25 Kasım 2012 Pazar

Yazılmayanı Yazma

 

                         "Çok az insan hayal ettiğini yaşar.Çok azı söylediklerini yapar.
                           Yazar,yazdığı kahraman değildir.
                           Balzac olmayan her şey,Balzac'ın kitaplarındadır..."
                                               
      Bazen hayat yeni bir deftere başlamak gibidir.Yazılmamışları yazma gayretinde,notlarını hızla yetiştirmeye çalışan bir öğrenci çevikliğiyle yazılmaya çalışılan ama bitmeyen.Bazen uyuşuktur hayat,perşembelerin hep cuma olmasını dileyen ve o günün ağırlığından hiç bir şey yapamayacak kadar şarjsız,halsiz duruma gelen.Onu renklendiren,ayaklandıran hayallerdir,her gün belli zamanlarda çıkılan kısa,ancak dokunuşu uzun soluklu olan hayallerdir.
      
     Herkesin beklentileri,hayalleri,yaptıkları yapacakları vardır.Bunun yanında çevrenizde enerjinizi çalmaya çalışan hırsız,nursuz insanlar ve olaylar silsilesi sizi yenik düşürmek için her gün yerlerini alırlar.Siz de farkında olmadan  o kaosun içinde hazırlanırsınız yaşama her gün.Sonra anlardan bir an o insanlardan "her şeyin en iyisi,en güzeli olmak için uğraşıyorsun,çok hırslısın" naraları çarpar koridorlara.Hafif bir tebessümle bakarsın o birbirini tanımadan yargılayan,kin büyüten kararmış yüreklerin siluetine ve birbirlerine karşı bastırdıkları  duyguların çarpışmalarına şahit olursun,uzaklaşırsın o koridorlardan.Yumulursun hayatın seni çeken en sakin alanlarına.En gürültülü bölgelerde yuvalarından fırlamış gözler,dengesini kaybetmiş kişilikler,tahammülsüz,başkalarının düşüşünden,acılarından haz alan zavallılar görürsün.Öteye en öteye gidersin,uzaktan bakarsın onlara.Görmezden gelme oyununu oynarsın.Ağır oyunlardan biridir yani oynadığın kişiye ağır gelir.Oynayana da çok ağır gelmez aslına bakarsan çünkü kaybettiklerinden çoktan payını almıştır o kişi.Ağırlık diye bir şeyi yoktur.
    
     Bütün çabalarının kocaman bir hiç olduğunu gördüğün zamanlarda,o enkaz zamanlarında yaftalanırsın kendini bilmezlerce.Bütün kırılmaların konağı olmuşsundur.Yeniden kalkacaksındır,yeniden başlayacaksındır her şeye bilirsin.Zor olduğunu bile bile o kırılmalarla yıkanmaya izin vermeden bir sonraki durağa gidersin.Bir sonraki durak,bir sonraki durak derken yığılan kırılmalar ansızın bir akşam küçük bir sözde vuku bulur kendine.Tüm vantuzlarınla emmek değil de dışarıya akıtmak istersin o kırılmaları,hönkürerek kimsenin görmediği yerde ağlamak ve kusmak onları.Kimsenin görmediği yerde çünkü ağlamak acizlik derler adama,bilirsin.Anlatamazsın birikenleri ve bu da koyar içinde hassas çiçek haline gelen çocuğa.İç sesler koron yükselir.Sonra bütün o kırılmaları yazarsın parşömenlere en sonuna ex oldu(exitus lethalis) yazarsın.İç sesler korona da söylettirirsin,her canlı kalan kırılmalar ölümü tattı,tadacaktır dersin.
     Sarı bir sonbahar öğleni,hafif yağmurları karşılarken toprağı eşeler o parşömenleri gömersin en derinine toprağın karnının.Artık senden çıkmıştır o kırgınlıklar sana ait değildir,senin bir parçan değildir.Tüy gibi hafif bastığını düşünürsün yeryüzüne.Çürümüş halihazırda bekleyen kalıntılar kumaşını koca bir makasla kesip uzaklaştırırsın şimdinden.
      
        Yazarsın,yazarsın aynı döngüde aynı kıyıda büyüyen sözlerde kıvrandığını düşünürsün.Olsun bu bir saha,bu bir antreman ve özünü bulma,üslubunu oturtma süreci.Evet bir gün kendin olmayan her şeyden sıyırıp öyle bir usla konuşturursan kalemini o zaman gerçekten yazmış olacağını söylersin kendine.Yazdıkça yazılmayanı bulacak ve yazılmayanı yazacağım dersin.

4 yorum:

  1. çok çok çok güzel bir yazı olmuş her yazdığında çizdiğinde birşeyler bir cümle bir dize bende yer buluyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalplere dokunmak çok güzel.

      Sil

 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram