edilir.
-Deney başarılıysa bir şeyler yanlış demektir.
-Anlamıyorsanız çok açıktır.
-Çok hızlı yükseliyorsanız bir yerde bir şeyler yanlış demektir.
-“Yaşam” siz başka planlar yaparken olan şeydir.
-Murphy’nin altın kuralı: Altını olan kuralı koyar.
-Değiştirilebilir parçalar değişince sorun çıkar.
-Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi!
-Zorlamayın, daha büyük bir çekiç getirin!
-İhtiyacı olanlara yardım edin, onlar sizi hatırlar, tekrar ihtiyaçları olunca.
-Kendi işini yapmayanlar için hiç bir iş imkansız değildir.
-Diğer tüm seçenekler tükendikten sonra insanlar mantıklı davranırlar.
-Gezegendeki toplam zeka bir sabittir; nüfus artmaktadır.
-Tüm genellemeler yanlıştır.
-Gizli hata gizli kalmaz.
-Duruma göre!
-Aptalsa ve çalışıyorsa, aptal değildir.
-Asla, asla deme!
-Bekleyin, hasar verdikten sonra geçer, hasar fazla ise bekleyin, tekrar gelir.
-Şans en şanssız zamanda kapıyı çalar.
-Eşsiz şeyler birbirinin eşidir.
-Yağmur yağsın diye araba yıkadıysanız işe yaramaz.
-Tırnaklarınızı kestikten bir saat sonra tırnakla yapılacak bir iş çıkar.
-Her kurumda işlerin nasıl yürüğünü detayları ile bilen biri var. Bu kişi hemen işten atılmalıdır.
-Özür dilemek, izin almaktan daha kolaydır.
-Sıcak tencere ve soğuk tencere aynı görünür.
-Salamı seven ve yasaya saygı duyanlar bunların nasıl yapıldığını asla izlememelidir.
-Problemlerden kurtulma konusunda usta olan doktorlardan uzak durun!
-Bağışla ama unutma.
-Kendi fikrinizi önemli birinin fikri imiş gibi sunarsanız kabul edilme şansı daha fazladır!
-Hareketli nesneler yanlış yöne doğru hareket ederler, durağan nesneler yanlış yerde dururlar.
-İşler şansa bırakılsaydı daha iyi olurdu.
-Herkes sinirlerini kaybetmişken sakinliğinizi koruyorsanız belki de durumu anlamıyorsunuz.
-Size bir iyilik yapmak için yaklaşan birini görürseniz, kaçın.
-Tüm garantiler ve para iadesi taahutleri, ödemeyi yapmak suretiyle bozulur.
-Önemli olan olaylara takmayı başardığınız isimdir, olayların kendisi değil.
-Anlattığın birşeyin dinlenme ihtimali, anlatma isteğinle ters orantılıdır.
-Aşık olduğun kişi hep başkasına aşıktır.Zaten sen de hiçbir zaman sana aşık olan kişiye aşık olmazsın.
Devamı >>

23 Haziran 2013 Pazar

Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine

- 8 yorum
                         

IV

(....................)

"Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili"

                                                                                                                 
                                                                                                                                           Sezai Karakoç
Devamı >>

21 Haziran 2013 Cuma

Adamımdan

- 18 yorum

Büyük hayaller kuralım sevgilim! 
Ben şimdi böyle yapıyorum.
Tertemiz bir şehirde, asfalt caddeler üstünde, dibinden metrolar geçen, üstünden kolosal otobüsler uçan, muazzam, eğlenceli bir şehirde, seninle yaşamak istiyorum.
Yazılarım bize yaşamak için lazım olanı getiriyor. Büyük kahvelerde çay içiyor, temiz lokantalarda kolalı peşkirlerle yemek yiyor, latif rayihalı şaraplar içiyor, tertemiz bir yatakta seni kollarımın arasına alıyor, sana:


- Bütün mesut şehir uyudu, uyuyalım sevgilim, diyorum.



Sabahleyin bitlilerle dolu, kimsenin kimseye hürmet etmediği, kimsenin kimseyi hürmete layık bulmadığı, istismar edenin, çalanın zengin ve bahtiyar  olduğu; esnafının azgın, zengininin deli, haris, egoist, gaddar, fakirinin kayıtsız, sersem olduğu bir şehirde, işin kötüsü sensiz, oldukça kirli bir yatakta uyanıyorum."





                                                                                                        Sait Faik Abasıyanık,
                                                                                                    Büyük Hülyalar Kuralım’dan.
Devamı >>

19 Haziran 2013 Çarşamba

Başucumda Müzik, Kürşat Başar

- 11 yorum

Kürşat Başar'ın okuduğum ikinci romanı. Roman küçük yaşta kendi isteğiyle aniden evlenmeye karar veren bir kadın kahramanın ağzından anlatılıyor. Başlarda durağan bir evliliğin aksi yansırken kitaba, ortalarda yeni filizlenen yasak bir aşkın hareketliliği, ruhu yansıyor. Bir erkek yazarın bir kadının dilinden, ruhundan sözcükleri ustalıkla aktarması insanı gerçekten şaşırtıyor. Kitap hüzünlü bir aşk yolculuğunun yanında hayata dair pek çok öğretiyi de hatırlatmaktan geri kalmıyor.

"Hatırlamak yorucudur. Ama başarabilirseniz, hiç unutmazsanız, kaybettiklerinizi, resimleri, ayrıntıları, yüzleri,kokuları, sesleri hep yanınızda taşırsanız artık onları hatırlamanız gerekmez, çünkü onlar hep sizinle kalır.

    Eğer günün birinde, gerçekten de bir başkasına, “her şey silindi ve artık yalnız sen varsın.” diyebildiyseniz ya da bunu gerçekten hissettiyseniz, bunun yalnız ayaklarınızı yerden kesen değil, aynı zamanda ne korkunç bir duygu olduğunu da bilirsiniz.

  Hepimiz kalbimize saplanan gizli bir okla sokaklarda yürüyüp giden şu insanlardan çok farklı olduğumuzu, bulutların üzerine çıktığımızı sanmaz mıyız? Okun acısını duyana kadar tabi…

       İsterdim ki o hayatın içinde, ikimizin arasında gizli kalan hiçbir şey olmasın. Birbirimize, kızacağımız, duymaktan korkacağımız, kişinin belki kendisine bile asla itiraf edemeyeceği şeyleri bile anlatalım.O kadar çıplak kalalım,bütün o yıllarca kurmaya çalıştığımız benliğimizi öylesine unutalım ki artık ayrı insanlar olmaktan çıkalım. Karşımızda sürekli açılan kapılardan hiç korkmadan, sonunun ne olacağını düşünmeden geçip o gizli dehlizlere girelim.

İçimde hiç nedensiz bir his vardı. Sanki onunla öyle bir şey bulacaktık ki yalnızca ikimize ait, ikimizi buluşturan,bizim farkında bile olmadığımız, yalnızca bize verilmiş ve ancak bir araya geldiğinde hayatın coşkusunu ortaya çıkartacak iki ayrı parça…
   
Yazık ki insan, hayatın, hızla ileriye sarılan bir görüntüler kuşağı, bir an sonra geriye bir kez daha bakmasına bile izin vermeden bitebilecek bir oyun olduğunu, ona verilmiş bu bilinmez zaman parçasında karşısına çıkan rastlantıların içinde onu en çok mutlu edenleri bulduğu an geriye kalan herşeyi boşvermek gerektiğini bilse de, yapamıyor. 

      Erkeklerin ne yapacağı belli olmaz, belki de onlardan bir şey beklemekle hata ediyoruz, sürekli bir şeyler yapmalarını bekleyerek asıl güzel olan anları da bozuyoruz.

Keşke, yaşamdan sonra sonsuz bir hayat bekleyen eski firavunların geleneğini izlemek yerine, onun burada, yepyeni bir ülkenin umutlarını taşıdığı günlerdeki alçak gönüllü, sıcak evini korusaydık, ölümü değil de hayatı bu kentin simgesi yapabilseydik. Keşke, bütün evlerden onun gibi pek çok insan çıkabileceğine inansaydık. " 
                                                                                                                      Kitaptan



Devamı >>

15 Haziran 2013 Cumartesi

The wall 2

- 20 yorum

"Babam derdi ki bizim zamanımızda bir insanın efendiliği kitaplarından anlaşılırdı; oysa bugün geri vermediği kitaplardan anlaşılıyor."
                                                                  Faulkner

"Doğru sözcüğü bulamayacak kadar yorgunum artık."
                                                                   Samuel Beckett

"Biz o kadar korkunç bir şey yapabilseydik de kimse kalmasaydı cehennemde bizden başka."
                                                                              Faulkner
"Aşk, gerçekliğin ilk ışığında yok olacak bir sistir."
                                                                                    Charles Bukowski

“Gerçek hayat, tamamıyla buluşmadan ibarettir’. Buluşmak, karşılaşmak. İnsan ötekiyle karşılaşarak var olur. Ötekinin bakışıyla, ötekinin yüzünü bana çevirmesi, beni dinlemesiyle. İlişkiyle. Sadece ilişkiler vasıtasıyla kendimizi dünyaya ve başkalarına tamamen açarız. Başka bir insana bağlanabilmek için ona açık olmam gerekir. Olmamızı gerektiğini düşündüğümüz kişi olmak arzusundan sıyrılarak, gerçekten olduğumuz kişi olmaya izin vererek. Gerçekte kimim ben? Gerçekte olduğum kişi olmak, yani olduğum gibi görünmekle sahiciliğe adım atarım. İncinmeyi göze alarak.”
                                           Kemal Sayar - Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
“İnsanları kendilerine rağmen sevebilirdim. Benim sevgimden ancak insanlıklarından vazgeçerek kurtulabildiler. Ve işte sonunda istedikleri gibi, benim için bu kez yabancı, bu kez hiç olup çıktılar

Herşeyden kopartılmış olan ben, ben kendim neyim?”
                                                                 Jean Jacques Rousseau - Yalnız Gezenin Düşleri
“Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmağa devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için, insanın bazı eksik yönleri olmalı.”
                                                                                       Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar 
“Benimle yarına gelecek olsaydın; Seni dünde bırakmazdım.”
                                                                                Tom Robbins

“Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler…”

                                                                                                    Hint Felsefesi


"Sevgi; iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması, dolayısıyla her birinin de kendisini varlığının özünden tanıması durumunda doğabilir ancak. İnsan gerçekliği de, canlılığı da, sevgisinin temeli de işte bu “özden tanıma” yaşantısında yatar. Böyle yaşanan sevgi sürekli bir meydan okumadır; bir dinlenme yeri değil, tersine, birlikte oluşma, büyüme ve çalışmadır; uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü olup olmaması bile önemsizdir artık; temel gerçek şudur: İki insan birbirlerini varlıklarının özünden tanırlar, kendilerinden kaçmak şöyle dursun, kendilerini buldukları için bir olurlar. Sevginin varolduğuna bir tek kanıt vardır ancak; bağlılığın derinliği, seven kimselerin canlılığı ve güçlülüğü; Budur sevginin bulunduğunu gösteren meyve."

                                                          Erich Fromm, Sevme Sanatı

"Yaşamını bir şey beklemeden yaşayacaksın.
ne çok şey beklediğini biliyorsun;
gene, bekleyeceksin onları (elinde değil bu);
ama beklentilerinin ne ifade ettiklerini,
ne anlama geldiklerini -beklediğin, beklediklerin de, birgün tutup gelirlerse, onların da ne ifade edeceklerini, ne anlama geleceklerini- bilerek yaşayacaksın."
                                                          Oruç Aruoba


Devamı >>

14 Haziran 2013 Cuma

Kopuk uçurtma

- 4 yorum

"-Günahlarımın ağırlığına dayanamıyorum Olric. Neden beni uyarmadın?

-Buna hakkım yoktu efendimiz. Öyle güzel gürlüyordunuz ki. Size kapılmamaya imkan yoktu. Çevrenizdeki bütün sahtelikleri öyle güzel aydınlatıyordunuz ki. Bir daha göremeyecekler sizin gibi bir devi efendimiz.

-Onların küçük yaşantılarının içinde bende küçülmedim mi Olric? Ucuzluk bana da bulaşmadı mı?

-Hayır, efendimiz. Öyle içten yaşadınız ki. Bu kısa süren aydınlıktan yararlanamayacaklar ne yazık ki. Acıtmayan karanlıklarına dönecekler. Onların, hissedemedikleri acılarını da siz içinizde taşıyacaksınız. Güzel bir rüyadan uyanmanın tatlı şaşkınlığını yaşayacaklar bir süre. Sonra unutacaklar. Unuttukları için de unutulacaklardır. Kendi güzelliklerini de -eğer güzellik varsa- unutacaklardır. Yalnız sizin içinizde yaşayacaklardır: bunu bilmedikleri için de, yaşadıklarını da bilmeyeceklerdir. Alışkanlıktan başka bir şey bilmedikleri için, sizin yokluğunuza alışacaklardır.

-Anlıyorum Olric. Neden daha önce söylemedin bana?

-O zaman yaşayamazdınız. Siz her şeyi yaşamalısınız efendimiz. Bütün güzellikleri görmelisiniz. İçinde en küçük güzellik olan bir şeyi bile tanımalısınız."
                                                                                      Oğuz Atay - Tutunamayanlar
Devamı >>

10 Haziran 2013 Pazartesi

Kendine yetme biçimleri 1

- 6 yorum

“Senin içinde yok edilemez, ölümsüz, sonsuz bir  şey var. 
Onu bilmek özgür olmaktır, tüm hapishanelerden özgürleşmektir.
Bedenin hapishanesinden, zihnin hapishanesinden,
senin dışında var olan hapishanelerden.”  
- Osho-

Bu da geçer diyor her zaman böyle kalacak değil ya... Olayın, acının  en merkezindeyken nedense hep öyle kalacağını düşünüyordu tüm insanlar gibi... Birilerinin sırtını sıvazlamasını ya da bir kaç bilindik teselli cümlelerini söylemesini de istemiyordu..

Akşam üstü pembeye çalan bulutların görüntüsünü yok etmeye çalışan büyük toz fırtınası gibi geliyordu kontrolsüzce yaptıkları... Pembe bir düşe gölge düşüren fırtınalar gibiydi yenik düştüğü yargılar... Umursamazlığa vurduğu anlamamazlıklar... Hepsini toplasa şimdi ya da ayrı ayrı parçalara ayırıp yeniden sentezlese daha kötü yollara çıkacağını biliyordu... Aymazlığa vuruyordu kendini...

Ak denizlere yol almak için yelkenlilerin onu almasını bekliyordu. Evrenle konuşmalarını, yakarışlarını, dualarını unutmuştu günlerdir. Sanki bilmediği bir  yolda kaybolmuş bir çocuk gibi ellerinden tutulup ailesine götürülmeyi bekliyordu. İşaretler arardı önceden ona gönderildiğini düşündüğü işaretler. Bu işaretlerle evrenin ona bir ileti gönderdiğini tahayyül ederdi. Bu işaretlere bağlı olarak güzel olumlamalar yapardı evrenine. Karşısına çıkan iyi ve kötü olaylara kızmazdı, onların ruhsal gelişimine yardımcı olacağını düşünürdü hep. Peki ne olmuştu da bu inandığı düşünceleri unutuvermişti?

Hayatında yolunda gitmeyen bir şeyleri değiştirme ve onları iyiye kanalize etmek için mücadele etme gücünü kaybetmişti. İnsanların, olayların onu çekmek istedikleri yere düşünmeden, sorgulamadan varmıştı. Orada kalmak ve aynı ezginin bozuk nakaratını söylemek daha kolayına geliyordu.

Dünyada 'Enerji bütüne aittir' yasası vardı. Yani çıkan enerji çıktığı kaynağa geri dönerdi. Günlerdir negatif enerjiler yaydığını ve karşılığında bu negatif enerjileri aldığını  yeniden fark etti. Üzülmedi bunu fazlasıyla yapıyordu çünkü. Kalktı, duş sayısını arttırdığı bu günlerde ılık bir duş aldı, güzel kokular sürdü ve bir tütsü yaktı.
Bir metafizikçi gibi olmalıydı insan. Dışında var olan ve kendine akseden olayların, algılayışların kendi iç dünyasından kaynaklandığını unutmamalıydı. Akışın, kalabalığın ve çevredeki enerjilerin bunu unutturmasına izin vermemeliydi. Zihin, beden, ruh birliği çok önemliydi. Yazdı bunları yeni aldığı defterine ve her gün bu şekilde yazıp kendi içini temizlemeliydi.

Elleri arasına alıp başını tekrar düşündü.Neden buradaydı ve eksikliğini duyduğu şey neydi? O eksiklik aslında kendini tanıştıracaktı ona, kızmamalıydı. Bunu kendi eksikliği gibi düşünmemeliydi. Yeniden yazdı beyaz bir sayfaya:

'Hayattaki amacını unutma, herkes bir görev için burada. Olabildiğinin en iyisi olmaya gayret et. Herkes birilerinin hayatında bir ışık, sen aydınlatırken kendini de aydınlatıyorsun, karanlığa aldanma.
Yürü yürü ışığa yürü...'

Devamı >>

9 Haziran 2013 Pazar

sen çok anlamlı bir şiirsin..

- 8 yorum



"Böylesi çok iyi, değiştirmeyelim hiçbir şeyi!"
Bunu mu diyelim güle oynaya?

Bardağı görelim de ölmeyi mi seçelim susuzluktan?

Boşunu mu alalım dururken dolu bardak?
Soğukta oturup kalmışlar vardır hani,
hani, bir şey istemeyen kişiler,
onlar gibi mi yapalım,
onlar gibi, "biz dışarıda kalsak?" mı diyelim
hoş olsun diye şu bayların gönlü,
bize günlük nafakamızı veren hani şu ...


Bizce en iyisi, kalkmak, yeter artık, demektir,
vazgeçmemek için kırıntısından bile yaşamanın,
karşı çıkmaktır var gücümüzle acıyı doğuranlara,
yaşanır kılmaktır dünyayı tüm insanlara!...


                                                   Bertolt Brecht
Devamı >>

Bir sanrı ile konuşmalar

- 12 yorum

Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili 
Dünya yordu bizi. 

Benim de söyleyemediklerim var. 

Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.

Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu geldikçe anlıyorum ki, 

Biz,

bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.”
Birhan Keskin
Ulaşılabilir mi insanın içindeki ıssızlığa? Ya da ıssız kalsa insan duyumsanabilir mi?
Gerçekten gülünebilir mi dünyanın sert zeminlerine çarptıktan sonra?

Parçalı bulutlu bir gök ile başlıyor güne. Elinde kahvesi ve odanın her yanına dağılmış düşünceleri, soruları...
Aynaya bakıp gülerken kendine ve gülerken düşüncesizliklerine, 'ellerin gerçek olmalıydı' diyor. Sonra ona ulaşamayan ruhu dalgalanıyor, acıyor kendine.Boş bir deniz için yelkenler dolusu umutlar biriktiriyor. Kesif bir karanlık abanıyor üstüne, üşüyor, üşüyor,üşüyor. Kimse yok biliyor. Boşluktan boşluğa geçişlerde nefes alıyor. Her baharda hayali kahramanların, hiç olmadık masallarını okumaya yelteniyor. Bu ya bir kitap kahramanı oluyor ya da bir film kahramanı... Onları okudukça, izledikçe hiç olmadık hayallerde katlediyor saf inanışlarını...
Kapıya yöneliyor onu hem alttan hem de üstten kitliyor. 'Gelmemeliydi aklıma ya da iliştirmemeliydim yaşamıma' diyor. Bazen olması gerekenlere insanın karşı koyamadığını görüyor... Zihnini kitlemeyi ve aykırı kahramanlara açmaması gerektiğini yineliyor kendine.

Geçiyor mutfağa, masada bir dilim ekmek kesiyor, kahvaltısını hazırlıyor hiç canı istemezken. Zorunluluklarla, sorumluluklarla çerçevelenmiş hayatının gereklerini yapıyor sorgulamadan. Hayatından da bir dilim kesmek istiyor, sadece ona ait olan bir kaç gün belki... Bir kaç gün yazın kaldığı eşyaları eski eve sığınmak, denizi izlemek, durulmak ve kendini sıfırlamak istiyor. Fazlalıklar var içinde, bir yerde düzeni bozan bir nota var. Her yana dağılmış hayal kırıklıkları, o kırıklıklardan ona yansıyan çağrışımlar var.
Ceplerinde yitik aşkların yitirilmiş öyküleri var. Kalkıyor masadan, karşısında bir anda beliren hayalden kaçıyor. Pencereden ona ulaşan manzaraya bakıyor, bu sefer hayal balkondan onu çağırıyor. Bu çağrıdan kaçış olmadığını anlayınca balkona yöneliyor.

Açıyor balkon kapısını gidecekmiş ve bir daha dönmeyecekmiş gibi bakan o hayalle konuşuyor. Uzun uzun onu izliyor. 'Gitme, bütün sabahlar gidişini hatırlatacak' diyor. Hayal ise  usul usul ellerini saçlarında gezdirip kadının ve gözlerine bakarak: 'Sadece bir zamana ait olmalısın' diyor ve uçarak göğe doğru küçülüyor. Kadın bir süre sessiz sessiz bakıyor göğe. Orta çağ savaşları sonrası gibi kalan kalbini duyuyor. Birbiri içine girmiş zaman odalarından geçiyor. Sonra balkondaki bambu sandalyeye oturup şehrin manzarasına bakıyor ve Tanpınar'ın dizelerini okuyor kısık bir sesle:

"Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim."

Hiç bir sözcüğün kalmasın üzerinde... 

O bunları yazarken fonda bu müzik çalıyordu...
Devamı >>

6 Haziran 2013 Perşembe

- 12 yorum

"Küçükken herkes akıllı, ben aptalım sanırdım.
Biraz büyüdüm; herkes aptal ben akıllıyım sandım.
Uzun zaman önce; “herkes kör, bir ben mi görüyorum?” diye sordum.
Akabinde; “bir ben görüyor, bir ben duyuyor olamam!” dedim, sorguladım.
Şimdi ise; sayesinde, hakikatin neresinde durduğumun farkındayım….
Hatırladım…
Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak eder seneye yazılacak kıtapları?
Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen niçin merak eder diğer gezegenlerdeki hayatı?
Geçmiş ve bugün ne zaman bitirildi de gelecek sorgulanıyor?…
İşler hala kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslararası ilişkilerde…
Her ülkenin sınır komşuları dost ve kardeş düşman ülkeler…
Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız! 
Oyunları savaş gibi görenler savaşı da oyun gibi görüyor elbet…
Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş…
 "
                                                                                                          Y.E.

Devamı >>

5 Haziran 2013 Çarşamba

Gülce'nin dilinden bugün

- 16 yorum

Bugün benim için önemli bir gün. Birincisi Miraç kandili, bu kandilde tüm insanlar için birlik, beraberlik, barış, sevgi ve dayanışma istiyorum Allah'tan.
İkincisi, bugün Dünya Çevre Günü. Herkesin çevre gününü kutluyorum. Daha temiz ve yeşil bir dünyada büyümek istiyorum. Herkesin duyarlılığının arttığı bu günlerde insanların kendi adlarına bir ağaç dikmesini istiyorum.


Sahnede ben

Bu gün münasebetiyle okulca çok güzel bir program hazırladık. İnsanların çevreye duyarlılığını anımsattık ve artık malzemelerden yapılmış elbiselerimizle bir defile yaptık. Çevre demişken, günlerdir insanların bir park için kavga ettiklerini gördüm televizyonda. Annemle babam sürekli televizyona yapışmış bir vaziyette, olan biteni izliyorlardı. Bense meraklı gözlerle onlara bakıyordum.

                                                              Gösteri sonrası 

Geçen gün annem arkadaşı ile konuşuyordu. İnsanlar bir parkla, uyandıkları uykudan uyanmışlar. O parkın ağaçlarına sarılmışlar. Sonra  günlerce toprağına bakmışlar o parkın, toprakla oynayıp onu eşelemeye başlamışlar. O toprağın altına gömdükleri tüm haksızlıkları fark etmişler. Her görüşten insan, bu haksızlıklar için, daha adil, daha aydınlık  bir ülke için mücadeleye başlamış. Bu mücadeleyi duyması gereken büyükler duymuyorlar, görmüyorlarmış.Onlar, o insanların kafa renkleriyle kavga ediyorlarmış. Ben anlamıyorum bu olaylardan ama kavganın bitmesini ve orada direnişte bulunan insanların gülümsemelerini istiyorum artık.

                                                 Canım öğretmenim ve sevgili arkadaşlarım

Dönelim programımıza...İlk defa büyük bir salonda tüm insanların gözü üzerimdeyken sahneye çıktım. Annem bana artık malzemelerden balerin elbisesi yapmıştı. Onunla sahnede hiç heyecanlanmadan yürüdüm. Çok güzeldi ışıklar, sahne ve meraklı gözlerim .Sahneye çıktığımda annemin gözleri doldu.
Etkinlikten sonra arkadaşlarımla resim çektirdik. Annemin arkadaşı Bedia teyzem ve onun çok sevdiğim kızı Binnevş bu güzel günde bizimleydi.Yemek yedik, dondurma yedik ve Binnevş'le yorulana kadar oynadık. Çok yorucu ama çok güzel bir gündü.

                                      Gösterimin görünmeyen  kahramanı annem ve ben
Devamı >>

3 Haziran 2013 Pazartesi

AKDENİZ ŞİİRLERİ

- 16 yorum

"Sen Deniz Gök, 

Bir an dursanız uykuda

Büyür bir yosun geceye karşı.

Tedirgin olur ölüler

Bir an yaslansanız karanlığa,
Sen Deniz Gök. 

---------------------

Dalarım engine
Ki yaşadığım
Anladığımdır.

Roma'yla Kartaca'nın arasında

Yüzer, sevgi sevgi
İstanbul.

Böler bir kuş düşüncemi ikiye

Maviden
Yarıda kalır içki.
---------------------
Dersin ki
Ellerimize değecek
Yıldızlar
Büyüyecek büyüyecek de.

Dersin ki

Bir aydınlığı var
Sevgililer için,
Karanlık sessiz de.

Dersin ki

Uyuyamıyorum
Yalnızız
Gece, mavi de.
---------------------
Sessizdi yeryüzü
Yeryüzünde biricik Akdeniz vardı
Akdenizde
Yalnız ikimiz.

Beni seviyor musun dedim,

Yumdu gözlerini uzaklığa,
Tam sorulacak an, diye gülümsedi,
Tam sorulacak yer.
---------------------
Bir kocaman yeşil bir kocaman boz
Yellerde
Çarpar birbirine çarpar enginlere dek.

Dalgaların ucunda yıldızların ucu

Her köpük bir fırtına
Her köpük bir evren.

Su deniz su gök gizlenebilir

Seni sevdiğim
Gizlenemez.
---------------------
Havaya da yalıma da ağaca da benzer ama
En çok suya benzer
Sevgimiz.

Morluğun acısı var sonu yok

Karışır yaşamımıza
Kendiliğinden.

Herkes ölünce toprak olurmuş

Hayır hayır
Bizim su olacağımız besbelli.
---------------------
Akdeniz enginlerde kararmaktadır
Ama
Ben
Öyle maviyim ki.

Akdeniz bir gitmişlikle eski, uzak,

Ama
Ben
Sahibi gibiyim yıldızların.

Akdeniz seni bir daha yaratamaz

Ama
Ben
Seni bir daha sevebilirim.
---------------------
Deli gibi bir gürültü, ansızın,
Yırtılırcasına yarılır sessizlik,
Düşünür Akdeniz.

İşte uçaklar geçer havalarından

Kalır mavilik üstünde apak izleri,
Akdeniz anlar ve sever.
---------------------
Denizdir,
Her akşam üstü
Bütün düşüncelerde
Gelip gider.

Seninle

Acısı
Uzunluğu
Aksi.

Ve gece yarısıdır bu masmavi şey,

Senin
Uzaklarda
Unuttuğun sessizlik.
---------------------
Duymuştun
Bu türküyü
Çok eskiden de.

Bu türküyle anlarsın yelden

Yeşilden
Kadırgaların dibindeki sessiz yosunları.

Bu Akdeniz dalgalarında bu türküde sen

Varsın ışıl ışıl
Ve yoksun biraz.
---------------------
İyice düşün bu bütün yaşamamızdır."
                                                
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram